Mehmet BİNA

Mehmet BİNA

REHBER BİLGİLERİ

A+A-

YÛNUS EMRE’NİN DİLLERE DESTAN HİZMETİ! 
Yûnus Emre’nin Taptuk Hazretleri’nin dergâhındaki hizmeti dillere destandır. Yûnus, kendisine verilen dergâha odun getirme vazifesini ifada bir gün bile aksatmamak şartıyla nice yıllar tarifsiz bir gayret göstermiştir. Hem nasıl bir gayret! Getirdiği her odunun dümdüz olmasına dahi dikkatle dolu bir gayret… Bunun farkında olan Taptuk Emre Hazretleri, bir gün Yunus’un getirdiği odunlardan birini eline alarak sordu:
“–Yunus! Sana nicedir sormadığımı bugün sorayım: Hepsi böyle mi bu odunların? Hepsi ok gibi dümdüz mü?..”
“–Hepsi öyle sultanım!”
“–Hiç eğrisi yok mu?”
“–Yok sultanım!”
“–Bunca yıldır dağda hiç eğri oduna rastlamadın mı Yunus?..” Yunus, şu meşhur cevabı verdi:
“–Sultanım! Bilirim ki, sizin kapınızdan içeri hiçbir eğrilik girmez; odun bile olsa!..”
İşte Yunus’un hizmeti böyleydi!
Sabreden derviş muradına ermiş!
Tasavvufta mürşit ile mürit arasındaki münasebetlerde muhtelif metotlar vardır. Bunlardan biri de, mürşidin, müridinin kaydettiği terakkiden, bazı manevi tehlikeler sebebiyle onu haberdar etmeyip talebesini seyr u sülûk yolunda daha da ileriye götürme gayretidir. Taptuk Emre de, Yûnus’un mânevî yükselişinde nefsine bir pay çıkarıp terakkisine mâni olmaması için, uzun bir müddet bu metodu tatbik etmişti. Öyle ki, Hacı Bektâş-ı Velî’nin dergâhına daha ilk vardığı gün himmet teklifine muhatap olan Yunus, bu dergâhta yıllarca kusursuz hizmet etmesine mukâbil, kendisinde herhangi bir terakki ve himmet emaresi kendince göremedi. Buna son derece üzüldü. «Bu işin neticesi nereye varacak?” diye hayıflandı. Ne yapacağını bilemez bir hâle düştü. Hâlbuki o, vâsıl-ı ilâllâh yolunda menzil-i maksuduna nâil olabilmek için bu dergâha baş koymuş, yıllarca şevkle hizmet etmişti. Ancak hizmetle dopdolu bir şekilde feda ettiği bunca yıla rağmen, kendisindeki olgunluğun farkında değildi. Sanki bu kapıda eli boş bir vaziyetteydi. Nihâyet biçare Yunus, düşünüp taşındı ve dergâhtan ayrılıp kendisini kemâle erdirecek bir başka kapı aramaya karar verdi. Sessiz ve sedasız bir şekilde dergâhtan ayrılıp yollara düştü. Yolda kendisi gibi kâmil bir kapı arayan iki kişiyle dost olup birlikte dolaşmaya başladılar. Beraberliklerinin ikinci günü acıktıklarında dostlardan biri dua etti ve kendilerine bir sofra ikram edildi. Yiyip içip şükrettiler. 
(Kaynak: , Âbide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle OSMANLI, Erkam Yayınlar
MESNEVİ HİKÂYELERİNDEN; “ÖLÜMSÜZLÜK AĞACINI ARAYAN ADAM”
Bilginin biri, bir söyleşide, masala benzer bir olay anlattı. Dediğine göre, Hindistan’da bir ağaç varmış; kim o ağacın meyvesini yerse, ne yaşlanır, ne ölürmüş.  Padişahın biri bunu duydu; bu ağaca ve meyvesine âşık oldu. İş bilir, güvenilir adamlarından birini o ağacın meyvesini getirmek için Hindistan’a yolladı. Adam ağacı bulmak için yıllarca Hindistan’ın her yanını gezdi, dolaştı. Meyveyi bulmak için şehir şehir gezdi; ne ada bıraktı, ne dağ; ne ova bıraktı, ne çöl.
Kime sorduysa, bıyık altından güldüler ona:
“Allah aşkına! Akıllı adam böyle bir şey arar mı? Kesinlikle deli bu adam,” diyorlardı.
Kimileri dövdü onu, kimileri de ermiş gözüyle baktı ona.
Yıllarca aradı, durdu. Padişah ona mal ve para gönderiyordu; yeter ki aradığını bulsun… ama aramasından hiçbir sonuç alamamıştı. Artık usanmış, yorulmuştu; geri dönmeye karar verdi. Hem ağlıyor, hem de gidiyordu.  
Yolda adını ve ününü duyduğu bir şeyh vardı. Adam umutsuzca:
“Varayım huzuruna gideyim. Belki bana yardımcı olur…” dedi.
Yağmur gibi gözyaşı dökerek şeyhin yanına vardı:
“Efendim,” dedi, “Bana acı ve yardım et; çok çaresizim!”
Şeyh:
“Derdini söyle bakalım… ne istiyorsun? Ne istedin de, ulaşamadın?”
Adam:
“Efendim, padişah beni bir ağaç bulmakla görevlendirdi. Eşi güç bulunur bir ağaç varmış. Onun meyvesi ölümsüzlük veriyormuş. Yıllarca aradım, ama insanların alaycı bakışlarından, aşağılanmadan başka bir şey bulamadım. Derdim bu!”
Şeyh güldü ve dedi ki:
“Sen şimdi bu ağacı mı arıyorsun?”
“Evet, efendim.”
“A saf gönüllü adam! O senin aradığın, bilgi ağacıdır. Bilen kişinin bilgisidir. Sen yanlış yola girmişsin. Git padişahına söyle, bilgiye ve bilgiliye sarılsın.”
Şaşkın adam, şeyhin yanından sevinçle kalktı, hemen yola koyuldu.

Önceki ve Sonraki Yazılar