1. YAZARLAR

  2. Mehmet BİNA

  3. REHBER BİLGİLERİ
Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

Yazarın Tüm Yazıları >

REHBER BİLGİLERİ

A+A-

HÜDAYİ YOLU” NEDİR?
Bugün “Asrın Projesi” olarak nitelendirilen Marmaray, İstanbul boğazında “Hüdayi Yolu” olarak bilinen deniz yolunun altına inşa edildi. Peki, hem denizcilerin yıllardır kullandığı hem de Marmaray’ın altından geçtiği bu deniz yolunun hikmeti nereden geliyor?
Rivayet olunur ki, Sultanahmet Câmii ve külliyesi tamamlanınca, açılış merasimine başkanlık etmesi için Azîz Mahmûd Hüdâyî Hazretleri dâvet edildi.

O gün deniz, çok fırtınalı ve dalgalıydı. Bu sebeple kayıkçılar, denize açılmaya cesaret edemiyorlardı. Mahmûd Hüdâyî Hazretleri, Üsküdar iskelesine indi.

Beş-altı müridiyle birlikte kendi kayığına binerek dalgalar arasında Sarayburnu’na doğru yol aldı.

Allah Teâlâ’nın izni ile kayığın ön, arka ve yanlarından deniz, bir kayık mesafesinde süt liman oluyor, dalgalar kayığa hiç tesir etmiyordu.

Hiç kimse, korkudan denize çıkamazken, Mahmûd Hüdâyî Hazretleri kayığıyla selâmetle karşıya geçti.

Sultanahmet Câmii, muhteşem bir merasimle ibadete açıldı. Cuma hutbesi, teberrüken bu büyük veliye okutturuldu.

Hâlen Üsküdar ile Sarayburnu arasındaki bu deniz yoluna, “Hüdâyî Yolu” denir.

Kayıkçılar, şiddetli fırtınalarda bu yolu takip ederler. Bu durum, Hüdâyî Hazretleri’nin günümüze kadar uzanan bariz bir kerametidir.

Kaynak: Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Erkam Yayınları, 2013

BESMELE'YE HÜRMETİ

Bişr-i Hâfî adında, bir büyük velî vardı,
Gençlik senelerinde, günah işler yapardı.

Bir gün sarhoş bir halde, sallanarak giderken,
Yerde çamur içinde, bir kâğıt gördü birden.

Besmele-i şerife, olduğunu anladı
Ve içi sızlayarak, eğilip onu aldı.

Öptü ve tazim ile, giderdi çamurunu,
Güzel koku sürerek, yükseğe astı onu.

O gece rüya gördü, bir âlim, yattığında,
Ona şöyle denildi, Bişr-i Hâfî hakkında:

"Git, Bişr'e haber ver ki, dün yaptığı bir işten,
Dolayı memnun olup, razı oldum Bişr'den.

İsmimi yerden alıp, nasıl temizlediyse,
Onu, günah işlerden, temizlerim ben ise.

Nasıl benim ismimi, büyük tuttuysa o kul,
Ben dahi o kulumu, tutarım öyle makbul."

Uyandı sabahleyin, rüya gören o âlim,
Merak edip dedi ki; "Bu kişi acaba kim?"

Hemen çıkıp aradı, onu o mahallede,
Nihâyet buldu onu, köhne bir meyhanede.

Çağırttırıp dedi ki; "Sana bir haberim var."
Bişr dedi ki: "Acaba, bana kim haber yollar?"

"Allah’ü Teâlâ’dan, haberim var" deyince,
Ağlamaya başladı, o bunu öğrenince.

Dedi ki: "Yoksa bana, kızıyor mu Rabbimiz?
Bana güceniyor mu, ne olur, söyleyiniz?"

O âlimin gördüğü, rüyayı dinleyince,
Dönüp ahbaplarına, veda etti hemence,

Dedi: "Ey arkadaşlar, biz şu anda çağrıldık,
Beni bu meyhânede, göremezsiniz artık."

O âlimin yanında, "tövbe etti" böylece,
Büyük bir velî olup, edindi çok derece.

O buyurur: Bağdat'ta, gördüm ben birisini,
Askerler kırbaç ile döverdi kendisini.

Dikkat ettim, bin kırbaç, vurdular kendisine
Ve lâkin o sesini, çıkarmadı hiç yine.

Baktım o zavallıyı, o kadar çok dövdüler,
Sonra onu bağlayıp, hapise götürdüler.

Bu hâli merak edip, gittim onun yanına,
Niçin dövdüklerini, gizlice sordum ona.

Dedi ki: "Ben bir kıza, âşık oldum iyice,
Onu sevdiğim için, dayak yedim bir nice."

Dedim ki: "Bu kadar çok, dövdü de onlar seni,
Ne için bir kerecik, çıkarmadın sesini?"

Dedi ki: "O an bana, bakıyordu sevdiğim,
O bakarken, sesimi, çıkarabilir miydim?"

Dedim ki: "Hak Teâlâ seni hep görmektedir,
Hattâ senin kalbinden, geçeni bilmektedir.

Rabbinin seni her an, gördüğünü bilseydin,
Acep nice olurdu o zaman hâlin senin?"

O bunu öğrenince, sararıp yere düştü,
Baktım Hak Teâlâ’nın, korkusundan ölmüştü.

Evliyanın sözünde, rabbani tesir vardır,
Onlara kavuşanlar, talihli insanlardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar