Başörtüsüne Yasal Güvence
Kerim Toslak
Başörtüsü konusu yaklaşık dokuz on seneden beri ülke gündeminden çıkmış gibiydi. Seçimler yaklaşınca CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun yasal güvenceye alınması için kanun teklifi vereceklerini açıklamasıyla yeniden ülke gündemine düştü. Yasal veya anayasal güvenceye alınır mı, alınmaz mı bilmiyorum. Ancak bu noktaya kolay gelinmedi.
"Allah diyenin yallah hapishaneyi boyladığı" yıllarda (Sanırım bu ifade Rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti' ye ait) okullarda hele hele kamu kurumlarında baş örtüsünden söz edebilmek kolay değildi. Bu nedenle1960 lı yılların sonlarına kadar okullarda ve resmi kurumlarda başörtüsü sorunu diye bir sorun yoktu(!) Yani despotik siyasi ortam, böyle bir hak ihlalinin varlığının farkına varılmasına bile uygun değildi. Bu yüzden nisbeten daha demokrat ve özgürlükçü bir yaklaşımla hazırlanan 1961 Anayasa‘sının sağladığı ortamdan istifade etmek isteyen dindar kadınlar, Rahmetli Şule Yüksel Şenler'in çabalarıyla başlayan süreçte, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde okuyan Hatice Babacan'ın başörtüsüyle okulda derslere girmek istemesi üzerine, başta Bahriye Üçok olmak üzere bir kısım hocaların laikliğe ve Atatürk devrimlerine başkaldırı gördükleri bu tutuma şiddetle karşı çıkmalarıyla, ilk başörtüsü hak arama mücadelesi başlamıştır. Hatice Babacan' a destek vermek üzere MTTB öncülüğünde başlatılan boykot sonrasında yüksek öğrenimde sayıları çok az olan başörtülü öğrencilerin kıyafetlerine, bazı üniversitelerde çağdaşlık, Atatürkçülük ve laiklik maskesi arkasında keyfi uygulamalar devam etse de bazı üniversiteler karışmama ve konuyu kaşımama yolunu tercih ettiler. Nitekim Ankara İlahiyattan atılan Merhume Hatice Babacan da tekrar sınava girerek Erzurum İslami İlimler Akademisinden mezun olabilmiştir. Hoş gerçi üniversitelerin öğrenci olayları ve anarşiden ortalığın yangın yerine döndüğü yetmişli yıllarda, bir de bununla uğraşacak halleri yoktu belki de.
Kenan Evren ve cuntası, önce ortamı darbe gerekçesine hazır hale getirip, sözüm ona meşrulaştırdıkları 1980 darbesi ile ülkeyi efendilerinin istedikleri şekilde dizayn etmeye başladılar. Kurdukları YÖK marifetiyle üniversitelerde kız öğrencilere başörtüsü erkek öğrencilere sakal yasağını getirdiler. Seksenli yıllarda bu mücadele Merhum Özal'ın kısa süren Cumhurbaşkanlığı dönemindeki yumuşama sonrası artarak devam etti. Bu arada kız öğrencilerin de imam hatiplere alınmasıyla, imam hatiplerde de Kur'an-ı Kerim dışındaki dersler yasak kapsamına alınınca ortaöğretim için de başörtüsü mücadelesi başladı. 12 Eylül rejiminin kamuda çalışanlar için sakal ve başörtüsü yasağı tartışmaya açılamadı .Hoş gerçi aynı yönetmelikteki bıyık ölçüsü ve etek boyu ile ilgili maddeleri ihlal edenlerle ilgili disiplin işlemi yapan idareci de pek görülmedi. Ne de olsa bu ihlaller çağdaşlığa uygundu(!)
Türkiye'de çok partili döneme geçildikten sonra, inançlı insanlara yapılan baskı ve sindirmenin zirve yaptığı dönem, 28 Şubat post modern darbe denilen süreçte yaşananlardır her halde. Özellikle İmam-Hatip Liseleri dahil yüksek öğrenimdeki başörtülü kız öğrencilere yönelik başlatılan yasaklar, genişletilerek tüm kamusal alana yayıldı. Durumdan vazife çıkartan bir kısım bürokratlar ali kıran baş kesen oldular. Askeri garnizonlar, hastaneler, kamu lojmanları, devlet dairelerine varana kadar kapsam genişletildi. AK Partinin 2002 de iktidarıyla birlikte yöneticilerin inisatifiyle kısmi bir yumşama olsa da C. Başkanı A. N. Sezer dönemi sona erip YÖK başkanı ve yüksek yargı bürokratları değişene kadar konuyla ilgili bir çözüm bulunup ilerleme sağlanamadı. Taki 2013 yılına gelindiğinde yapılan yönetmelik değişiklikleriyle eğitim kurumlarında ve kamuda şimdiki pozisyon kazanıldı.
Bu süreçte yasağın uygulanmasında etkili ve etkin olan çevreler, siyasi olarak hep CHP nin başını çektiği laik ulusalcı kemalistler ile TSK içerisindeki uzantıları ve sonradan görüldüğü kadarıyla, kendilerine alan açmaya çalışan Fetö yapılanması olduğu görülüyor.
Şimdi CHP’nin kanuni düzenleme talebine nasıl bakmalı. Samimi ise ne alâ. Ancak bana bir Lafonten fıkrasını hatırlattı. Ağacın dalındaki horozu görünce, "horoz kardeş hayvanlar arasında barış ilan edildi. Çabuk in de kucaklaşalım" diyen tilki takdiği değildir inşaallah.
Bir de bunca mücadelede gelinen noktada acaba başörtüsü mücadelesi verirken örtünün altındaki başları ihmal edip boş mu bıraktık demeden kendimi alamıyorum. Bu gün hayatın her alanında kamusal ve kamusal olmayan her alanda başörtülü kadınlarımızı, kızlarımızı görebiliyoruz. Çeşitli eğlence mekânlarında ve kafelerde kızlı erkekli grupların içinde azımsanmayacak kadar başörtülü kızımız var. Sevinsek mi üzülsek mi bilmiyorum. Eleştirme hadsizliğinde bulunamam. Yoksa haddimi bildireceklerini bilirim(!) Bir kaç ay önce başörtülü oldukları için kızlarımızı restoran-bara almayan restoran-bar çalışanına ve yetkililerine haddini bildirme konusunda büyük cevvaliyet gösterdik. Ne de olsa başörtüsüyle beraber kızlarımızı da özgürleştirmiştik (!) Soramazdık 'başörtülü kızlarımızın içkili mekânda ne işi vardı?' diye(!)
Kim bilir belki de CHP bu durumu görüp, kendisi açısından artık başörtüsünün sorun olmayacağını fark ettiği için yasal düzenleme teklifi yapmış da olabilir.
Anamur/ Mersin