Konya'nın kalbinde ilahi aşk: Şems-i Tebrizi Türbesi'ndeki sır ne?
Hz. Mevlânâ'nın düşünce dünyasına ilham veren büyük sufi Şems-i Tebrizi'nin adını taşıyan türbe ve mescit, Konya'da en çok ziyaret edilen mekânların başında geliyor. Peki, Şems-i Tebrizi'nin hikayesi nedir, Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî ile nasıl karşılaşmıştır? İşte detaylar…
Konya Alâeddin Tepesi’nin doğusunda, geniş bir parkın içerisinde yer alan Şems-i Tebrizi Türbesi ve Mescidi birbirine bitişik yapısıyla şehrin önemli ziyaret noktalarından birini oluşturuyor.
Klasik Selçuklu kümbetleri tipinde inşa edilen türbenin üstü sonradan kurşun bir çatı ile örtülmüş durumda. Kubbenin altında yer alan büyük sanduka ise tasavvuf dünyasının en büyük simgelerinden biri olan Şems-i Tebrizi’nin naaşına ev sahipliği yapıyor.
Manevi huzur ve bilgelik arayanların uğrak noktası olan bu mekân, Hz. Mevlânâ’nın düşünce hayatını kökten değiştiren tarihsel bir sürecin de kapılarını aralıyor.
ŞEMS-İ TEBRİZİ’NİN HİKAYESİ
Şems-i Tebrizi, uzun yıllar boyunca aradığı ve "benimle aynı manevi dili konuşacak bir dost" dediği kişiyi bulmak üzere sürdürdüğü yolculuğun ardından 1244 yılında Konya'ya geldi. O dönemde Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî, Konya'da yüksek ilim sahibi ve çevresinde saygı gören bir medrese hocası olarak bulunuyordu.
İKİ DENİZİN BULUŞMASI (ŞEMS-İ TEBRİZİ VE MEVLÂNÂ CELÂLEDDİN-İ RÛMÎ)
Şems ile Mevlânâ’nın Konya’daki karşılaşmaları, tasavvuf tarihinde "iki denizin buluşması" olarak nitelendirildi. Şems, sorduğu sorular ve yaşattığı manevi sarsıntıyla Mevlânâ’nın kitaplardan ve şekilci ilimden sıyrılarak ilahi aşkın ve coşkunun zirvesine ulaşmasını sağladı. Dersleri bırakan Mevlânâ, Şems ile halvete (yalnızlığa) çekildi. Ancak bu yakın dostluk, Mevlânâ’nın öğrencilerinin ve çevresinin kıskançlığına yol açtı.
Çevrenin gösterdiği tepkiler ve artan dedikodular üzerine Şems, 1246 yılında Konya'dan ayrılarak Şam'a gitti. Mevlânâ’nın bu ayrılık üzerine duyduğu hüzün ve gözyaşları üzerine oğlu Sultan Veled, Şam'a giderek Şems'i tekrar Konya'ya getirdi.
ŞEMS-İ TEBRİZİ'NİN KAYBOLUŞU VE VEFATI (1247)
Konya'ya dönüş de huzuru uzun süreli kılmadı. Rivayetlere ve tarihi kaynaklara göre Şems, 5 Aralık 1247 (645 Hicri) gecesi, aralarında Mevlânâ'nın küçük oğlu Alâeddin'in de bulunduğu bir grup tarafından pusuya düşürülerek şehit edildi ve bir kuyuya atıldı.
Şems'in kaybolmasının ardından uzun süre onun yasını tutan Mevlânâ, bu büyük acı ve ilahi aşkla unutulmaz eserleri olan Mesnevi'yi ve Divan-ı Kebir'i kaleme aldı. Hoy ve Tebriz gibi farklı yerlerde türbe iddiaları bulunsa da Konya’daki Şems-i Tebrizi Türbesi ve Camii, günümüzde bu kadim hikayenin en önemli temsilcisi olarak ziyaretçilerini kabul etmeye devam ediyor.
HALK MANEVİ HUZUR İÇİN AKIN EDİYOR
Türbeyi ziyaret eden vatandaşlar, Şems-i Tebrizi’nin makamında derin bir manevi huzur bulduklarını ifade ediyor. Türbe çevresinde edilen duaların kabul olduğuna inanan Konyalılar ve ziyaretçiler, burada yaşanan maneviyatın ruha şifa verdiğini belirterek dualar eşliğinde bu kadim mekândan ayrılıyor.




