Prof. Dr. Abdurrahman KUTLU            (Selçuk Üniversitesi Eski Rektörü)

YÖK'ÜN ÜNİVERSİTE EĞİTİMİNİ ÜÇ YILA İNDİRME PLANI

Prof. Dr. Abdurrahman KUTLU (Selçuk Üniversitesi Eski Rektörü)

Yükseköğretim Kurulu (YÖK), üniversitelerin 4 yıllık lisans programlarını 3 yıla indirme hazırlığı içinde. 

YÖK’ün bu planı gerçekleşirse, değişiklik sadece üniversitelerde kalmayacak, ilköğretim ve ortaöğretimi de etkileyecek, dolayısıyla tüm eğitim sistemini içine alacak. 
Bu da eğitim çağında olan 30 milyona yakın öğrencimizi ilgilendirecek demektir.

YÖK’ün planındaki yeni sistemle birlikte sadece eğitim süresi değil, üniversitelerin akademik takvimi ve dönem yapısında da köklü değişikler olacak. 

Yaz tatili kısalacak, sömestri sayısı üçe çıkacak. Bir bakıma sıkıştırılmış eğitimle öğrenci 4 yılda değil, 3 yılda mezun olacak.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, bir TV kanalında yaptığı açıklamada, hedeflerinin öğrencilerin kazanmaları gereken bilgi ve becerilerden taviz vermeden, daha kısa sürede mezun olabilmelerine imkan tanımak olduğunu söyledi. 
YÖK’ün planı gerçekleşirse, meslek kuruluşlarından da yeni duruma göre kendi mevzuatlarında değişikliğe gidenler olacaktır.

YÖK’ün bu konuda, üniversitelerin görüşlerini aldığına dair, medyaya yansıyan bir bilgiye rastlamadık. Alınmadıysa büyük eksiklik olur.  Demokrasinin olduğu ülkelerde üniversiteler hür, özerk bilim müesseseleridir. Bilim, teşvik ve itibar gördüğü ortamlarda gelişir.
YÖK’ün bu planının lehine olumlu yazı yazan, görüş bildiren oldu mu bilmiyorum.  

Medyada, TV kanallarında rastlamadık.  Ama eleştiriler çok.

Konu akademik çevrelerde, kamuoyunda da tartışılmadı. Yükseköğretimin ve üniversitelerimizin birçok meselesi dururken, bu da nereden çıktı diyen akademik çevrenin sesini duyar gibiyim. Üniversiteyi bitirenlerin sayısı hızla artarken, mezunların istihdamları ülkemizde bu sayıya paralel artmıyor maalesef. 
Ülke genelindeki tüm işsizlerin yaklaşık üçte birini üniversite diplomalılar oluşturuyor. 

Bir çok üniversite mezunu ailesine daha fazla yük olmamak için mezun olduğu alanla ilgisi olmayan işlerde çalışıyor. Bu sebeple, YÖK’ün öğrencileri bir yıl erken mezun ederek daha fazla diplomalı üniversite mezunu işsizin ortaya çıkacak olması, YÖK’ün planının toplum tarafından da benimsenip, takdir edileceğini beklemek aşırı iyimserlik olur.

2547 sayılı YÜKSEK ÖĞRETİM KANUNU’NUN 4.maddesinde YÜKSEK ÖĞRETİMİN AMACI başlığının “c fıkrasında”, “Yükseköğretim kurumları olarak yüksek düzeyde bilimsel çalışma ve araştırma yapmak, bilgi ve teknoloji üretmek, bilim verilerini yaymak, ulusal alanda gelişme ve kalkınmaya destek olmak, yurt içi ve yurt dışı kurumlarla işbirliği yapmak suretiyle bilim dünyasının seçkin bir üyesi haline gelmek, evrensel ve çağdaş gelişmeye katkıda bulunmaktır,” ifadesi yer almaktadır.

YÖK’ün düşündüğü şekilde üniversitelerde 4 yıllık eğitimi 3 yıla indirilen bir eğitimle, Yüksek Öğretim Kanunda belirtilen “Yüksek Öğretimin Amacı “ nasıl gerçekleştirilecek? 

Dersten gözünü açamayan öğretim üyeleri araştırmalarına, yüksek lisans ve doktora öğrencilerine ne zaman, ne kadar vakit ayıracak?

Üniversite en yüksek bir eğitim –araştırma kurumu olmasının yanında, öğrenciyi ortamı ile, havası ile, sosyal ve kültürel mekanları ile hayata hazırlayan, öğrenciyi olgunlaştıran bir kurumdur aynı zamanda. Öğrenci için dersler, dershaneler kadar üniversitenin sosyal çevresi ve aktiviteleri de önemlidir.

Amerika’nın bilimde, teknolojide, her türlü üretimde bugünkü konuma gelmesinde üniversitelerinin büyük payı vardır. Dünyanın her yerinden başarılı öğrencileri çeken Amerika üniversiteleri, bu öğrencilerle ve mezunları ile bütün sektörlerde ülkeye önemli katkılar sağlamış, bilimin her alanında söz sahibi olmuştur.

