Doç. Dr. Duran Ali YILDIRIM
Doç. Dr. Duran Ali YILDIRIM

Oruçla arınmak Kur’an’la dirilmek

04 Nisan 2022
3 dk Okuma
6 ay önce
Oruçla arınmak Kur’an’la dirilmek

İnsan ruh ve bedenden oluşan bir varlıktır. Bedenin hayatta kalması ve yaşaması için beslenmeye ihtiyacı olduğu gibi ruhun da beslenmeye ihtiyacı vardır. Ruh yönü insanın maneviyatını oluşturur. İnsanı değerli bir varlık kılan onu diğer canlılardan ayıran da işte bu manevî yönüdür. Sadece yemek, içmek ve nefes almakla hayatta kalan beden insanın nefsini oluşturur. Nefis doydukça güçlenir ve ayaklanır. Ruh da böyledir. Doyurulursa diri kalır, güçlü olur o da aynen beden gibi ayaklanır.

Ramazan ayı, insanın bedenine değil ruhuna yoğunlaştığı, ruhuyla anlaşıp bedeniyle uğraştığı dolayısıyla maneviyatını güçlendirdiği âdeta ruhun şarz edildiği mü’minin manen ulvîleştiği bir Rahmet ayıdır. Onbir ay boyunca durmadan bedenini besleyen ama ruhunu ihmal eden mü’min güçlenmiş nefsine karşı koyamayıp mağlup olmaktadır. Nefsin ruha  galip gelmesi insanı asıl insan yapan manevî aleminden uzaklaşmasına sebep olmaktadır. Zira güçlendirilen nefsi zayıf bırakılan ruhunu çekip kendi tarafına sürüklemekte ve etkisi altına almaktadır.

Kişinin asıl benliği olan ve onu gerçek manada insan yapan ve değerli kılan ruhudur. Yani maneviyatıdır. Ruhu besleyen unsurlar bedenin zıddına manevî gıdalardır. Manevî gıdaların başında kulluk yani ibadet yapmak gelir. Kulluk ise Allah’a iman, teslimiyet, tevekkül, insanlara iyilik etmek, canlıları incitmemek, çevresiyle iyi geçinmek, kötülük ve zulüm yapmaktan kaçınmaktan ibarettir. Hasılı Yaratana ve yaratılmışlara karşı sorumlu davranmayı gerektirir.

Ruhun besin kaynağı manevi gıdalar olduğuna göre Ramazan ayı maneviyatın en yoğun yaşandığı ibadetlerin en çok yapıldığı aydır. Bu sebeple ruhlarımızı en iyi doyurabileceğimiz bir zaman dilimidir. Ramazan ayı, gecesiyle gündüzüyle tam bir rahmet ve ibadet mevsimidir. Kişisel özgürlüğümüzün en doruk noktasında olacağı zamandır. Zira diğer zamanlarda nefsimizin esareti ve şeytanın kuşatması bizi tutsak hale getirmektedir. Bu ayda nefislerin aç ve susuz bırakılması, şeytanların zincirlere vurulması bize manen bir özgürlük kazandırmaktadır. Orucun kalkan olması da bizi nefsimizden ve şeytanlardan gelecek haram ve günah oklarına karşı korumaktadır.

Zamanı değerli kılan içinde gerçekleşen hadiseler ve o zaman içerisinde yapılan iş ve eylemlerdir. Bu açıdan Ramazan Kur’an’ın indiği ve içerisinde bin aydan hayırlı olan Kadir gecesini bulundurması ve mü’mini gecesiyle gündüzüyle manevî iklimin kuşatması bu ayın Rahmet, bereket ve mağfiret ayı olmasına sebeptir. “Ramazan ayı ki, o ayda insanlığa hidayet ve hakikat rehberi olan Kur’an indirilmiştir. Kim O aya erişirse oruç tutsun” ilâhî fermanı bize Ramazan ayının Kur’an ile en çok meşgul olacağımız zaman olduğunu hatırlatır. Çünkü mü’min Kur’an ile meşguliyeti ve yoğun ibadeti sayesinde Rabbine iyice yakınlaşır ve şeytandan tamamen uzaklaşır. Kendine gelir, nefsiyle muhasebeleşir, Rabbiyle muhabbetleşir ve böylece ulvileşir.

İnsandaki en değerli hazine iman ve sabırdır. Hadis-i şerifte de “Oruç sabrın yarısıdır, sabır da imanın yarısıdır” buyrulmuştur. Görüldüğü gibi en büyük manevî hazineler oruç ile kazanılmaktadır. Zira “Ademoğlunun her ameli kendisi içindir. Oruç müstesna. Çünkü onun orucu benim içindir. Orucunun karşılığını ben takdir ederim” hadis-i şerifiyle oruç ibadetinin kıymet ve faziletine işaret edilmiştir. Oruç insanda hem irade eğitimi sağlar, hem empati kazanır, hem de mü’mini tuttuğu oruç günahlardan arındırır ve sakındırır. “Oruç aynı zamanda günah ve kötülüklere karşı bir kalkandır”. “Oruç tutan kimseye birisi sataşırsa ona oruçlu olduğunu söylesin ve ilişmesin”. Böylece oruç sayesinde belaya bulaşmaktan kendisini esirgesin uyarısıyla orucun insanı sakındıran ve koruyan bir kalkan olduğunu ortaya koymuş olur.

Oruç, bedenden kalbe, dünyadan ukbaya heva ve hevesten vahye ve hidayete yönelmemize imkan sağlar. Yemeyi değil yedirmeyi, kendini memnun etmeyi değil başkasını sevindirmeyi, cimriliği değil cömertliği öğretir. Böylece mü’min orucuyla iradesini eğitir, nefsini terbiye eder. Nefsine gem vurur ruhunu doyurur. Benliğinden sıyrılır, bencilliğinden kurtulur, tüm insan kardeşleriyle hem hal olur. Tıpkı dalları budandıkça kökleri güçlenen, meyvesi  gürlenen ağaçlar gibi mü’min Ramazan orucuyla manen güçlenir, arınır ve temizlenir. İmanen ve ahlaken yenilenir. Ruhen ve bedenen dinlenir ve dinginlenir.

Teravih namazlarıyla, sahur vakti ayakta olmasıyla Ramazan gecelerini de değerlendiren mü’min Ramazan’ın sonuna geldiğinde iradesine hakim olabilmeyi, nefsini dizginlemeyi, şeytanla mücadele etmeyi öğrenmiş, günahlarından temizlenmiş, gönlünü müslüman kardeşleriyle birleştirmeyi, camilerde mü’minlerle bir araya gelmeyi, ekmeğini çevresiyle bölüşmeyi alışkanlık haline getirmiş olmanın sevinç ve mutluluğu ile Bayramı hak eder ve tüm kardeşleriye sevdikleriyle bayram eder.

 

Yorum Yazın