Mevlevilik ve Sema Kültürü Metalaştırılmakta mı?

Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Tarhan ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Salih Gürbüz Mevlevilik Ve Sema Kültürü Metalaştırılmakta Mı? konusunu gazetemize değerlendirdi.

Son yıllarda özellikle medyanın çeşitli türlerinde kapitalist sistemce tüketim toplumunun da zorunlu olarak yönlendirmesi ile beraber hem üretenlerin hem de tüketenlerin gündelik hayatlarındaki çeşitli değerleri tüketilebilir nesne konumuna indirgedikleri ve bunların ticari bir meta haline dönüştürüldükleri görülüyor.

Özellikle bireyin var oluş sürecinde önemli faktörler arasında yer alan inanç değerlerinin de tüketilebilir metalar haline getirilerek şeyleştirildikleri gözlemlenmektedir. Bunlar bazen bir lokantanın ismi, bir giyim firmasının markası, bazen bir yemek türünün adı, bir yarışmanın ismi gibi gündelik hayatta insanın temel ihtiyaçlarıyla ve ilgi alanlarıyla ilişkilendirilebilmektedir. Böylece insanın değer anlamında yücelik atfettiği bazı unsurların satın alınabilir ve tüketilebilir hale getirilerek gündelik hayat pratiklerinin tam ortasına konumlandırılarak değersizleştirildiği hususları dikkat çekiyor.

Konya’da başlayan ve evrensel öğretisiyle tüm dünyaya yayılan Hz. Mevlânâ ve onun ekolünün devamını sağlayan Mevlevilik kültürü unsurları ve önemli bir öğesi olan Sema’ın Konya başta olmak üzere çeşitli kentlerde tüketim metalarına dönüştürülerek pazarlandığı biliniyor.

Önemli bir inanç unsuru olan Mevlevilik kültürünün temel ritüellerinin neler olduğu ve bunların zamanla kapitalist sistem aracılığıyla nasıl dönüştürülerek tüketilebilir hale getirildiği temel sorunsalından hareket eden Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü akademisyenlerinden  Prof. Dr. Ahmet Tarhan ve Necmettin Erbakan Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi, Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü akademisyenlerinden Doç.Dr. Salih Gürbüz konuyla ilgili yaptıkları önemli bir araştırma ile ilgili gazetemize açıklamalarda bulundu.

Yapılan bu araştırmayla Mevlevilikteki temel ritüeller nelerdir, Mevlevilik seçkin bir kitlenin kültürü mü, Mevlevilikte Sema’ın yeri nedir, Sema’ın günümüzdeki icra ediliş biçimi, uygun olmayan mekânlarda gerçekleştirilmesi ve Mevlevilik kültürünün temel unsurlarının satın alınabilir objelere dönüştürülmesi ve bundan ticari bir rant devşirilmesi gibi konu ve sorulara cevap aranıyor.

“SEMA VE KÜLTÜREL UNSURLARIN DENETİMİ ŞART”

Konya’da yaşayan 8 akademisyen, 7 semazen, bir postnişin, bir yönetici ve Hz. Mevlânâ’nın aile mensubu gibi kategorilerde yer alan katılımcılarla yapılan görüşmeler neticesinde bir çalışma yaptıklarını kaydeden Prof. Dr. Ahmet Tarhan, araştırmanın sonucunda elde ettikleri bulguları ifade ederken, Mevleviliğin temel ritüellerine ilişkin soruya yönelik ortaya konulan görüşlerin tamamına yakınının Sema’ın  Mevlevilikte en temel ritüel olduğunu, diğer önemli ritüellerin ise mutfak, yemek adabı, kıyafet, musiki gibi unsurlar olarak çalışmanın bulgularına yansıdığını belirtti.

Prof. Dr. Tarhan, Mevleviliğin en temel ritüeli olan Sema’ın günümüzdeki icra ediliş biçimine ilişkin elde ettikleri görüşlerin genel hatlarıyla; Sema’ın ticari kaygılarla, denetimden uzak, manevi boyutunun yok sayılarak, bir gösteri unsuru haline dönüştürülerek icra edilişinin uygun olmadığına ve Sema’ın özüne zarar verdiği şeklinde sıralandığını değerlendirdi.

