FİFA Dünya Kupası ve İki Liderin El Sıkışması
Kerim Toslak
2022 FİFA dünya kupası Katar'da başladı. Artık futbol sadece bir spor değil, hatta futbol da değil. Özellikle uluslararası karşılaşmalar turizm vesilesi ve tanıtım aracı. Emperyalist Avrupa ülkelerinin güç gösterisi, çoğu mazlum sömürülen ülkenin sömürgeci ülkelere karşı kimlik ve kişilik ispatlamaya çalıştıkları bir arena. Bir açıdan milyar dolarların döndüğü bir pazar. Bir başka açıdan bahisçilerin kitleleri yolduğu kumar aracı. Bir tarafıyla da devletlerin halklarını deşarj edip kafalarını meşgul ederek kontrol altında tutma aracı.
Birçoğumuzun bildiği 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Zaferinin öncesinde Türk ordusu savaş planını, Akşehir'de askerler arasında düzenlenen bir futbol turnuvası ile Yunanlılardan gizlemişti.
Dünya gündemi, İspanyadaki FİFA1982 Dünya Kupası ile meşgul iken,13 Temmuz 1982'de İsrail, Ariel Sharon öncülüğünde Lübnan'ı işgal ederek Sabra ve Şatilla kamplarında insanlık tarihinin kanlı katliamlarını gerçekleştirmişti. Örneklerde de görüldüğü gibi futbol sadece futboldan ibaret değil.
Son olarak başta ifade ettiğim Katar'da düzenlenen 2022 FİFA Dünya Kupasının açılış törenlerine birçok ülkeden devlet ve hükümet başkanlarıyla birlikte ülkemizin Cumhur Başkanı da davet edildi. Bu buluşmada elbette sadece futbol konuşulmamıştır- ki öyle olmadığı da sonuçlardan anlaşılmaktadır. Bu buluşmada ülkemiz Cumhur Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Mısır Cumhur Başkanı Abdulfettah es-Sisi arasındaki el sıkışma görüntüsü ülke gündemine oturdu.
Mısır'da Mursi ve İhvanı Müslimin hareketine hiç bir zaman sıcak bakmayan gerici bir hareket olarak niteleyen sol muhalefet bu el sıkışma olayını diline dolayıp "hani Sisi'nin elini sıkmayacaktın ne oldu?" diyerek Sayın Cumhur Başkanına yükleniyor. Bir tarafta da bazı İslamcılar bu el sıkışmadan memnuniyetsizliğini sosyal medyada veya farklı ortamlarda dile getiriyorlar. Bunlar normal karşılanabilir. Ancak siyasi iktidara yakın gibi görünen bazı hadsizler bu el sıkışma olayının arkasına sığınarak durumdan vazife çıkarıp adeta ABD ve İsrail "tokmak döğücüsünün hık deyicisi" gibi Mısırdaki İhvan hareketini terörist ilan edebiliyor. Hâlbuki devleti yönetenler, uluslararası ilişkilerde devletin âli menfaâtleri için reel politik neyi gerektiriyorsa onu yaparlar. Dün bir birlerine demediklerini bırakmayanlar, hatta bir birleriyle kanlı bıçaklı olanlar, yıllarca savaşanlar, yeri gelir bir masanın etrafında otururlar, gerekirse el sıkışırlar. Bunda yadırganacak, ayıplanacak bir durum yoktur. Bu hiç bir zaman iki liderin aynı siyasi çizgide olduğu, aynı dünya görüşüne sahip olduğu anlamına gelmez. Geçmişte ne kadar iddialı keskin konuşmalar yapılsa da kişisel görüş ve düşüncelerini bir tarafa bırakıp ülkelerinin ortak çıkarları için el sıkışıp görüşebilirler. Belki de bu el sıkışma her iki ülkenin insanları için de hayırlara vesile olacaktır. İki liderin el sıkışma olayına bu açıdan bakıp değerlendirmek gerekir.
Neticede Cumhur Başkanının geçmişteki iddialı konuşmalarını da bahane edip bu el sıkışma olayını sol muhalefetin diline dolaması normal kabul edilebilir. 'Muhalefettir ne yapsa yeridir' der geçerim. Lakin birilerinin sureti haktan görünerek, bu el sıkışma olayının arkasına sığınarak durumdan vazife çıkarıp, ABD ve İsrail ağzıyla İhvan hareketini terörist ilan etmesini anlayışla karşılayamam. Anlayışla karşılarsam zulmen cezaevlerinde bigayri hakkin şehid edilen otuzdan fazla ihvan liderinin ruhları rencide olur. 2009 yılında Ankara’da AK Parti büyük kongresinde konuşmasını dinlediğim zulmen Şehit edilen Mursi'ni ruhu rencide olur. Rabia meydanında şehit edilen başta Esma Biltaci olmak üzere yüzlerce şehidin ruhu rencide olur.
Rabbim ülkemizde ve dünyada rızayı ilahî uğruna can feda eden tüm şehitlere rahmet eylesin. Ruhları şad olsun.
Selçuklu / Konya