Kerim Toslak

Anadolu insanının sosyo kültürel kimliğini koruyabilecek miyiz

Kerim Toslak

Anadolu insanı dediğimizde; kendine has kimliği olan, her zaman övgü ile söz edilen özelliklere sahip  bir toplumdan bahsediyoruz demektir. Fedakârlığı, cefakârlığı, yardımseverliği, hoşgörüsü, tasayı ve sevinci paylaşması, misafirperverliği, kanaatkârlığı, sabrı ve tevekkülü ve daha birçok hasleti ile dünyada hiç bir insan topluluğunda ve millette bulunmayan bütün bu özellikleriyle nevi şahsına münhasır bir topluluktur. Vatan severliğiyle dillere destan bir topluluk.

Elbette bu kimliği oluşturan besleyen, tarihin derinliklerinden süzülüp gelen kaynaklar vardır. Bir tarafa da binlerce yıllık yaşanmışlıklardan oluşan toplumsal tecrübenin İslam ahlâkıyla damıtılarak elde edilmesinden oluşturulan töreler, örf  ve adetler, diğer taraftan Orta Asya'dan Anadolu'ya yolculukta ve Anadolu'da karşılaşılan farklı kültürlerden elde edilen hikmetin meczedilmesiye oluşturulan toplumsal bir kimliktir bu. Tabi ki bu kimliği belirleyici olan, rengini veren, ana unsur İslam akidesi ve İslamiyet’in önerdiği yaşam biçimidir. O sayede Anadolu insanı savaş zamanı evladını cepheye gönderirken dualarla gönderir, biricik evladının şehadet haberini "vatan sağ olsun"  diyerek tevekkülle ve sabırla karşılar. Bu inanç ve anlayış tarihe nice zaferlerin altın harflerle yazılmasını sağlamıştır. Tarihe Çanakkale Destanını yazdıran anlayıştır bu.

Anadolu İnsanı dediğimiz kendine has toplumsal kimliği olan bu toplumun toplumsal kimliğini koruyabilecek miyiz?

Şahsen bu konuda ben çok endişeliyim.

Bu kimliğe yönelik içeriden ve dışarıdan o kadar çok tehdit var ki endişe etmemek mümkün değil. Endişe etmemin sebeplerini şöyle sıralayabilirim.

Özellikle son iki yüz yıldan beridir sürdürülen, cumhuriyetin ilk dönemlerinde devlet eliyle Anadolu insanına dayatılan, batılılaşma olarak ifade edilen kültürel dönüşüm çabaları bu kimliğin erozyona uğrayıp tahribatında etkili olmuştur.

Değerlerin korunmasında ve yaşatılmasında aile yapısı çok önemlidir. Sevginin, saygının, iffetin, namussun,  haramın - helalın, mahremin - namahremin öğretildiği, islam ahlakının "aile terbiyesi" olarak ruhlara işlendiği, geleneksel aile yapımızın yasal ve yasal olmayan yollarla tahribata uğratılması bu kimlik için belki de en önemli tehdittir.

Her ne kadar milli eğitim diye diye yola çıkılarak bir türlü millileştiremediğimiz, dört yaşından yirmi dört yaşına kadar neslimizi teslim ettiğimiz eğitim sistemimizin bu kimliğin kazandırılmasında etkisi ve katkısı olabiliyor mu? Çok emin olamıyorum.

Anadolu kimliğini koruyan ve yaşatan, Anadolu'nun köyleri, kasabaları ve küçük şehirleri sanayileşme ile beraber büyük şehirlere göç vermektedir. Anadolu kimliği manevi altyapısı sağlam daha çok toprağa bağlı gelişen ilişkiler ağıyla oluşan sosyolojik bir yapıya sahipti. Kırsaldan büyük şehirlere kontrolsüz şekilde ve plansızca meydana gelen göç büyük şehirleri obezleştirmiş varoşlarında yeni bir kültürel kimlik meydana getirmiştir. Bu yeni kültürel kimlik manevi açıdan sorunlu ve hastalıklı bir ruh haline sahiptir. Kadın cinayetlerinin önlenemediği, uyuşturucu bağımlılığının ve cinsel  istismarın  yaygınlaştığı, bu ortamda zaten sorunsuz bir sosyo kültürel kimlikten bahsetmek hayalciliktir. Üstelik son sekiz on yıldan bu yana Suriye'den başta olmak üzere  büyük şehirlerimize gelen mülteciler söz konusu tabloyu ağırlaştırmaktadır.

Burada kastettiğim Anadolu insanının kimliğini  korunması konusu, körü körüne bir muhafazakârlık değildir. Bilinçsizce körü körüne muhafazakarlık, toplumsal gelişmenin ve yeniliklerin önündeki en büyük engeldir.

Bu kimliği oluşturan örf ve adetleri  korumak adına, yaşadığımız bu çağda, teknolojinin geldiği bu seviyede, oruç tutmak isteyenlerin sahura kalkması için gecenin yarısında sokakta davul çaldırmakla bu kimlik korunmaz. Ya da Anadolu insanının kimliğini korumak, geleneği yaşatmak adına, bazı merasim ve festivallerde  geçmiş zamanlarda giyilen kıyafetleri giymek, yenilen yemekleri yemek, gençlere ok atmayı, kılıç tutmayı, at binmeyi öğretmekle (sportif amaçla yapılan etkinlikleri kastetmiyorum) olacak şey değil. Muhafaza edilecek şey Anadolu insanını giyinme adabı, yeme içme adabı, sosyal ilişkilerindeki ahlaki, İslami, insani, vicdani tavır v.b şeylerdir.

Kastettiğim şey Anadolu insanının kimliğinin genetik kodlarının korunarak gelişme ve modernleşmeyle beraber güncellenebilmesidir. Aksi halde dijitalleşmenin zirvede olduğu iletişim çağında zamana ve gelişmelere yenik düşecektir.

Derdim ve çabam böyle bir sorunun farkında mıyız?  Farkındaysak ne yapılıyor?  Ya da bir çözüm bulunabilir mi?

Anamur/MERSİN

Yazarın Diğer Yazıları