Eğitim Ve Sosyo Ekonomik Sorunlar
Kerim Toslak
“İçinde bulunduğumuz olumsuz ekonomik koşullarda ve artan enflasyonda eğitim sistemimizin etkisi ve katkısı var mı” sorusu kafama takıldı. “Tarlada çalışacak, çay toplayacak, fındık toplayacak, çobanlık yapacak, inşaat işlerinde çalışacak, organize sanayi bölgelerinde fabrikalarda iş yapacak ara eleman, esnaf çırak, kalfa bulunamıyor” serzenişi dillendiriliyor ki, doğrudur. Bu husus bir yanıyla eğitim planlamamızdaki yanlışlıkları ve sistemsel sorunu işaret ederken, sonuçta üretimdeki azalmayı ve maliyet artışını doğuruyor. Bu da enflasyon artışı demek.
Bu yazıya başlamadan önce, internette eğitim sistemi ve zorunlu eğitim süresi konusuna bir göz attım. https:dhgm.meb.gov.tr adresinde 2012-2013 Eğitim öğretim yılında uygulamaya konulan 4+4+4 sistemiyle ilgili, dönemin Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer'in yeni siteme dair sorular ve cevaplarını içeren açıklamaları ve yeni sistemin faziletlerini anlattığı, yaklaşık kırk sayfalık bir dokümana rastladım. O tarihlerde ilköğretim kurum yöneticisi olduğum için, defalarca okuduğum o yazıyı tekrar okudum. Maalesef Sayın Bakanın açıklamalarının çoğunun gerçeklikten uzak olduğunu zaman gösterdi. Örneğin, ilkokula başlama yaşı ikinci yıl revize edilmek zorunda kalındı. O dönemde dile getirdiğim; halk arasında Çıraklık Eğitim Merkezi olarak bilinen Mesleki ve Teknik Eğitim Merkezlerinin (METEM) üçüncü 4 yıl olan liseler statüsünde olması gerektiği konusu idi. Yaklaşık sekiz on yıllık bir gecikmeden sonra dediğim noktaya gelindi. Niye öyle oldu? Yeni sistemle birlikte ikinci 4 ten sonra bütün öğrencileri diploma alacakları son 4 e postaladık. Akademik eğitim alıp okuyacak olanları bazı özel liselere, Fen liselerine, bir kısmını da kalitesini hallettiğimiz Anadolu liselerine gönderdik. Güya yeni sisteme göre ikinci 4 ten sonra, sınava bile gerek kalmayacaktı. Bira ara siyasi büyüklerimiz de öyle emir buyurmuşlardı. Lâkin o işin öyle olmayacağı da belliydi. Sonuçta ilk ve orta okulda (teorik olarak olsa bile pratikte uygulama imkanı olmayan) sınıfta kalmanın olmadığı, doğru dürüst okuma ve yazma bile öğrenemeyen binlerce öğrenciyi, adının önüne "Anadolu" ekleyince eğitim kalitesi yükselecek sanılan, meslek liseleri veya genel liselerin lise 1.sınıfına yıl tekrarları da olunca iyice yığdık. Aile istemiyor, çocuk istemiyor ama zorunlu olarak, illa da okulda tutacaktık. Okullarda disiplin ve kontrol sorunları yaşanınca şikayetlerden kurtulmak için bakanlık yetkilileri, dahice bir çözüm buldu(!) Bu öğrencileri Halk Eğitim Merkezleri yönetim altında bulunan açık liselere aktararak yani sokağa salarak sözüm ona çözüm buldular. Neden sonra baktılar ki çözüm çözüm değil. Nihayet METEM i keşfettiler. Ancak sekiz on kuşak neslin bir kısma heba oldu. Eğitim konusunda kafamızı duvara vura vura yol bulmaya çalışıyoruz. Bu konu da temel sorun galiba, eğitime yön veren, politika üreten büyüklerimiz Avrupa'yı, Amerika'yı inceledikleri kadar Anadolu'yu, Türkiye'yi incelemiyorlar. Ya da meşhur "göç katarın gide gide düzer" atasözüne sığınılıyor.
Yükseköğrenim de ayrı bir garabet. Ülke ihtiyaçları gözetilmeden plansız programsız yüzlerle ifade edilecek kamu ve özel üniversite ve binlerce fakülte ve yüksekokul açtık. Doğru mu yaptık yanlış mı yaptık, halâ tartışamıyoruz.
Sonuçta; milyonlarca gencimizi üniversiteli yaptık. Mezun ettik etmesine de büyük çoğunluğu işsiz. Ama yazımızın başında belirtiğimiz ihtiyaç olan alanlarda da (zihnen ve bedenen) istihdam edilecek durumda değiller. Çünkü aldıkları eğitim ile alakasız alanlar. Bir taraf eleman ararken bir taraf iş arıyor. Çözüm makamındakiler de "ne yapalım iş beğenmiyorlar " diyerek topu taca atıyorlar.
Eğitimin hatırına köylerimizi şehirlere taşıdık. Köylerde birçok ev boşalırken şehirlerimizde konut yetersizliği ve kira artışları beraberinde geldi. Özellikle düzensiz göçler ve mülteci akını ile konut sorunu kangren oldu. Yaşadığımız depremlerin getirdiği yük cabası.
Özellikle okumak için köyden çıkan genç nüfus köylere dönmeyince, köylerde tarım ve hayvancılık geriledi. Arazinin bir kısmı rantabl şekilde işlenemedi.
Eğitim sisteminde yapılan bu değişiklikler ve yapılan çalışmaların manevi alanda ( dini ve ahlaki) istenilen sonucu verip vermediğinin değerlendirmesini başka bir yazıya bırakalım.
Her şeye rağmen sistemin şiddetle masaya yatırılıp, değerlendirilmeye ihtiyacı olduğu aşikar. 11/ 09/2016 da Yeni Şafak Gazetesindeki köşesinde "4 + 4 + 4 + üniversite dahil 20 milyon gencimiz okul çağında. 20 milyon gencin üniversite okuması demek devletin gelişimini, ilerlemesini, 20 yıl ertelemesi demek" diyen Hayrettin Karaman Hoca bile sesini duyuramamış. Biz mi duyuracağız.
Selçuklu/ Konya