“SEMA, HEM SEÇKİN HEM DE HALK KÜLTÜRÜNÜN BİR UNSURU”

Araştırmayı gerçekleştiren bir diğer akademisyen Doç. Dr. Salih Gürbüz, Mevleviliğin seçkin bir kültür unsuru olup olmadığına ilişkin sordukları sorunun yanıtlarında, Mevleviliğin daha çok seçkin ve kentli bir kültür olduğu bulgusuna ulaştıklarını ifade etti. Doç. Dr. Gürbüz, Mevleviliği seçkin kültür olarak görmeyen ve hem seçkin kültür hem de halk kültürü olarak değerlendirmelerde bulunan görüşlerin de olduğunu ayrıca belirtti.

Prof. Dr. Ahmet Tarhan ise, Mevleviliğin seçkin kültür olduğuna yönelik değerlendirmelerde bulunan katılımcıların görüşlerini, “Mevlevilerin Osmanlı Sarayı ile olan ilişkilerine ve Mevlevilerin edebiyat, müzik, sanat gibi alanlarda faaliyet gösteren kişiler arasında yer aldığıyla” gerekçelendirmişlerdir. Ayrıca Mevleviliğin seçkin bir kültür olmadığını ifade eden katılımcıların da olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bu durumu ise “yeri geldiğinde halktan kişilerin de Mevleviliğe kabul edilebildiği”, “dini ayinlerin statü veya ekonomik bir olgu olamayacağı” ve “Mevlevihanelerin saray ya da halk ile olan ilişkilerinin de olduğu” şeklinde ortaya konan görüşlerle desteklendiğini ifade etti.

MANANIN VE ÖZÜN KORUNMASI VE DÜNYAYA DAHA ÇOK TANITILMASI ŞART!

Doç. Dr. Salih Gürbüz, Mevlevilik kültürünün temel unsurlarının satın alınabilir objelere dönüştürülmesi hakkındaki görüşleri değerlendirdiklerinde; olumlu, olumsuz, hem olumlu hem olumsuz şeklinde bulgulara ulaştıklarını, buna göre: olumlu görüşlerin, şehrin ve kültürün tanıtılması bağlamında ama bir kurul tarafından denetimli olarak bunun gerçekleştirmesini önceleyen görüşlerin olduğuna dikkat çekti. Mevlevilik kültürünün satın alınabilir objelere dönüştürülmesine karşı çıkan görüşlerin de olduğunu değerlendiren Prof. Dr. Ahmet Tarhan,  bu değerlerin kendi anlam bütünlüğünden koparılmasının bu görüşlerin gerekçeleri arasında yer aldığını ifade etti. Prof. Dr. Tarhan, görüşmelerde elde edilen bulgularda manevi sembollerin satın alınabilir hale getirilmesinin Mevleviliğin özünün ve manasının basite indirgenmesiyle ilişkilendiren bakış açılarının da olduğuna dikkat çekti. Doç. Dr. Gürbüz ise, Hz. Mevlânâ’nın öğretilerinin geniş kitlelere ulaştırılması ve tanıtımı bağlamında denetlenebilir olmak şartıyla olumlu, ancak Mevlânâ’nın kendisinin, isminin ya da Mevlevilik kültürü ögelerinin biblo, kolye, yiyecek, ticari işletme vb. tüketim ürünlerine verilmesinin uygun olmayacağı değerlendiren görüşlerin de dikkate alınması gerektiğini vurguladı.

Prof. Dr. Ahmet Tarhan yaptıkları araştırmanın en önemli önerisinin, “Mevlevilik ve Sema gibi kültürel değerlerin korunması ve aslına uygun biçimde icrasının sağlanmasında yönetim kademesinde yer alan kurul, kurum ve yöneticilerden destek alınması ve bu ritüellerin günümüzdeki icrasının ilgililerce takibi büyük önem taşımaktadır” şeklinde değerlendirmede bulundu.

İNANÇ DEĞERLERİ TÜKETİLEBİLİR METALAR HALİNE GETİRİLEREK “ŞEYLEŞTİRİLİYOR”

Son yıllarda özellikle medyanın çeşitli türlerinde kapitalist sistemce tüketim toplumunun da zorunlu olarak yönlendirmesi ile beraber hem üretenlerin hem de tüketenlerin gündelik hayatlarındaki çeşitli değerlerin tüketilebilir nesne konumuna indirgediğini ve bunların ticari bir meta haline nasıl dönüştürüldüklerini dile getiren Prof.Dr. Ahmet Tarhan; “Mevlâna ve temel öğretileri medya aracılığı ile amacından saptırılıyor. İnanç değerleri de tüketilebilir metalar haline getirilerek “şeyleştiriliyor.”

