Kerim Toslak

MUHAFAZAKÂRLIK/ DEVRİMCİLİK/ MÜSLÜMANLIK KAVRAMLARI ÜZERİNE

Kerim Toslak

 Nedense bizim toplumda "muhafazakarlık" kavramı dindarlık hatta müslümanlık  anlamında kullanılıyor. Oysa "muhafazakarlık"  toplumun  tarihsel geçmişini ve geçmişten bugüne taşınan geleneklerini göreneklerini ve mevcut pozisyonunu devam ettirmeyi amaçlayan felsefi/ siyasi bir anlayıştır.

Muhafazakârlığın karşıtı sayılabilecek kavram da devrimciliktir. Bu da her ne kadar bazı kimseler tarafından Marksizimle veya sosyalizmle eşitlense de bunu da doğru bulmuyorum. Statükoya ya da muhafazakarlığa itiraz eden siyasi/ felsefi anlayış da devrimci bir anlayıştır. Dolayısıyla monarşi ile yönetilen bir ülkede demokrasiyi savunmak devrimciliktir. Pek ala bir cumhuriyetçi de liberalizmi savunanan da müslüman da  devrimci olabilir. Mevcut sosyal, siyasal, ekonomik yönetim biçimini hatta inanç sistemini  koruma anlayışı muhafazakarlıktır. Değiştirip yerine yeni bir sistem kurmayı amaç edinen her felsefi anlayış devrim, bu anlayışı benimsemek de devrimciliktir. 
 

Günümüzde bazı kimseler bilinçli veya bilinçsizce ya da art niyetli bir inatla,  muhafazakarlıkla müslümanlığı aynı şey sayıp, kendi muhafazakârlıklarını kemalizim ya da sosyalizim ambalajıyla devrimcilik adı altında pazarlama gayretiyle islama ve müslümanlara saldırmakta. 

Halbuki 1470 sene önce Mekke aristokratlarının muhafaza etmeye çalıştıkları putperest düzeni yıkarak yeryüzündeki en önemli devrimlerden birini gerçekleştirmiştir İslamiyet.
 

Şu da bir hakikattir ki her devrimci hareket, kendi hedefine ulaşıp amaçladığı sosyal siyasal ekonomik dini sistemi kurduktan bir süre sonra, mevcut durumu korumak için muhafazakârlaşır. Bu durum da bir süre sonra kendi sonunu getirecek en büyük hendikapıdır. Artık dünün devrimcileri bu günün muhafazakârları olmuştur. Dünyadaki bütün devrimci hareketlerin sonu böyledir. Hatta muhafazakârlığa evrilemeyip devrimciliğe devam edenler de devrimcilikten muhafazakârlığa evrilenlerle yollarını ayırmışlardır. Ancak dünün devrimcileri bugünün muhafazakârları, muhafazakarlığa evrilemeyip devrimciliği devam ettirenleri, devrimi de devirmeye çalışmasınlar diye bertaraf etmişlerdir. O yüzden "bütün devrimler önce kendi evlatlarını yerler" ifadesi boşuna söylenmemiştir. Sonuçta her devrimci aynı zamana potansiyel bir muhafazakârdır.
 

Ancak muhafazakarlığı sadece dindarlığa indirgemek, hatta dini kuralları titizlikle hayatında yaşayan insanlar için kullanmak büyük hatadır. Dindar bir kişi pekala devrimci olabilir. Seküler, ateist ya da agnostik birisi de pekala muhafazakar olabilir. 

Muhafazakarlıkla dindarlığın aynı şey olduğunu söylemenin ne mahzuru var denebilir. Maalesef bizim ülkemizde muhafazakâr kesimin her dine ve ahlaka aykırı tutum ve davranışı üzerinden dine ve islama saldırmak gibi bir alışkanlık var. Adam seküler, dini hassasiyeti yok, dünyevileşmiş, hedonist  ancak kendisine Muhafazakâr kesim içinde yer bulmuş o şekilde ifade ediyor olabilir. 

Böyle birisinin de bulaştığı her pisliği, yolsuzluğu, hırsızlığı, ahlaksızlığı islama mal edilmek gibi bir anlayış var bu toplumda. 

Dindar bir müslümanın dine ve ahlâka aykırı tutum ve davranışı inandığı dine/ islama ve bağlı olduğu değerlere  mal ediliyor zaten. İnandığı dini gereği gibi temsil etmiyorsa bunun vebali ve vicdani sorumluluğunu taşıması da tabiidir. Bir müslüman, "Dindar insan iyi insandır" dedirtemiyorsa bunun uhrevi bir vebali ve sorumluluğu vardır. Buna da katkıda bulunan herkes aşağıdan yukarıya ya da yukarıdan aşağıya Allah îndinde sorumludur.
Selçuklu/Konya

Yazarın Diğer Yazıları