Yüksek Öğretim bütün dünyada artık bir sektör olmuş, gelişmiş ülkeler bu yolla ekonomilerine çeşitli şekillerde katkı sağlamayı amaçlamaktadırlar. Artık ülkeler üniversiteleri ile yarışmaktadır. Çeşitli değerlendirme kuruluşları, ülkelerin üniversitelerini belirledikleri kriterlere göre sıralamakta ve sonuçları yayımlamaktadırlar. Yabancı öğrencilerin üniversite tercihlerinde bu sıralamaların büyük rolü olduğu muhakkak.

Dünya üniversiteler sıralamasında ilk 10 da, ilk 100 de hiç bir üniversitemizin olmaması, ilk 500 de, ilk 1000 de birkaç üniversitelerimizin yer alması, 208 üniversitesi olan ülkemiz için üzerinde durulması gereken  bir konudur.  Bunların sebeplerini iyi anlamalı, gerekenleri yapmalı ve üniversiteler yarışında biz de varız dememiz lazım.

Bunun için üniversitelerimiz bir yarış içine sokulmalı ve çeşitli şekillerde ödüllerle, desteklenip, teşvik edilmelidir. 
Rektörlük dönemimizde, uluslararası dergilerde yayın yapanlara bin dolar, bölümlerine üç bin dolar teşvik verilmişti. Bu ödülleri en çok alan Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü olmuştu. Önemli bir cihaz veya makine alınmasını isteyen okulların (Fakülte, MYO) istekleri, oluşturdukları projelere göre yerine getirilmişti.
Avrupa ülkeleri, Amerika üniversitelerinden geri kaldığını fark etmiş İngiltere, Almanya ve Fransa öncülüğünde 1998 yılında Bologna Sürecini başlatmıştır. Ülkemizin de girdiği Bologna süreci “Avrupa Yükseköğretim Alanı” oluşturmayı amaçlamaktadır. 

Süreç günümüzde 48 ülkenin bağlılık taahhüdünde bulunduğu bir reform sürecidir. Bu süreç ülkeler arasında öğrenci geçişlerinin esaslarını belirlediği gibi, bir bakıma Amerika üniversitelerine uyum sürecidir. Bizim üniversitelerimiz eğitim sürelerini Amerika Üniversitelerine uyumlu yürütmüşlerdir. 
Ülkemizde ara eleman ihtiyacını karşılamak için 1980’li yılının sonlarında her üniversitede kurulmaya başlayan ve büyük çoğunluğu ilçelerde kurulan Meslek Yüksek Okulları (MYO), zamanla büyük okul binalarına, sosyal, spor tesislerine kavuşmuştur. 

1990’lı yılların sonlarında en fazla sayıda MYO’na sahip olan üniversitemiz, o okulların her alanda gelişmesine büyük emek vermiştir. Ülke genelinde bugün çok sayıda öğrencisi olan MYO’ları, YÖK’ün üniversilerde lisan eğitimini üç yıla indirme planı gerçekleşirse, bu okullara yeteri kadar öğrencinin tercih edip gelmemesi sebebi ile, büyük ihtimalle, kapanacaktır.

Yükseköğretimde ülkemizin en önemli meseleleri; liseyi bitirip üniversite kapılarına yığılan öğrenciler, bu öğrenciler için sınav barajlarının kaldırılması, bu öğrenciler için üniversitelerin kontenjanlarının kapasitelerinin üzerinde artırılması, kısa sürede çok sayıda üniversitenin açılması ile pasta dilimlerinin (bütçe) küçülmesi ile ilgili olarak araştırma ve geliştirmeye yeteri kadar kaynak ayrılamaması, üniversite kontenjanlarının ihtiyaca göre belirlenememesi sayılabilir.

Çok yönlü, çok parametreleri olan eğitim sistemi; ülkelerin hedefleri, eğitimde geçirdiği tecrübeler, değişen şartlara ve imkanlara göre karar verip uyguladığı, geleceğine karar verdiği bir sistemdir. 
Hiçbir ülkenin eğitim sistemi tam olarak diğerine benzemez ve hiçbir ülke diğer bir ülkenin eğitim sistemini kopye edemez. Çünkü şartları, imkanları, kültürel, nüfus ve coğrafi yapıları gibi çok farklılıkları vardır. 
Eğitimde her alanda her yıl iyiye gitmek, gittikçe yükselmek esastır. Bu da planlı ve istikrarlı olmayı gerektirir.
YÖK’ün üniversitelerde lisans eğitimini 4 yıldan 3 yıla indirme planını bilimsel gerçekler ışığında; yükseköğretimin amaçları, ülkemizin ve dünya gerçeklerini göz önünde tutarak, ülkemizin hedeflerine göre karar vermesini temenni ederiz.

 

Yazarın Diğer Yazıları