Ahde Vefa Üzerine İki Hikâye Bir Şiir
Kerim Toslak
İlkokul okuduğum 1960'lı yılların sonlarında, Türkçe kitabımızda 'Kefil' diye bir hikaye vardı. Çok hoşuma giderdi. Ondan dolayı, aynı hikayeyi bir kaç gün arayla döner döner okurdum. Aslında hikaye M.S. 5. Yüzyıllarda geçen antik Yunan efsanesi "Damon ve Pythias"a dayanıyor. Hikayeyi Alman edebiyatçı/ filozf J. C. Friedricn Von Schiller, o efsaneye dayanarak 1800'lü yılların başında yazıyor. Hikaye özetle şu: " Damon, Ülke halkına her türlü zulmü uygulayan Zalim kral Diyonis'e hançerle saldırıp öldürmek isterken yakalanır. Kral Diyonis, yakalanan Damon'un çarmıha gerilerek öldürülmesini ister. Damon, Kralın verdiği cezaya itiraz etmez. Ancak yerine çok sevdiği arkadaşını kefil bırakarak, kız kardeşinin düğün merasimine katılmak için üç gün izin ister. Eğer üçüncü günün bitiminde geri dönmezse, kendi yerine arkadaşını cezalandırabileceğini söyler. Kral Diyonis, Damon'un arkadaşını kefil olarak tutuklar ve Damonu'un bu son arzusun yerine getirir. Damon, dağları, ovaları geçer, memleketinde çok sevdiği kız kardeşinin düğününe katılır ve verilen süre bitmeden krala teslim olmak üzere geri döner. Ancak dönüş yolunda aksilikler yakasını bırakmaz. Yağmur yağar sel olur, köprüler yıkılır, nehirler geçilmez olur, Damon boğulma tehlikesini göze alır, kendini sulara bırakır, yüzerek geçer, güç-bela süre bitiminde, tam arkadaşı çarmıha gerilip öldürülmek üzereyken, kalabalığın arasından bağırır: "Durun, arkadaşımı bırakın, ben geldim!" Arkadaşını bırakırlar. Herkesin, kendi canını kurtardı, gelmez artık, arkadaşına ihanet etti diye düşündükleri bir anda, Damon sözünde durmuş ve idam edilmek üzere geri gelmişti. İki dost birbirlerine sarılırlar. İki dostun kucaklaşması ve fedakarlığından, Zalim Kral Diyonis etkilenmiş, katı kalbi yumuşamış, Damon'u bağışlamış, gözyaşları içerisinde bir biriyle kucaklaşan iki dosta sarılarak: "Ne olur, beni de üçüncü bir dost olarak aranıza alın" diye yalvarmış. Böylece üçü dost olmuşlar ülkede huzur hakim olmuş."
Evet özetle bahsettiğim hikâye bu. Dostluğu, dostu için fedakarlığı, ahde vefayı, çok güzel anlatan bir hikâye. Etkilenmemek mümkün değil.
