1. YAZARLAR

  2. Yaman ADAM

  3. Zoraki Yolculuk
Yaman ADAM

Yaman ADAM

Yazarın Tüm Yazıları >

Zoraki Yolculuk

A+A-



Bir Ramazan iklimi daha eksildi ahir ömrümüzden ve bir bayramı daha geride bıraktık. PKK ve trafik terörüne yüzün üzerinde kurban ve bine yakın yaralı verdik. Nice ocaklara ateşler düştü. Ölenlerimize Allah(cc)’tan rahmet, yaralılarımıza hayırlı acil şifalar, yakınlarına ve milletimize de sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.

Ramazanda elleri ayakları bağlanan şeytanlar artık özgür oldular. Zincirlerinden kurtuldular; insan şeytanlarla işbirliğine, yeni stratejiler geliştirerek devam edecekler. Asıl şimdi dikkatli, tedbirli, temkinli, uyanık olmak durumundayız.

Dünya yolculuğumuz zoraki devam ediyor; yanlış yollara sürülmüş köleler olarak. Piramitlerin en tepesindekilere hizmet ederek…   Bu yolculuğu istediğimiz zaman doğru mecrasına oturtabilir, bu yanlış yoldan istediğimiz anda ayrılabiliriz. Buna gücümüz var, var olmasına da niyetimiz, kararlılığımız var mı?

Fıtratımıza uygun hareket ve yaşam tarzıyla, Sünnetullah’a sadakatle. Hicrete, cihada, şehadete hazır olarak gelecek nesillere özgür bir dünya bırakmaya niyet edebilir; Ebu Zer(r.a)ce bir tavır alabiliriz.  Âdetler yerine ayetlere sarılmayı, bağımlılık ve alışkanlıklar yerine sünnetlere sarılmayı denemedik. Ama sünnetçikler inşa ettik sünnetleri yozlaştırarak.

Para biriktirme, hayat standardını yükseltme, daha çok kazanma, daha çok yaşama çabalarından feragat edemedik. Kendini tanıma, rabbini tanıma, ne için varsın, kim için yaşıyorsun; araştırmayı, okumayı, sorgulamayı, en azından düşünmeyi deneyebildik mi? Hak gibi gösterilen batıl yaşam ülkesinden ulaşılamaz, yaşanılamaz, dayanılamaz gibi algılanan huzur ülkesine hicrete cesaret edebildik mi?

Krizlerle, günlük uğraşlarla, kovalamacalarla, döviz, altın fiyatlarıyla, borsayla, daha geniş bir ev, daha yeni model bir araba, daha büyük bir şirket, daha yüksek bir rütbe, daha yumuşak bir koltuk, daha rahat bir emeklilik koşuşturmalarıyla, tüketim çılgınlığıyla bereketsizce kirlettiğimiz ömrün boş bir halkasını yakalayıp gerçekten Allah (cc) için tuttuğumuz oruçlu bir günün eşref saatinde ya da içten, yürekten bir “Allah (cc)!” dediğimiz mübarek bir gecenin duâların kabul edildiği ânında kendimizi dinleyip, bu gidişin nereye varacağını kestirebiliyor muyuz?

Dayatılmış kuralların, şablonların, duvarların, levhaların,  yol işaretlerinin, dünyevî cezaların cenderesinde geçirilen çorak ömrün sarhoşluğundan kurtulmayı; yeryüzünde küresel zulüm imparatorluğuna soyunmuş kan emici, saldırgan şirketlerin, holdinglerin yazdığı senaryolarda figüranlığa devam mı edeceğiz?

Yeryüzü, yeryüzü olalı bu kadar zulme, bu kadar acıya, bu kadar gözyaşına, bu kadar sefalete, bu derece sömürüye, bu kadar soysuz bir soykırıma, bu kadar kanlı katliamlara şahit olmadı. Barbarlık, şiddet, açgözlülük, hırs, rekabet, kan dökücülük, kin ve nefret bu ölçüde zirve yapmadı. Tarihin hiçbir döneminde bu derece haramdan ve kan emicilikten semizleşmiş göbekliler ve ensesi kalınlar olmadı. İnsanlığın evrensel değerleri bu derece yozlaştırılıp çarpıtılmadı. Bugün dünya adeta hastalıklı insanlar hapishanesine döndü.

