Mehmet BİNA
Mehmet BİNA

Herkes Ömer'den daha akıllı ve bilgili

17 Ağustos 2022
3 dk Okuma
3 ay önce
Herkes Ömer'den daha akıllı ve bilgili

Halifeliği zamanında Hazreti Ömer cemaate namaz kıldırıyordu. Bu sırada bir adamın kendi kendine şöyle dua ettiğini işitti:

-Allah’ım beni az olanlardan eyle.

-Allah’ım beni az olanlardan eyle.

-Allah’ım beni az olanlardan eyle.   

Bu dua çok dikkatini çekti Hazreti Ömer’in. Namazı bitirince yüzünü cemaate döndü. Arayan gözlerle insanlara baktı.

-Allah’ım beni az olanlardan eyle, şeklinde bir dua işittim. Bu duayı eden kimdir, diye sordu

Cemaatten bir adam,

-O duanın sahibi benim, diye cevap verdi. Yanlış bir şey yapmış olmaktan çekindiği için,

-Böyle dua etmekteki kastım iyilikten başka bir şey değildir, diye açıklama yaptı.

-Peki, dedi Hazreti Ömer, böyle dua etmekteki kastın nedir ey Allah’ın kulu?

Bu duayı nereden öğrendin? Sözünü ettiğin az olanlar da kimlerdir, diye sordu merakla.

Adam şöyle cevap verdi:

-Ben Allah’ın Sa’d suresinin 24. ayetinde,

“... Ancak, inanıp inançlarının gerektirdiği gibi yaşayanlar başka. Onlar da pek azdır. ...” buyurduğunu işittim.

Hud suresinin 40. Ayetinde,

“... Zaten Nuh ile beraber inanan pek azdı.” buyurduğunu işittim.

Sebe suresinin 13. ayetinde ise,

“... Kullarımdan şükredenler pek azdır.” buyurduğunu işittim.

İşte ben, Allah’ın o az olan kullarından olmak istediğim için böyle dua ettim.

Hazreti Ömer,

-Kapalı bir ifade kullanmak yerine, daha anlaşılır biçimde dua etmen gerekmez miydi, diye sordu.

Adamın bu soruya da cevabı hazırdı. Şöyle dedi:

-Şayet ben yaratılandan isteseydim, onun anlayabileceği şekilde isterdim. Fakat ben dile dökülmese bile kalpte olanları dahi bilen Yaratıcı’ya dua ediyorum.

Bu cevap üzerine Hazreti Ömer,

-Doğru söyledin, dedi.

Bu güzel düşünce karşısında hayran kalan Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-:

 “–Yazık bana, herkes Ömer’den daha akıllı ve bilgili!” diye hayıflandı. (İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, VII, 81)

Hakiki mü'min hangi halde bulunur ise bulunsun, ister darlık, ister genişlik, ister hastalık, ister sıhhatlılık, ona düşen daima "Elhamdülillahi ala külli halin" sözünü söyleyip, bu hali bütün vücudunda hissetmesi lâzımdır.

Peygamberimiz (sav) buyurdular:

-Kıyamet günü "Allah'a her halükârda şükredenler ayağa kalksın.'' diye çağrıda bulunurlar.

Bu arada bir zümre kalkar. Onlar için bir sancak açılır ve bununla cennete girerler.

-Gene bir sahabiye sordular:

Sabaha nasıl çıktın? Cevap verdi:

Hayırla.

Resûlü Ekrem Efendimiz aynı soruyu tekrarladı. Sahabi aynı cevabı verdi.

Üçüncü tekrarında ise:

Hayırla! Allah'a hamd ederim, ona şükür ederim, dedi.

Peygamberimiz (Sav):

İşte senden dilediğim cevap bu idi, buyurdular.

-Allahü Teâlâ ve tekaddes hazretleri buyurur:

''Beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin de nankörlük etmeyin." (Sûre-i Bakara/152)

" (İman edip hayırlı işler yapanların) son duaları: Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun." cümlesidir." (Sure-i Yunus 10)

DÜNYA MALINI SIRTINDAN AT Kİ, RAHAT EDESİN

Mesneviden bir kıssa...

-İki arkadaş gemiyle uzak bir yere gideceklerdi. Sırtlarında da eşyaları vardı. Biri gemiye binince sırtından yükünü indirdi, üstüne oturdu. Diğeri ise indirmedi. Arkadaşı ona, (Yükünü indirsene) dedi.

O da, (Ben indirmem. Benim malım kıymetli, sırtımda taşırım) dedi. Arkadaşı, (Yahu, delilik etme, indir! Üstüne de güzelce otur, bir dinlen! Bak ben ne güzel dinleniyorum) dedi. O ise, (Sen dinlen, ben indirmem) dedi.

Bu şahsın yükünü sırtında taşıması, diğer insanların da dikkatini çekti. Onlar da sorunca, aynı şeyleri söyledi. Herkesin böyle kendisine tuhaf tuhaf bakması üzerine, malımı alacaklar galiba diye şüphelendi, gittikçe geminin kenarlarına, köşelerine yaklaştı. Buralarda durmak tehlikeliydi. Fırtınayla, dalgayla denize düşülebilirdi. Gemidekiler, bunu da ona söylediler. Öyle tehlikeli yerlerde durma, gel, yanımızda dur dediler. Bu, onları dinlemedi, malında gözleri olduğunu zannediyordu. Birkaç saat sonra, bir fırtına, bir dalga, adam yüküyle birlikte denize uçup gitti. Malından olduğu gibi, canından da oldu.

Mevlana Celaleddin-i Rumi hazretleri, bu olayı anlattıktan sonra buyuruyor ki:

-Ey aziz! Dünya malını sırtından indiren, ne kadar rahat yolculuk yaptı. Âhireti zaten rahat. Allah demeye vakti çok. Diğerininse hem dünyası harap, hem de âhireti. Yoruldu, korktu, üzüldü, malım malım diye kahroldu. Allah demeye bile vakit bulamadı. Dünyasını da mahvetti, ahiretini de…

Yorum Yazın