Dursun Seyis

Dursun Seyis

Demokrasi Bayramı

A+A-

14 Mayıs Türk demokrasisi için çok önemli bir gündür. Bu gün Türkiye’de demokrasiye geçiş günü olarak değerlendirilir.

Bundan yaklaşık 72  yıl önce  14 Mayıs 1950’de, Türk halkı tek partili döneme son vererek adeta bir devrim yaptı.  Bu yüzden, 14 Mayıs ‘Hürriyet ve Demokrasi Bayramı’ olarak hatırlanmakta kutlanmaktadır.

14 Mayıs’ta ne olduğunu ve olanın niye tarihsel önem taşıdığını anlamak ve anlatabilmek için yakın tarihimizi incelememiz gerekir.

DP parti kurulurken çok zorluklarla karşılaştı.  Celal Bayar hatıralarında anlatmaktadır :

Öyle valilere rastladık ki, ben burada bulundukça DP kurulamaz dediler. Öyle valilere rastladık ki, ben burada Halk Partisi'yim, nasıl bitaraf kalabilirim, dediler.

Türkiye 1920’lerin başlarında toplumun büyük fedakârlıklarıyla kendisinden çok daha kuvvetli bir grup devlete karşı verilen bir Millî Mücadele’yi kazandı. I. Dünya Savaşı’nın muzaffer ve mağrur Batılı güçlerine âdeta diz çöktürdü. Yunanlıları 9 Eylül’de Atatürk’ün önderliğinde denize döktü. Topraklarının çoğu elinden alınmak, dar bir coğrafyaya sıkıştırılmak istenen Türkiye halkı kendisi hakkındaki tüm emperyalist planları yırtarak çöpe attı.Ancak ne yazık ki, Türkiye Anadolu topraklarına sıkıştırıldı.

Millî Mücadele’nin zafere ulaşmasından sonra küçülen ama elde tutulması başarılan topraklar üzerinde yeni bir devlet kuruldu. İddia edildiğinin tersine bu devlet birçok bakımdan Osmanlı Devleti’nin devamıydı ve onun birikimine dayanmaktaydı. Yeni devlet cumhuriyet olma iddiasıyla ortaya çıktı. Yine Atatürk’ün fikriyle 1923 de Cumhuriyet ilan edildi.

Ne yazık ki Türkiye ne kelimenin gerçek ve müspet anlamında bir cumhuriyet olabildi ne de özgürlüğü tam manasıyla benimseyip kurumsallaştırılabildi. Atatürk ise   bir söyleminde :

“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti ise ilelebet payidar olacaktır” demesine karşın, bugün içeride ve dışarıda  Cumhuriyeti hazmedemeyenler, devletimizi parçalamak isteyenlerin var olduğunu hepimiz biliyoruz.

İktidar anayasal monarşi döneminde olduğundan daha fazla yetkilendi, çok daha merkezileşti ve cumhuriyet öncesinde var olan bazı özgürlükler ya tamamen ya da kısmen kaybedildi. Yeni devletle birlikte ortaya çıkan bir tek parti diktatörlüğüydü. 1946 da başlayan hareket 1950 seçimleriyle  Türk devleti tek parti eğemezliğinden kurtuldu.

Tek parti diktatörlüğü muhteris siyasî amaçlarla iddialı toplumsal modernleşme projelerinin iç içe geçtiği ve birbirini beslediği bir siyasî yapılanmaya dönüştü. Yeni devletin egemenleri kendilerini siyasî sistemi yeniden şekillendirme amacıyla sınırlamadı.

Tek parti diktatörlüğü döneminde özgür ülkelerde bulunan haklar ülkemizde ya hiç yoktu ya da çok kısıtlıydı. Siyasî yönetme yetkisi halktan kaynaklanmamakta, iktidarın kendi kendisini iktidar makamına atamasına dayanmaktaydı. Din özgürlüğü, ifade özgürlüğü, seyahat özgürlüğü ciddî biçimde ihlâl edilmekteydi. İnsanlar istediği gibi bir araya gelemiyor ve sivil toplum yapılanmaları meydana getiremiyordu. Siyasî rekabet yoktu. Tek parti vardı ve bu parti bugünkü partiler gibi belli toplum kesimlerini temsil etmek yerine tüm toplumu tekelci biçimde temsil etme iddiasındaydı. Özgürlüklerin bulunmadığı bu ortam ülkenin ekonomik bakımdan hamle yapmasına da izin vermiyordu. Toplum üzerinde tam bir tahakküm kurmak isteyen siyasal güç ekonomik alanı da kontrolü altında tutmaya çalışmaktaydı.

II. Dünya Savaşı sonrasında iç ve dış faktörlerin birleşik etkisiyle Türkiye demokrasiye açılmak zorunda kaldı. İnönü çok partili siyasî hayata geçiş yönünde verdiği sözü tuttu ve bu açılımı engellemeye kalkışmadı. Bu tutumunun ardında demokrasiye bağlılığından çok seçmenlerin CHP’yi iktidara getireceğine inanması yatmaktaydı. Ama demokratikleşme sürecine öncülük eden asıl güç merhum Adnan Menderes ve onun liderliğindeki Demokrat Parti idi.

Aslında DP bir projeydi.. Varlık temeli, ABD’nin “Yeni Türkiye”yi dizayn etme çabasının ürünü olmasıdır..

1946’da yapılan ve CHP’nin sahtekârlığının doruğa ulaştığı seçimlerden sonra -dönemin liberal figürlerinin de tavsiyesi ve öncülüğüyle- Türkiye seçimleri yargı gözetim ve denetiminde yapma yöntemini benimsedi. 14 Mayıs 1950’de ilk demokratik seçimini gerçekleştirdi.

Bununla beraber 14 Mayıs 1950’den bugüne Türkiye özgürlüklerde ve demokraside bir türlü istediği, hak ettiği noktaya gelemedi.

Bunda askerin merkezinde olduğu bürokratik vesayet sisteminin fiilî hâkimiyeti, tek parti döneminin yarattığı siyasal kültür ve zihniyetin demokrasiye geçildikten sonra da kendi kendini yeniden üreterek yaşamaya devam etmesi gibi faktörler etkili oldu. Seçilmiş siyasetçiler çoğu zaman bürokratik vesayete karşı mücadele etti. Başardıkları yanında başaramadıkları da oldu. Şimdi Türkiye’yi bekleyen görev 14 Mayıs’ta çıkılan yolda ısrarla ve dikkatle ilerleyerek özgürlükleri genişletip kurumsallaştırmak ve demokrasiyi tekâmül ettirmektir.

Herkesin bildiği üzere, Mehmed Âkif’in “Allah, bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın” şeklinde güzel bir duâsı var. Bende  bu duaya gönülden katılırken

Biz de, o söze bir nazire bâbında şöylece duâ ve niyâz ederek, “Allah, bu millete bir ‘Demokrasi Bayramı’ daha yaşatsın” diyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.