Kerim Toslak

Huzurlu Olmanın Başka Bir Yolu

Kerim Toslak

İlkokul ve ortaokul yıllarında okuma alışkanlığı kazanmamı Kemalettin Tuğcu'nun romanlarına ve  Ömer Seyfettin'in hikayelerine borçluyumdur.  Bizim kuşaktakilerin bir çoğu da muhtemelen benim gibidir. Laf aramızda, İlkokulun 4. sınıfında şubat tatili ödevi olarak öğretmenimin verdiği Talip Apaydın'ın "Sarı Traktör'ünü" ne kadar zor bitirdiğimi de unutmam. Bitirmiştim de aklımda da pek bir şey kalmamıştı. O yüzden üniversite yıllarımda, biraz da nostalji olsun diye tekrar okumuştum.
Ömer Seyfettin deyince şu günlerde hep aklıma "Yüksek Ökçeler" hikayesi geliyor. Okuyan hatırlayanlar olabilir. Okumayanlar veya hatırlayamayanlar için kısaca özetleyip, niye aklıma takıldığını da açıklayım. Hikaye kısaca şöyle: " Hatice Hanım çocuk yaşta zengin bir ihtiyarla evlendirilmiş, ihtiyar kocası ölünce kocasından kalan köşkte hizmetçisi, aşçısı ve evlatlığıyla yaşayan genç yaşında dul kalmış, kısa boylu temizlik ve namus konusunda oldukça titiz  bir kadındır. İhtiyar biriyle olan çocuk yaştaki evliliğinden dolayı evliliği düşünmeyen hatta tiksinti ile bakan, evinden dışarıya pek çıkmayan, kısa boyunu telafi etmek için yüksek ökçeli terlikler giyen, hizmetçilerini sık sık kontrol eden, onlardan memnun, huzurlu şekilde hayatını yasayan bir kadındır. Ancak zaman geçip yaşı ilerleyince Hatice Hanımın da şikayetleri başlar. Doktor rahatsızlığının kaynağının giydiği yüksek ökçeli terlikler olduğunu söyler. Onların yerine yumuşak yünden yapılmış terlikler giymesini önerir.  Doktorun önerisi doğrultusunda giydiği yünden yapılmış yumuşak terlikler hastalığına çare olur. Ancak ne olduysa bu yumuşak terlikleri giydikten sonra olur. Aşçı hırsızlığa başlar. Hizmetçi ve evlatlığı işten kaytarırlar. Ahlâksızlaşırlar. Bu defa evdeki hizmetçilerin, aşçının hal ve hareketleri huzursuz eder.
Hele bir defasında nahoş durumlarına tanık olup, gayri ihtiyari "yüksek ökçeli terlikleri çıkardıktan sonra sürekli Hatice Hanıma yakalandık,  oysa yüksek ökçeli terliklerin sesinden geldiğini anlar  tedbirimizi alır yakalanmazdık " dediklerini duyunca, hepsini kovar. Yenilerini alır ama aynı sorunları yenileriyle de yaşar. Huzursuzluğu artar. Bütün sorunların kaynağı olarak giydiği yeni terlikleri olduğuna karar verir. Her ne kadar yeni terlikler bedenindeki hastalığı tedavi etse de psikolojisi bozulmuş ve huzursuz olmuştur. Eski huzurlu günlerine dönmek için, yüksek ökçeli terlikleri tekrar giyer. Yüksek ökçeli terlikleri giyince artık hizmetçilerin işlerini düzgün yaptığına görüyor.  Hiç bir nahoş durumla karşılaşmıyor." Hikayenin özeti bu. 
Hatice Hanım önceleri etrafında olup bitenden bilinçsizce haberdar değilmiş ve huzurluyumuş. Haberdar olup huzursuz olunca bu defa bilinçli olarak haberdar olmamayı tercih ediyor ve huzurlu oluyor. 
Zaman zaman eş, dost, arkadaşlarla bir araya gelince etrafta olup bitenlerden konuşuyoruz. Bir çok arkadaş sanki Hatice Hanım misali bilinçli bir tercihle, dünyada olup bitenlerden haberdar olmamayı tercih etmişler gibi. Onlara göre her şey yolunda, her yer güllük gülistanlık. O yüzden çok huzurlu ve mutlular. 
Ne iç politik konular ne dış politik konular, ne İslami meseleler, ne Müslümanların sosyo kültürel sorunları, ne ekonomik sorunlar, ne  enflasyon, ne zamlar, ne kur artışları, ne Doğu Türkistan, ne Filistin v.d gündemlerine giriyor. Kafa konforlarını bozacak konulara uzak kalıp mutlu olmayı terci ediyorlar. 
Sonunda ben de aynı yolu izleyip huzura ereceğim galiba. Ne yani "ben miyim arzı boynuzunda taşıyan öküz" diyeceğim.
....
"Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa, 
Arzı boynuzunda taşıyan öküz? 
Belâ mîmârının seçtiği arsa; 
Hayattan muhâcir; eşyâdan öksüz?"
......  (Necip Fazıl - Çile)
Selçuklu/ Konya

Yazarın Diğer Yazıları