Mükremin Kızılca

Mükremin Kızılca

Şeriat Tasavvuftan Önce Gelir!

A+A-

Gençlerle Cuma Düşünceleri- 7

Kıymetli okuyucularım, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlar hayırlı cumalar dilerim!

İslamiyet’le alakalı hiçbir alanda aşırılığa gitmemeliyiz ve orta yolu izlemeliyiz.

Zira mensubu olduğumuz ümmet-i Muhammed (sav) “Orta ümmet” (Bakara 143) olarak ilahi vasfa nail olmuştur:

“İşte böyle sizi, bütün insanlar üzerine adalet örneği, hak şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun diye, doğru bir caddeye çıkarıp ortada yürüyen bir toplum yaptık...”

Şeriat Allah cc hazretlerinin peygamberleri aracılığıyla insanlara daha doğrusu inananlara yapılmasını ya da yapılmamasını emrettiği veya yasakladığı hükümler topluluğudur.

Emredilmediği halde daha fazlasını yapmak iradeye bağlıdır, bu bağlamda nafile ibadetlere farzları ihmal etmeden yoğunlaşmak, yasakların ve haramların yanında şüphelilerden kaçınmak başlıkları etrafında itina etmek tasavvuf olup yapabilene aşkolsun demeli ve imkânlar nispetinde daha önemli şeyleri ihmal etmeden yapmaya çalışmalıyız.

Ancak farz ve haramları ihmal ederek tasavvufa yoğunlaşmanın adı İslam’da ilhaddır. İmam-ı Rabbani hazretlerinin: şeraitten kıl kadar ayrı düşenin tarikattan nasibi yoktur, sözünü esas almalıyız. Mesela şeriatın en büyük haramlarından faiz konusunda gerekli hassasiyeti göstermeyip şüphelilerden kaçınmak uğruna gösteri yapmanın hiçbir manası yoktur.

Yine İmam-ı Rabbani hazretleri: akaidi tashih etmeden yapılan şeriat hükümlerinin de hiçbir yararı olmaz, buyururlar. Aslında Müslümanlar olarak faizde gösterdiğimiz vurdumduymazlık, akaidimizin de allak bullak olduğunun şahididir.

İslamiyet mahalle baskısıyla yaşanacak kadar basit değildir. İhlasla iki rekât namaz riyayla bin rekâttan üstündür. İhlas ve riyanın, mahalle baskısı ile gönülden ibadetin farkı; yalnızken yaptığımızla birisinin yanında yaptığımız arasındaki farktır.

İslam’da var olan mubahların farza dönüştürülmesi, farzların da, yapılsa da olur, yapılmasa da, olgusuna geriletilmesi, haramların helal, helallerin haram sayılması büyük bir zillet hareketidir.

İslami hayatı yaşayanların dünyevileşmesi çok daha tehlikelidir, çünkü onların dinlerini menfaatleriyle eşitleme hatasına düşmeleri her şeyi berbat eder. İslami bir hayat sahibinin dünyasının da her zaman mamur olacağı yolunda bir garanti verilmemiştir. Bu husustaki İslam akaidinin maddesi şudur: Aslah Alellah vacip değildir / Allah kulu için en iyiyi yaratmak ve bu hususta bütün kapıları açmak zorunda değildir.

İslam’ı sahabeler ve onlara yol gösteren yüce peygamberimiz nasıl anladıysa ve yaşadıysa öyle anlayıp ve yaşamaya çalışmalıyız.

Şüpheliler denilen kategoriye gelişi güzel katılmak istenen helalleri haram sayan ve şüphelilerden kaçınacağım diye ulu orta gösteriş için topluma ters hareketlerin icra edilmesinin doğru olmadığı kanaatindeyiz.

Bizim dinimiz misafir gelince nafile orucun bozulmasını emreder.

İslam’da en büyük günah olan ve en büyük tehditlerle Allah cc tarafından yasaklanan faiz ve para ticareti konusunda son derece hassas olmalıyız, bu konuda alttaki ayet-i kerimede ne müthiş tehditle karşılaşacağımızı unutmamalıyız:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer gerçekten iman etmiş kimselerseniz, faizden geriye kalanı bırakın. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Resûlüyle savaşa girdiğinizi bilin. Eğer tövbe edecek olursanız, anaparalarınız sizindir. Böylece siz ne başkalarına haksızlık etmiş olursunuz, ne de başkaları size haksızlık etmiş olur.” (Bakara 278-79)

Müslüman bir ferdin veya topluluğun ürettiği bir mala özel bir kutsiyet atfederek onun satışını teşvik etmesi ve aynı malın başkalarına ait olanlarını kötülemesi tam manasıyla dini ticarete alet etmektir.

Sünnetle kitabın yapışık ikizler gibi birbirini tamamladığına kesin gözüyle imanımız tamdır zira icaz tarzı inen Kur’an ayetlerinin ilk ve en önemli müfessiri yüce peygamberimizin sünnetleri yani uygulama ve sözleridir.

Kur’an’da her şeyin olduğuna itikadımız sonsuzdur ancak her şeyi herkesin anlayamayacağı da kesindir, bu bakımdan “Bilmediklerinizi bilenlere sorunuz” (Nahl 43) ayeti gereği İslami hayatı İslam bilginlerinden veya onların yazdıkları ilmihal ve fıkıh kitaplarından öğrenmeliyiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar