Kerim Toslak

Manevi Eğitim

Kerim Toslak

Geçen haftaki yazımızda DİB Sayın Ali Erbaş'ın bir törendeki konuşmasında Din ve Ahlak eğitimindeki gördüğü yetersizliklerden dolayı Din Kül. ve Ahl. Bilgisi öğretmenlerine yönelik eleştirilerine temas etmiştik. Bu hafta din ve ahlak eğitimi üzerinde düşüncelerimizi açıklayacağımızı ifade etmiştik. Konunun iyi anlaşılabilmesi için madde madde yazacağım.

I-Milli Eğitim sistemini, okullardaki eğitim uygulamalarını ve bu sistem içerisinde öğretmenin yerinin ve konumunu bilmeden teşhis koymak, çözüm önermek doğru olmaz.  Zorunlu eğitimle birlikte okullarda eğitim kalitesi ciddi zarar gördü. Bu sorunun temelinde de okullarda sınıfta kalma yok. Gerçi zorunlu eğitimde sınıfta kalma olsa nasıl uygulayacaksın. Sınıfta kalma olsa dert olmasa dert. Dersi takmayan, öğretmeni umursamayan öğrenciye doğru dürüst bir yaptırım yok. Okulda ve sınıfta disiplin sağlayacak yeterli yaptırımlar yok. Mevcut yönetmelikler yetersiz ve okullarda işlevsel değil. Disiplin ve düzenin olmadığı yerde hiç bir başarı olmaz. Zaman zaman sosyal medyaya da yansıyor. Öğretmenler öyle bir ortamda şımarık öğrencilerin eğlencesi oluyor. Farklı davransa da bazen öğrencilerin bazen de kendini bilmez velilerin şiddetine maruz kalıyor. Hatta öldürülen öğretmenler bile oluyor. Hedefleri ve idealleri olan öğrencilerin ayıklanıp idealsiz, hedefsiz okuma hevesi olmayan bir meslekte ya da farklı alanlarda yetiştirilip ailesine ve topluma daha faydalı olacak olan gençlerin, okullarda zoraki tutulması, öğretmene de öğrenciye de eziyet, ülkeye de büyük kayıptır. Balığa uçmayı kuşa yüzmeyi öğretme saçmalığı bitmedi. Hayatında İngilizce ile işi olmayacak dağda çobanlık yapacak,  bir çocuğa İngilizce öğretme (zaten öğrenemeyecek) sevdasından vazgeçmedik. İsteksiz ve amaçsız öğrenci ders disiplinini bozuyor ve bu durum diğer öğrencileri ve öğretmeni olumsuz etkiliyor. Bu zorunlu eğitim konusunun gözden geçirilip yeniden düzenlenmesi, ya da en azından 5. Sınıftan itibaren esnetilmesi gerekir. 5. Sınıfa kadar kişisel bakım (tuvalet kullanma dahil), çevre bilinci, adabı muaşeret, din-ahlak eğitimi, trafik kuralları dahil toplumsal kurallara uyma eğitimleri verilmeli. Gerektiğinde aile ile iş birliği yapılmalı. İşbirliğine yanaşmayan ailelere yaptırım uygulanmalı ama ahlaki ve toplumsal kurallara uymaları konusunda gerekli eğitim verilmeli. İnsanlara ve insanlığa zarar verecek azgın maganda türleri yetişmemeli bu ülkede. 

II-Genel eğitimde olduğu gibi Din ve Ahlak eğitiminin en önemli ayağından birisi de öğretmendir. Bütün öğretmenler, öğrenci için modeldir. Örnektir. Çalışkanlığıyla, ahlakıyla, dürüstlüğüyle, temizliğiyle, giyimi kuşamıyla, konuşmasıyla, fedakarlığıyla, duruşuyla, iffetiyle, namusuyla..... Kısacası öğretmen adam gibi adam olmalı ki, öğrenci adamlığı görsün öğrensin. Hele hele Din ve Ahlak öğretmenleri bu konularda bin kat daha özenli ve dikkatli olması gerektir. Ahlaki yönden zaafiyet içerisinde, karakteri bozuk tipler yok mu? Elbette var. Üzülerek ifade edeyim öğretmen yetiştirme konusunda dünden daha iyi değiliz. Bu konuda bir ölçü ve ilke yok. Çocukları güvenle teslim edeceğimiz öğretmenler ile ilgili akademik ve mesleki eğitimin yanında bazı insani nitelikleri de göz önünde bulundurmak gerekir diye düşünüyorum. Öğretmenlik mesleğine daha erken yaşta hazırlananların daha başarılı oldukları görüldü.

III- Eğitimin öncelikle ailede olması gerektiğini düşünürüz biz. Devlet sağlıklı bir aile ortamının oluşması için gerekli ortamı oluşturmalı. Evlilik dışı ilişkiler ailenin en büyük düşmanıdır. Bir başka büyük tehdit de günümüzde sürekli artan boşanmalardır.  Sağlıksız aile ortamları zihnen sağlıksız nesiller demektir. Özellikle alkolik, uyuşturucu bağımlısı veya sorunlu anne babaların çocuklarına el konulma konusunda çok duyarlı olunmalı. Böyle ortamlarda yetişen çocuklar geleceğin suç makinesi olma potansiyeli olacak çocuklardır.  Ailede anne babalar ve diğer aile üyeleri güzel örnek olmalıdır. Dediğimi tut yaptığımı yapma mantığından kurtulmalıdır. Unutulmasın "kuş gördüğü yuvayı yapar".  Aile dürüst ise çocuğu da dürüst olur. Aile yalan söylerse çocuğa yalan söyleme demenin bir mantığı olmaz.

VI- Son olarak çocuğun yetiştiği aile ortamının yanında, mahallede oyun oynadığı arkadaş ortamından tutun da sosyal medya, televizyon dizilerine kadar hepsi çocuğun ahlaki kişiliği üzerinde etkilidir. Toplumun gözü önünde bulunan sporcular, sanatçılar, siyasetçiler rol model kişiliklerdir. Bunların dürüst, ahlaklı, iffetli, namuslu örnek insanlar olması gerekir. En azından bu tür insanların gayri ahlaki yaşantıları, çarpık ilişki biçimleri, magazin adı altında sürekli toplumun, hele hele çocukların gözüne sokulmamalı. Sorumlu davranılmalıdır.
Selçuklu/ Konya

Yazarın Diğer Yazıları