Kerim Toslak

Din Ne İşe Yarar

Kerim Toslak

Yazımızın başındaki soru genel bir sorudur. Bu soruya bir Müslüman’ın, bir Hristiyan‘ın, bir yahudinin, bir ateistin, bir deistin, bir hindunun v.b çoğaltabiliriz, vereceği cevap farklıdır. Çünkü her birinin kendi din anlayışları, dinden beklentileri, dini tanımlama biçimleri farklı olduğu için cevaplarının da farklı olması normaldir. Öyle ya da böyle, onlar açısından da bir şeylere yarıyordur. Müslümanın cevabı da tabi ki faklı olacaktır. İslam alimleri de dini kendi anlayışlarına göre tanımlamışlardır.  Batılı dinler tarihçileri de dini kendi anlayışlarına göre tanımlamışlar. Hatta batılılar bütün ilimlerde olduğu gibi, bu konuda da kendi anlayışlarını dünyaya dayatıp genel geçer bir tanım olması için gayret göstermişlerdir. Tabii ki böyle bir tanım İslam dinini diğer dinlerden bir din mertebesine indirip sıradanlaştırma gibi bir sonuca yol açacağından, İslami hassasiyet taşıyan alimler böyle bir tanımı kabul etmemişlerdir. Edilmesi de zaten doğru değildir. Herkesin dini kendine.  Bizi ilgilendiren bizim dinimiz. Zaten Rabbimiz de  "De ki; .... sizin dininiz size, benimki bana"  buyurur.

Başlıktaki sorunun cevabını İslam alimlerinin yaptıkları din tanımında buluyoruz: "Allah tarafından peygamberler aracılığıyla ( vahiy yolu ile) akıl sahibi insanlara bildirilen, insanların özgür iradeleriyle seçip kabul ettikleri, dünya ve ahiret mutluluğunu gerçekleştirecek ilahi kurallar bütünüdür." Bu tanım genelde Kur'an -ı Kerim'de anlatılan bütün peygamberlerin insanlığı davet ettiği dini, yani islam dinini esas alan bir tanımdır.

Tanımda belirtilen ilahi kurallar, insanın dünya hayatını tanzim ederken, buradaki hayatımızın  ahiret hayatındaki sonuçlarına dönük bilgilendirmeler yapar ki; buradaki yaşantımızı ona göre yaşayalım diye. Yoksa bu kuralların biliniyor olması, bu ilke ve kurallara inanılıyor olması, amele dönüşmüyorsa, çok da bir karşılığı yok demektir. Hatta yaşantısıyla, ahlâkıyla etrafına illallah ettiren birisinin, mensubu olduğunu iddia ettiği dine kötü temsil ettiğinden dolayı verdiği zararın ve bu yüzden yüklendiği vebalin telafisi zordur. Kendi kendimizi kandırmaya gerek yok. Yaşantısıyla Hans'tan farkı olmayan Almanya'ya işçi olarak giden Hasan'ın Hans'ı müslüman yapma çabasındaki çelişki ve tutarsızlığını ve Hans'ın Hasan'a  verdiği tokat gibi cevabı biliyorsunuzdur:

"Hasan sen zaten benim gibi yaşıyorsun. Zaten sen bizden olmuşsun, benimle ne uğraşıyorsun?"

Evet özellikle temsil pozisyonuda olan, müftü, din alimi, cami  imamı, siyasetçi, dini cemaât önderi, hatta dindarlık iddiasındaki her kişi, İslam'ı temsil noktasında iddiasına uygun davranmalıdır. Çünkü insanlar sözden ve yazılanlardan çok, uygulamya ve uygulayanlara bakarlar. Yani hal dilinin anlattığı  kal (söz) dilininin anlattığından daha etkilidir ve etkileyicidir.

Senin hayatını düzeltmeyen, ahlâkını güzelleştirmeyen, insanlarla ilişkilerini ıslah etmeyen dinin ne işe yarar. Yeryüzündeki müslümanların perişan hali ve vahiyin ışığından uzakta islam ahlâkından yoksun yaşantıları, belki de insanlığın İslam'la buluşmasının önündeki en büyük engeldir.

