Şanslı Kediler / Şanssız Çocuklar
Kerim Toslak
Geçenlerde Türkiye ortalamasından daha dindar ve muhafazakâr olduğunu düşündüğüm, değer verip tanıdığımız bir aileye misafirliğe gittik. Karı- koca emekli meslektaş. Babadan kalma bir hayli de mülkleri, tarla, tezek gayrimenkulleri var. Kirada birkaç dükkan ile dört beş de evleri var. Salona geçip oturunca dikkatimi çekti. Hemen hemen bütün koltukların köşeleri eskimiş, iplikleri tarakla taranmış gibi sarkıyor, bazı yerlerin içteki süngerleri görünüyor. Ailenin iki çocuğunun biri özel biri devlette ikisi de üniversitede okuyormuş. Kendi kendime; "bu aile bu kadar düşkün bir aile değil ama çocuklara para yetiştirmekte zorlanıyorlar galiba, koltukları eskidiği halde yenileyememişler" diye düşündüm. Bir müddet oturup çay servisi ve ikramlar başladıktan sonra, evin hanımı salonun açık kapısından koridora doğru "gel kızım gel..." diye seslenince, galiba üniversitede okuyan kızları da burda diye düşündüm. Gayri ihtiyari oturuş vaziyetimi kontrol ettim. Bir de baktım, besili koyun kuzusu büyüklüğünde, bembeyaz tüyleri parlayan bir kedi, koşarak salona girdi, önce kapının sağındaki mor renkli koltuğun köşelerine bir kaç tırmık attı, sonra diğer koltuğa, derken yan taraftaki yemek masasına zıpladı. Masanın pencere tarafındaki köşeye arka ayaklarının üzerine oturdu. Evin beyi koştu açık pencereyi kapatırken, "balkona çıkınca, yan taraftaki komşunun balkonuna atlıyor," demeyi ihmal etmedi. Masanın üzerinden bizim hanımın oturduğu koltuğa doğru hamle yapıp, köşesine bir kaç tırmık atınca, bizim hanım havaya fırladı. "Ay ben kediyi hiç sevmem!" deyince ev sahibi hanım koştu ve kediyi kucağına aldı. Başını okşadı. "Kızım seni sevmediler miiiiii? Ay ablası bu hiç sevilmez miii? Diyerek kediyi teselli edip, odasına götürdü(!) Daha sonra üniversitede okuyan kızlarının da çok tatlı bir kedisinin olduğunu, İstanbul'dan her geliş gidişte kedi için de uçakta ayrıca bilet aldıklarını, iki kedinin kendilerine aylık maliyetinin nerdeyse bir asgari ücretten fazla olduğundan bahisle, epeyce kedi muhabbeti oldu. Bu muhabbet sohbet konusu sıkıntısı yaşanan ortamı bir hayli rahatlattı.
O sırada açık bulunan televizyonda Muhabirler haberleri geçiyor, alt yazılarda da en son sayıları veriliyordu....
Bazı çocuklardan ve insanlardan kedilerin, köpeklerin daha şanslı olduğunu düşündüm. Hatta misafir olduğumuz evin kedisinin yerinde olmak isteyen milyonlarca çocuk vardır yeryüzünde dedim kendi kendime.
Din Dersi Hocası oluşumuza da güvenerek, misafir olduğumuz ev sahibine şakayla karışık, gülerek "size kedilere ettiğiniz masraf kadar Gazzeli çocuklar için bağışta bulunma cezası kesiyorum," dedim. Kırk dereden su getirerek, bahane bulup savunmaya geçtiler...
Bazı insanlar için kedi ve köpeklerin de yeryüzündeki savaşlardan, açlıktan, sefaletten ölen çocuklardan daha değerli olduğuna da şahit olmuş oldum.
Sonraki günlerde de rakamlar verilmeye devam etti. Artık rakamlar on binlerle ifade edilmeye başlamıştı. On bir bin dört yüz seksen, ... On beş bin, on altı bin beş yüz ..... Rakamlar artmaya devam edip gidiyor. Bu rakamlar borsanın, altın ya da döviz fiyatlarının yükselişini ifade etmiyordu. Bu rakamlarla ifade edilen şey vahşice paramparça edilerek katledilen, çocuk, kadın, yaşlı sivil insanlar. Gazze'de ABD ve Batı destekli Siyonist İsrail güçlerinin bütün dünyanın canlı yayınlarda izlediği soykırımının sayılabilenlerini ifade ediyordu. Yıkıntıların altında kalıp parçalanan ya da günlerce kurtarılamayıp can çekişerek ölüp toprağa karışanlar kemiyete (sayıya) dahil değildi. Kemiyete dahil olmadıkları gibi ABD, Batı ve bir kısım insanlık nazarında 'petrole bulaşmış bir pelikan kuşu' kadar kıymeti harbiyesi yoktu bu ölenlerin. İçimizdeki bazılarının nazarında evlerindeki besledikleri kedi, köpekleri geçtik sokak köpekleri kadar bile değeri yoktu.
Gazzeli çocukların yüreklerine kurban olsunlar. Selam olsun Gazze'nin yiğit çocuklarına. Rahmet olsun Gazze'nin şehitlerine.
Selçuklu/ Konya