Konya'nın hafızasından silinen makam: Beton yığınları arasında kalan büyük mucize!
Konya Meram'da bir zamanlar dertlilere şifa dağıtan İmam Begavi Türbesi'nin hikayesi gün yüzüne çıkıyor. 'Bağa' hastalığı için şifalı taş efsanesinden, yıkım sonrası kemiklerin Sadreddin Konevi avlusuna taşınmasına kadar şehrin kadim mucizesi yeniden anlatılıyor.
Konya’nın manevi coğrafyasında derin izler bırakan ancak günümüzde fiziksel varlığı tamamen silinmiş olan İmam Begavi Türbesi ve Tekkesi, hem ilmi mirası hem de halk arasındaki şifa inanışlarıyla dikkat çekiyor. Bir zamanlar Meram ilçesi sınırlarında, Sadreddin Konevi Türbesi’ne giden yol üzerinde ve tarihi Konya dış surlarının Çeşme Kapısı karşısında yer alan bu yapı, bugün yerini modern lojmanlara bırakmış durumda.
HORASAN’DAN KONYA’YA UZANAN BİR ALİM: “MUHYİSSÜNNE”
Türbeye adını veren İmam Begavi (ö. 1122), İslam dünyasında "Muhyissünne" (Sünneti İhya Eden) lakabıyla tanınan; hadis, tefsir ve fıkıh alanında otorite kabul edilen dev bir isimdir. Horasan’da vefat ettiği bilinen Begavi’nin Konya’daki türbesinin, ona duyulan hürmetle inşa edilmiş bir "makam" olduğu veya aynı ismi taşıyan bir soyundan gelenin burada metfun olduğu tahmin edilmektedir. Konya’nın büyük hocaefendilerinden Hacı Veyiszade’nin dualarında Hz. Mevlâna ve Sadreddin Konevi ile birlikte Begavi’nin adını zikretmesi, bu zatın şehrin manevi hiyerarşisindeki sarsılmaz yerini kanıtlamaktadır.
YÜRÜYEMEYEN ÇOCUKLARIN UMUDU: "BAĞA HASTALIĞI" VE ŞİFA TAŞI
Halk arasında İmam Begavi Tekkesi’ni özel kılan en önemli efsane, buranın "Bağa Hastalığı" için sınanmış bir şifa merkezi olmasıdır. Eski Konyalıların anlatılarına göre, vaktinde yürüyemeyen veya ayaklarında derman olmayan çocuklar bu tekkeye getirilir ve burada bulunan özel bir "şifa taşı" üzerine oturtulurdu. Dualar eşliğinde gerçekleştirilen bu ritüel sonrası çocukların yürümeye başlayacağına dair güçlü bir inanış hakimdi. Bu gelenek, yüksek İslam kültürü ile halk tıbbının Konya’da nasıl harmanlandığının en özgün örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir.
MEKTEPTEN YIKIMA: BİR TARİHİN SİLİNİŞİ
Osmanlı’nın son dönemlerinde bir eğitim yuvası (mektep) olarak hizmet veren zaviye, 1935-1940’lı yıllara kadar harap bir halde de olsa ayaktaydı. Ancak imar faaliyetleri ve zamanın etkisiyle bu tarihten sonra tamamen yıkılmıştır. Yapının bulunduğu geniş vakıf arazisi üzerine günümüzde Karayolları Lojmanları inşa edilmiş olsa da, manevi hafıza tamamen kaybolmamıştır.
KEMİKLERİN GİZEMLİ NAKLİ
Yıkım sürecinde yaşanan en önemli olay ise "nakl-i kubur" (kabir nakli) rivayetidir. Türbe yıkılırken içeride bulunan kemiklerin büyük bir özenle toplandığı ve Sadreddin Konevi Türbesi’nin avlusuna nakledildiği bilinmektedir. Bugün Konevi Camii’nin avlusunda bulunan ve üzerinde "Bu makam, Ulemadan İmam-ı Beğavi’nin olup, Hicri 516’da vefat etmiştir" yazılı olan kitabe, bu büyük alimin Konya’daki son fiziksel nişanesidir.
İmam Begavi’nin hikayesi, beton binaların altında kalsa da Sadreddin Konevi’nin avlusundaki sessiz mezar taşı ve hafızalardaki şifa hikayeleriyle Konya’nın ruhunda yaşamaya devam ediyor.