Evet dinimizin, inancımızın manevi  yönümüzü ıslahı önemli. Kendi iç dünyamız teskin edip mudmain kılmak için Rabbimizle olan irtibatımızı sağlayan kişisel ibadetlerimiz, namazımız, niyazımız, duamız, haccımız, orucumuz , zekâtımız çok çok önemli ve de vazgeçilmezimiz olmalıdır.

Ancak bütün bunlar yukarıda  belirtilen ilahi kuralların bir kısmıdır ve bu manevi (içe dönük) olgunluğumuzu sağlamaya yönelik çabamız, dışa dönük ahlâki olgunluğumuzu da gerçekleştirmeye ve tamamlamaya yöneliktir. "Ben güzel ahlâkı tamamlamak üzere gönderildim" buyuran Allah Rasulü (sav) bu hususa işaret ediyor. Yani dinimiz, inancımız, ibadetlerimiz ve müslümanlığımız aile ve cemiyet hayatımızı islamın ilkelerine uygun şekilde dönüştürüp, değiştirmiyorsa inancımızı, ibadetlerimizi ve müslümanlığımızı gözden geçirmemiz gerekiyor.

Yediğimiz içtiğimiz haram, sözümüz yalan dolan, iftira, dedi kodu, işimiz emanete ihanet, sahtekarlık, hile, aldatma, güvenilmez, çıkar ve menfaatimiz için kul hakkı dahil, rüşvet dahil her yol  mübah, hiç bir ilke kural tanımayız, insani ilişkilerimizde saygı yok, nezaket yok, ahde vefa yok, adalet yok, hakkaniyet yok, anlayış yok, paylaşma yok,  utanma yok, ilim yok, irfan yok....... Elhamdülillah müslümanım(!) Oldu mu? Dinimiz bunu değiştirip ıslah etmek için gelmedi mi?  Peygamberimizin(sav); "Müslüman elinden ve dilinden güvende olunan insandır" sözü hadis kitaplarının içinde kalmamalı. Hayatımızda bir karşılığı olmalı değil mi?

İyi örnekler yok mu? Elbette var.  İyimser olmak için bir çok örnek var. Çoğaltmamız lazım. İşte bir örnek: Bir sosyal medya platformunda paylaşıldı Van Erciş'ten bir imam kardeşimizin yaptırdığı ev inşaatınınn gürültüsü nedeniyle rahatsızlık verdiği   komşularından af ve helallik dilemek üzere yazıp kapılarına bıraktığı nezaket  örneği notu: "Sayı komşularımız, Ben ..... camiinin imamı ..... Malumunuz yan tarafta kendi şahsıma bir ev yapmaya başladım. Mevsim sonbahar. Bir iki haftaya bitirmeye çalışacağız. Siz doktorlar baş tacımızsınız. Öncelikle sizleri rahatsız ettiğim için hakkınızı helal edin. İşçiler cumartesi pazar çalışmasın demişsiniz. Ben de sizleri rahatsız etmemeyi çok isterdim. Ama önümüz kış. İşçiler de emekçi insanlar böyle bir şansları yoktur. Sizlerden ricam  bir iki hafta bizleri idare ediniz. Tekrardan sizleri rahatsız ettiğimiz için sizden özür diliyorum. Size layık bir komşu olmak için elimden geleni yapacağım. Her birinizin tek tek kapısını çalabilirdim ama ben bundan hayal ettim. Şikayetleriniz olursa lütfen beni arayınız. Telefon .imza"

Kafa dinlemek için geldiğim Anamurda, evin önünden gecenin saat birinde ikisinde müziği sonuna kadar açıp, eksozu delik, makineli tüfek sesi gibi ses çıkartıp bağırtarak geçen araçların sürücülerinin olumsuz etkisinde  kaldığımdan dolayı bu nottaki nezaketi ve inceliği gereğinden fazla beğenmiş ve etkilenmiş de olabilirim. Kim bilir.....

Anamur/Mersin

Yazarın Diğer Yazıları