Tarhan, Sema törenlerinin de  günümüzde kimi zaman amacını aşan şekilde ve maksadına uygun olmayan yerlerde sergilendiğine dikkat çekerek “Mevlevilik’te sembolik olarak çok önemli bir yer teşkil eden Sema’ın temel amacı olan Allah’ı anmak ve ibadet etmek geri planda kalırken; gösteriş, ışıklı ve hareketli bir şov ön plana çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu yanlıştır. Amaç, Mevlevi kültürüne uygun bir biçimde bu ayinin icrası olmalıdır.” diyerek yaptıkları çalışmayla bu yanlış algıları düzeltmeye çalıştıklarını vurguladı.

İnsanın değer anlamında yücelik atfettiği bazı unsurların satın alınabilir ve tüketilebilir hale getirilerek gündelik hayat pratiklerinin tam ortasına konumlandırılarak değersizleştirildiğini belirten Ahmet Tarhan, “Konya’da başlayan ve önemli bir inanç unsuru olan Mevlevilik kültürünün temel ritüellerinin neler olduğu ve bunların zamanla kapitalist sistem aracılığıyla nasıl dönüştürülerek tüketilebilir hale getirildiği temel sorunsalından hareketle alanında uzman görüşlere başvurularak tespit edip anlatmaya çalıştık. Dilerim çalışmamız amacına hizmet eder” diyerek Mevlevilik ve Sema gibi kültürel değerlerin korunması ve aslına uygun biçimde icrasının sağlanmasında yönetim kademesinde yer alan kurul, kurum ve yöneticilerden destek alınması ve bu ritüellerin günümüzdeki icrasının ilgililerce takibinin yapılması gerektiğini vurguladı.

AHMET TARHAN KİMDİR?

İlk ve ortaöğretimini Konya’da tamamladı. 1998 yılında Muhittin Güzelkılınç Lisesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nü kazandı. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’nden 2002 yılında mezun oldu.

2004 yılında Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’ne araştırma görevlisi olarak atandı. 2005 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisans eğitimini, 2010 yılında “Devlet-Vatandaş İlişkisinin Geliştirilmesinde Elektronik Devletin Rolü: Halkla İlişkiler Açısından Bir Değerlendirme” isimli teziyle doktorasını tamamladı.

Akademik kariyerine devam ederken 2011 yılında Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde Yardımcı Doçent unvanını aldı. 2014 yılında Halkla İlişkiler alanında Doçent unvanını aldı. 2021 yılında ise, Selçuk Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’ne Profesör olarak atandı.

Türkiye Yazarlar Birliği’ne de üye olan yazarın, çeşitli gazetelerde, gazetelerin kültür-sanat eklerinde, edebiyat ve sanat dergisi Eylül’de yer alan yazıları yanında 2021 yılında “Mavi Düşler Sokağı” isimli öykü-deneme türünde bir kitabı yayımlandı.

SALİH GÜRBÜZ KİMDİR?

Salih GÜRBÜZ 2020 yılında Halkla ilişkiler bilim alanında doçentlik ünvanını almış, Halkla ilişkiler, sosyal medya iletişimi, siyasal iletişim, kurum imajı ve itibarı, göstergebilim, sosyal medya yayıncılığı, kişilerarası iletişim, dijital tanıtım, göç ve uyum alanlarında çalışmaktadır. Çok sayıda hakemli dergilerde yayımlanmış makaleleri, uluslararası konferans ve sempozyumlarda sunulmuş bildirileri, ulusal ve uluslararası editörlü kitaplarda bölüm yazarlığı, ulusal -uluslararası kitap editörlükleri olan yazar, Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi Güzel Sanatlar ve Mimarlık Fakültesi, Radyo, Televizyon ve Sinema Bölüm Başkanlığı görevini de 2017’den beri yürütmektedir.

Salih GÜRBÜZ, akademik kariyerinin yanında 2004’den beri Bölgesel radyolarda aile, eğitim, iletişim, insan, şehir konularında kültür-sanat, haber ve düşünce formatında radyo programları hazırlayıp sunmakta, yerel ve ulusal gazetelerde köşe yazıları yayınlamaktadır.

Bakmadan Geçme