Konya'daki uzmandan kritik uyarı: Yetersiz miktar korumayı düşürüyor
Yaz aylarında güneşten korunmak isteyenlerin yaptığı en yaygın hatalardan biri, güneş kremini olması gerekenden daha az kullanmak. Uzmanlara göre eksik uygulama, ürünün etiketinde belirtilen koruma düzeyinin gerisinde kalınmasına neden olabiliyor.
Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kalma süresi artarken, güneşten korunma konusunda doğru bilinen bazı uygulamalar yeniden gündeme geliyor. Başkent Üniversitesi Konya Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Emre Zekey, güneş kreminin yalnızca düzenli kullanılmasının yeterli olmadığını, doğru miktarda ve doğru aralıklarla uygulanmasının da büyük önem taşıdığını belirtti.
GÜNEŞ, KLİMA VE DENİZ CİLDİ YORUYOR
Yaz aylarında özellikle 10.00-16.00 saatleri arasında UV maruziyetinin arttığına dikkat çeken Dr. Zekey, cilt bariyerinin yalnızca güneş ışınlarından değil, yaz mevsiminin diğer koşullarından da etkilendiğini ifade etti.
Terleme, yüksek sıcaklık, klima, havuz ve deniz suyu cildin nem dengesini bozabilirken, bazı ilaçlar ve kozmetik ürünler de güneşe karşı hassasiyeti artırabiliyor. Bu durum; leke oluşumu, kırışıklıkların belirginleşmesi ve ciltte erken yaşlanma gibi sorunların yanı sıra uzun vadede cilt kanseri riskinin artmasına da zemin hazırlayabiliyor.
EN SIK HATA: GÜNEŞ KREMİNİ AZ SÜRMEK
Dermatoloji polikliniklerinde sık karşılaşılan sorunlardan birinin güneş kreminin yetersiz miktarda uygulanması olduğunu belirten Dr. Zekey, ürünün üzerinde yazan SPF değerinin ancak yeterli miktarda ürün kullanıldığında hedeflenen korumayı sağlayabileceğini vurguladı.
Bilimsel ölçütlere göre cildin her santimetrekaresine yaklaşık 2 miligram güneş koruyucu uygulanması gerekiyor. Tüm vücut için bu miktar yaklaşık 30 mililitreye, başka bir ifadeyle bir şat bardağı dolusu ürüne karşılık geliyor.
Günlük kullanımda ise yüz, boyun, kulak arkaları ve ense bölgesi için iki parmak kuralı pratik bir ölçü olarak kullanılabiliyor. Güneş kreminin dışarı çıkmadan yaklaşık 15-20 dakika önce uygulanması, ardından ihtiyaç halinde yenilenmesi öneriliyor.
Özellikle yüzme, yoğun terleme veya havluyla silinme sonrasında koruyucunun yeniden sürülmesi gerekiyor. Normal koşullarda ise yaklaşık iki saatte bir yenileme yapılması önem taşıyor.
SPF KADAR GENİŞ SPEKTRUM DA ÖNEMLİ
Güneş koruyucu seçerken yalnızca SPF rakamına bakılmaması gerektiğini belirten Dr. Zekey, ürünün hem UVA hem de UVB ışınlarına karşı koruma sağlamasına dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. En az SPF 30 değerine sahip geniş spektrumlu ürünlerin tercih edilmesi öneriliyor.
Akne, rozasea veya egzama gibi cilt hastalıkları bulunan kişilerin ise güneş koruyucu seçiminde dermatoloji uzmanından destek alması önem taşıyor.
BEBEKLER VE GEBELER İÇİN FARKLI YAKLAŞIM
Bebeklerin cildinin yetişkinlere göre daha hassas olduğunu hatırlatan Dr. Zekey, ilk 6 ayda güneşten korunmada önceliğin doğrudan güneş ışığından uzak durmak, şapka, UV korumalı kıyafet ve gölgelik gibi fiziksel önlemlere verilmesi gerektiğini belirtti. Altıncı aydan sonra çocuklarda mineral filtre içeren güneş koruyucular tercih edilebiliyor. Gebelik döneminde ise hormonal değişikliklere bağlı olarak melazma ve güneş lekelerine yatkınlık artabildiğinden, mineral filtreli ve özellikle çinko oksit veya titanyum dioksit içeren ürünler seçenekler arasında yer alıyor.
SOLARYUM DA GÜNEŞLENMEK DE MASUM DEĞİL
Dermatologların kozmetik amaçlı uzun süreli güneşlenmeyi ve solaryum kullanımını önermediğini belirten Dr. Zekey, kontrolsüz UV maruziyetinin kısa vadede kızarıklık ve güneş yanığına, uzun vadede ise cilt kanseri riskinde artışa yol açabileceğini ifade etti. D vitamini amacıyla uzun süre güneş altında kalmanın da doğru bir yaklaşım olmadığını belirten Zekey, bu konuda kişisel ihtiyaçların ve tıbbi durumun değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.
LEKE TEDAVİSİ İÇİN KIŞ AYLARI BEKLENİYOR
Güneş lekelerinin oluşumunda genetik yatkınlığın da etkili olduğunu belirten Dr. Zekey, alınan önlemlerin riski tamamen ortadan kaldırmasa da azaltabileceğini söyledi.
Leke tedavisinde krem ve ilaçların yanı sıra lazer gibi enerji bazlı yöntemler de kullanılabiliyor. Ancak yaz döneminde uygulanan bazı tedavilerin güneş maruziyeti nedeniyle lekelenmeyi artırma riski bulunuyor. Bu nedenle tedavilerin çoğunlukla kış aylarında planlanması tercih ediliyor.
