1. YAZARLAR

  2. Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

  3. ZORUNLU EĞİTİM VE ÖĞRETİM
Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Prof. Dr. Mustafa UZUNPOSTALCI

Mustafa Uzunpostalcı
Yazarın Tüm Yazıları >

ZORUNLU EĞİTİM VE ÖĞRETİM

A+A-

Bilindiği gibi, Cumhuriyetin ilânından sonra eğitim ve öğretimi, bir millilik vasfı ekleyerek kurduğumuz bir bakanlığa emanet ve teslim ettik. Yıllar geçince gördük ki, ne cehaletten kurtulan ve eğitim - öğretim görmüş bir nesil elde ettik, ne de bu konuda ileride olur inşallah diyebileceğimiz bir ümide kapıldık. Çünkü ümitlenebileceğimiz bir ortam bile oluşmuş değildi ve görünmüyordu da.

         Yıllar sonra bazı aklı evveller, bu durumun zorunlu eğitimin kısalığından kaynaklandığını ileri sürdü ve bu açılan ufka bakınca her şeyi süt liman olarak gördük ve hemen ileri sürülen bu telifi kabul ettik.

         Zorunlu eğitimin uzaması bize ne kazandıracak, ne kaybettirecek olduğunu bile düşünmedik. Hemen ileri atıldık ve ‘siz çok iyi bildiniz’ diyerek zorunlu eğitim ve öğretim süresini beş yıldan on bir yıla çıkardık.

         Aslında bu, şunu getiriyordu: Hiç okuyamayacak, fakat en azından bedenen çalışabilecek bir işe doğru eğitilirse, aldığı bu eğitimin sonunda bir iş yapabilecek, dolayısıyla işe yarayacak gençleri de göz önünden uzaklaştırdı. İşte bu zorunlu eğitim ve öğretimi uzatarak onları da bu durumdan mahrum bıraktık.  

         Daha sonra da siz bu uzatmayı kısıtlı olarak sınırlı tuttunuz, en iyisi bunu bir yıl daha uzatalım dedik ve zorunlu eğitimi on iki yıla çıkardık. Oh dedik, artık okur-yazar kimseleri daha bir ileri safhaya getirdik, diyerek üstelik sevindik.

         Bütün bu gelişmeleri tam da sanayide gelişme gösterdiğimiz yıllara denk getirmeyi de ihmal etmedik. Böylece hem sanayi ve hem de on iki yıl zorunlu eğitim ve öğretimden geçen neslimiz kaybetmiş oldu. Bunun neticesinde de Türkiye sanayii.

         Sanayi kaybetti zira kendisine, eğitip yetiştireceği ve ilerde kalfa ve usta olarak hizmet verecek çırak bulamadı.

Diğer taraftan zorunlu eğitim ve öğretim gören gençlerimiz de kaybetti. Çünkü on iki yıllık eğitim ve öğretimden sonra bir sanata yönelemedi. Yani yirmi yaşına ulaşmış olarak bir çıraklığa başlamayı kendine ve gençliğine yediremedi.

         Sonra da gözünü daha bir yüksek tahsil yapma imkânına çevirdi. Tabii burada da ilk tercih ettiği eğitim ve öğretim alanı kendisini kısa yoldan devlet memuru yapacak ve aylık geliri garanti altına alacak bir memuriyeti hedefledi.

         Böylece hem sanayi kaybetti, hem de okur-yazar, eli memuriyete mahkûm gençlerimiz. Hâsılı uzatılan zorunlu eğitim ve öğretim sanayimizi etkilediği gibi, bundan yararlandığı sanılan gençlerimiz de etkilendiler. Çünkü zorunlu eğitim ve öğretimde başarısızlık söz konusu edilmedi. Herkes kendisi kazanmış gibi değerlendirilip memnun edildi ve sınıfta bırakılmadı. Eğer bu talebeler bir de sınıfta bırakılsalar, arkadan gelen genç nüfusa okullara girebilme imkânı sıfırlanmış olacaktı. Hâlen de bu noktada bulunuyoruz.  

         Bir tarafta yetiştirilerek makine ve tezgâhlarda çalıştırılacak kimse bulunamazken, diğer tarafta okula devam etmekten bir şey kazanamamış gençler ordusu sandalye işgal ederek hiçbir hizmet görmeden, Allah’tan sağlık, devletten aylık sloganını canlı tutmaya devam etmektedirler.

         Aslında bugün sanayimiz eğer bu konuda feryat etmiyorsa durumu Suriye’den kaçıp gelen ve sanayide daha ucuza çalışmaya mahkûm olan misafirlere borçlu bulunmaktadır. Eğer onlar imkân bulup kendi memleketlerine dönecek olurlarsa esas gümbürtüyü o zaman seyretmek gerekir.

         Bütün bunların her kesim tarafından görüldüğünü sanıyorum. Eğer böyle bir ses çıkmaya başlarsa bu durum hepimizi, hem de pek yakından ilgilendirecek ve hatta rahatsız edecektir.  

 

Bu yazı toplam 387 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.