Aslında bizim de bu hikâyenin benzeri bir hikâyemiz var. Şimdilerde sosyal medyada da rastlayabileceğiniz güzel bir hikaye. Belki de Peygamberimizin (sav) "Hikmet mü'minin yitiğidir, nerede bulursa alır" hadis-i şerifi gereğince az önceki hikâyeden adaptasyon yapılmış da olabilir. Belki de gerçektir bilmiyorum. Bu da bir kefil hikâyesi. Kahramanı Ebu Zerril-Gıfari (ra) hazretleri. Bu hikaye de özetle şöyle:" Devir ikinci halife Hz.Ömer (ra) devri. Medine'ye yabancı bir adam gelir. Adamcağız atını bırakınca çevrede birilerinin bahçesine girer ve ürünlerine zarar verir. Bahçenin sahibi yaşlı bir adam atı bahçeden uzaklaştırmak için bir taş atar. Olacak ya adamın attığı taş varır atın kafasının ortasına isabet eder. At oracıkta ölür. Atının öldürüldüğünü gören atın sahibi yabancı adam, koşarak varır, yerden aldığı taşı bahçe sahibine doğru fırlatır. Bahçe sahibine isabet eden taş da bahçe sahibini öldürür. Öldürülen bahçe sahibinin çocukları babalarını öldüren atın sahibi yabancıyı yakalayarak Halife Hz. Ömer'in huzuruna getirirler ve kısas isterler. Atın sahibi yabancı itiraz etmez, suçunu kabul eder, verilen cezaya razıdır, ancak üzerinde yetim bir yeğeninin emanetleri olduğunu belirtir ve bu emanetleri yeğenine teslim etmezse yeğeninin mağdur olacağını söyler. Emanetleri teslim etmek için üç gün izin ister. Üç gün sonra gelip teslim olacağını ve o zaman kısasın uygulanarak kedisinin öldürülmesini ister. Halife Ömer bunun mümkün olmadığını, ancak yerine bir kefil bulması halinde izin verilebileceğini söyler. Bunun üzerine adam toplanan kalabalığa seslenerek; "İçinizde bana kefil olacak kimse yok mu?" diye sorar. Kalabalığın içerisinden Ebu Zerril-Gıfari (ra); "ben kefilim" diye cevap verir. Halife Ömer(ra) adamı bırakır. Üçüncü günün sonunda süre bitmek üzereyken adam atının üzerinde tozu dumana katarak uzaklardan görünür. Adam, kaçıp kurtulabilecekken, idam edileceğini bildiği halde, geri gelmiştir. Herkes şaşkındır. Hz. Ömer (ra) adama sorar;" kaçıp kurtulabilecekken niye döndün?"
Adam; 'Müslümanlar arasında ahde vefa kalmadı' sözünü söyletmemek için geri döndüm" dedi.
Bu defa Ebu Zer'e "Niçin hiç tanımadığın yabancı bir adama kefil oldun? Canını tehlikeye attın, gelmeyebilirdi," diye sorar. Ebu Zer (ra) şu cevabı verir. " Bunca Müslümanın içinde söze güven kalmamış- dedirtmemek içi kefil oldum der. Bu arada olanları izleyen davacı iki kardeş de şikayetlerinden vazgeçerler ve adamı affederler. Hz. Ömer(ra) onlara davalarından niçin vazgeçtiklerini sorunca onlar da şöyle cevap verir: " Biz de Müslümanlar içinde insaf ve merhametli kimse kalmamış dedirmemek için davamızdan vazgeçtik." Derler.
Her ikisi de ibretlik güzel hikâyeler. Elbette çıkarılacak dersler var. Hele hele insani ilişkilerin çıkar ve menfaâte göre şekillendiği günümüzde... Siyasette, ticarette, hasılı hayatın her alanında hasbiliğe, ahde vefaya, dostluğa, güvene, merhamete o kadar çok ihtiyaç var ki...Lâkin durum hiç de iç açıcı değil.
Bu noktada sözü yine şiire bırakalım. Severek dinlediğim Aşık Maksut Feryadi Koca'nın zamanımızı anlattığı "Kime Güveneceksin' şiirine kulak verelim.
"KİME GÜVENECEKSİN
Bu ne kаlleş zаmаndır
Kime güveneceksin
Tаbip dertten yаmаndır
Kime güveneceksin
Arа kаtаn kаtаnа
Kаzık аtаn аtаnа
Adаm sаtаn sаtаnа
Kime güveneceksin
Uzаktаn ettim nаzаr
Bu pаzаr bаşkа pаzаr
Dost dostа kuyu kаzаr
Kime güveneceksin.
Kimi özünü gizler
Kimi sözünü gizler
Kimi yüzünü gizler
Kime güveneceksin
Toprаk sаndım tаş çıktı
Dolu sаndım boş çıktı.
Can dedim kalleş çıktı
Kime güveneceksin
Bütün değerler yitmiş
Sevgi hoşgörü bitmiş
İnsаnlık ölmüş gitmiş
Kime güveneceksin
Ey Mаksutum hаlın yok
Tutunаcаk dаlın yok
Kаnаdın yok kolun yok
Kime güveneceksin."
Anamur/ Mersin