Küresel dünya hapishanesinin bize uygun görülen koğuşunun bilmem hangi hücresine tıkılıp kaldık.  Hiçbir seçme hakkımızın olmadığı, içinde doğup büyüdüğümüz kukla devletler, kukla kurumlar, kukla makamlar, kukla rütbeler, kukla holdingler, kukla şirketler, kukla partiler, kukla dinî liderler, kukla sosyal sınıflar ve neticesinde kukla fikirler, kukla değerler, kukla sürüler… hâlinde yaşamaya devam ediyoruz.

Dünya gelirinin  yüzde 40’ı  neden dünya nüfusunun yüzde 1’inin elinde hiç düşünebildik mi? Neden birileri bir dolarla geçinmek zorunda kalırken birileri milyar dolarlarını saniyede milyar dolar katlama telaşında? Dünya ekonomisini elinde tutan dolar kâğıtları hangi ülkenin ormanları talan edilerek paçavra gibi basılıp basılıp yastık altlarımıza servis ediliyor?  Hangi ülkelerin toprakları uyuşturucu ekimi için işgal ediliyor ve insanları terörist ilan edilerek katliama/soykırıma tabi tutuluyor? Hangi ülkeler yeraltı ve yer üstü kaynakları için sudan bahanelerle işgal ediliyor, insanları yurtlarından sürülüyor, açlığa, sefalete, ölüme maruz bırakılıyor?

Bütün bu şeytanlıklar neden halkı Müslüman olan ülkelerin üzerinde gerçekleştiriliyor, hiç düşündük mü?

Ve biz oruç tutuk, bayram ettik öyle mi? Her birimizin bir günlük iftar sofrasında kim bilir Somali’de kaç açlıktan ölümü bekleyen aile bir ramazan iftar ederdi?

Her birimizin sırf bayram alışverişi olsun diye yaptığı israfla kaç çıplak giydirilebilirdi?

Bakın, sözde uğruna canlar fedâ dediğimiz önderimiz, liderimiz; Allah(cc)’ın, “O size ne getirdiyse alınız” buyurduğu iki cihan serveri Hz. Muhammed (sav), bir gün hane-i saadetlerinde hasır üzerinde yatmaktayken Hz. Ömer (r.a) yanlarına giriyor. Bakıyor ki Allah’ın (cc) Rasûlü kuru hasır üzerinde uyumakta ve hasırın izleri mübarek yüzünde izler bırakmış. Kendini tutamayarak ağlamaya başlıyor. Onun ağlama sesine uyanan Allah Resûlü(sav); “Niçin ağlıyorsun ya Ömer?” deyince:

Niçin ağlamayayım ey Allah'ın  (cc) Resûlü! Allah’ın (cc) düşmanları olan Kisra ve Kayser sayısız nimetler içinde, yumuşak yataklarda keyif sürerken; sen Allah'ın (cc) Habibi iken, kuru hasır üzerinde yatıyorsun ve mübarek tenin hasır iziyle yol yol olmuş. Hiç olmazsa altına bir aba serebilseydik” diyor.

Allah Resûlü (sav) de; “Üzülme ya Ömer! Onlar ahiret hoşnutluğu istemeyip dünyanın rahatlığını tercih edenlerdir. İstemez misin cehennem onların, ebedî cennet de Müslümanların olsun? Bu dünya hayatı ahirete nispetle okyanusa batırılan serçe parmağının ıslaklığı kadardır. Onun için dünyaya bel bağlamaya gelmez. Dünyaya aldananlara yazıklar olsun! Bu dünyayı hoşlukla geçirenlerin ahirette nasibi olmaz…” buyuruyorlar.(Ahmed b. Hanbel, Beyhakî, İbn Hıbban)

En kıymetli sermayemiz olan ömrümüzün gün be gün eridiğini aklımızdan bir an bile çıkarmadan kölesi olduğumuz putların zincirlerini bileklerimizden birer birer koparmanın, küresel sermayelerin esaretinden kurtulmanın, sadece Allah'a (cc) kul olma özgürlüğünü yaşamanın sebeplerine sarılalım.

Ramazan ikliminden aldığımız enerji ve moralle diğer on bir ayı da Ramazanlaştırma’nın, hayatı özgür yaşamanın hazzına, fevkine ve farkına varalım.

Dışişleri Bakanımız Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nu, yeryüzü şeytanı İsrail’e karşı yüreğimize su serpen açıklamalarından dolayı tebrik ediyoruz. Bedel ödemesi gerekenler yaptıklarının karşılığını mutlaka görmelidirler ki, kendilerinin yeryüzünün ilahları oldukları zannına kapılmasınlar.

 

  

Bu yazı toplam 354 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.