Nadan Ortalamamız Yüksek
Kerim Toslak
Ömer Seyfettin önemli hikâyecilerimizdendir. Hikâyeleri genellikle ders verici, eğitici, milli duyguları geliştirici nitelikte olduğu için faydalı bulurum, okurum, tavsiye de ederim. "Nadan" isimli hikâyesi de hatırımda kalan dikkatimi çeken beğendiğim hikâyelerinden birisidir.
"Devrin padişahı devleti yönetmede acze düştü, sınır boylarında ordudan yenilgi haberleri geldiği, içeride yeniçerilerin kazan kaldırdığı, karmaşanın baş gösterdiği bir dönemde durumu düzeltecek birilerini arar. Kahtı rical (eğitimli tecrübeli yetişmiş adam yokluğu) bir zamandır. Tek çare yaşlanmış devlet işlerinden el etek çekmiş olan Köse Vezir'i tekrar göreve getirmektir. Lâkin Köse Vezir teklif edilen görevi kabul etmez. Padişahım bütün ısrarlarına rağmen, dünya işlerinden ele etek çektiğini, kalan ömrünü ibadetle-taatla geçirip ahirete hazırlanacağı söyler, cellatlara teslim tehdidine bile aldırmaz. "Ha şimdi, ha bir kaç sene sonra farketmez"der. Padişah görev kabul etmemekte direnen Köse Vezir'i bir odaya hapsettirir. İkna etmek için "ölümden beter bir ceza bulmak gerekir" der kedi kendine. Saatlerce düşündükten sonra birden çocukluğunda kendisini eğiten lalasının şu sözünü hatırlar: "Nâdanla sohbet etmek, âkile cehennem ateşinden beterdir!..." Hemen "memleketin en 'nadan' kişisini (bilgisiz, görgüsüz, kaba, sözünün nereye gittiğini bilmeyen, nobran, kırıcı kişisini) bulup getirin diye" emir verir. Birkaç günlük aramadan sonra Karamürsel taraflarından 'Eşek Hasan' diye birini bulup getirirler ve Köse Vezir'in yanına kapatırlar. Neticede Köse Vezir Eşek Hasan'ın nadanlığının verdiği azaba dayanamayıp görevi kabul eder. Köse Vezir'in göreve gelişiyle sınır boylarından iyi haberler gelmeye başlar. Yeniçeriler terbiye edilir. Memlekette karmaşa biter.Memlekette bir yılada işler düzelir. Padişahı yüzü tekrar güler. Köse Vezir'in görevi kabul etme sebebini sorar. Köse Vezir çobanın yanında geçirdiği kırk günlük azaptan söz etmeden "zavallı köylünün benim yüzümden hapsedilmesine vicdanım razı olmadığı için" der."
Bu hikâye her ne kadar daha önce siyaseti ve bakanlığı bırakan Sayın Mehmet Şimşek'in tekrar görevi kabul etmesini çağrıştırıyor olsa da zinhar o olaya bağlamak gibi bir niyetim ve amacım yok. Böyle bir ikna yöntemi falan kullanıldığını da düşünmüyorum. Ancak hikâyenin sonundaki gibi güzel sonuçların ortaya çıkmasını, ekonominin ıslahını, enflasyonun inmesini, hayat pahalılığının dinmesini dilemek görevimizdir.
Hikayeyi anlatmamın asıl amacı çevremizdeki nadan bolluğuna ve yaşadığımız azaba dikkat çekmek. Hikayede anlatılan nadan ihtiyacı eğer bu devirde olsaydı her tarafta en alası kolayca bulunurdu. Trafikte gecenin ortasında eksozu delik arabaları bağırtanlar, müziği sonuna kadar açanlar, düğün bahanesiyle üç gün üç gece mahalleyi hatta şehirleri en üst seviyede müzik adı altında gürültüye maruz bırakma, gecenin saat bilmem kaçında havai fişek patırtılarıyla korkutma gibi saygısızlıkları yapmada kusur etmeyenlerden başlamak üzere o kadar çok var ki say say bitmez. Nadalıkta, nobranlıkta gelişmişlik düzeyimiz oldukça iyidir(!) O yüzden şehirlerimizin çoğunda yaşamak cehennem azabı çekmek gibi. Bu konulara el atması gereken yetkililerin de öyle bir dertleri ve niyetleri yok.
Gölbaşı/Ankara