Şahin Yaldızlı

Caner için adalet, başka evlatlar için umut: Ölümdeki ihmal araştırılsın diye verilen soruşturma iznine sevinmek mi?

Şahin Yaldızlı

Görev yaptığı askeri birlikte yaşanan ihmaller zinciri sonucu yaşamını yitiren Doğuş Caner Tüfekçi ile ilgili yaptığımız haberler nihayet önemli bir gelişmeyle sonuçlandı. Kara Kuvvetleri Komutanlığı, daha önce soruşturma izni vermediği dosyada kararını değiştirerek soruşturma izni verdi.


Elbette bu karar, adalet mücadelesi açısından önemli bir dönüm noktası. Ancak bugün sizlere yalnızca soruşturma iznini anlatmak istemiyorum. Asıl dikkat çekmek istediğim konu, Caner’in yaşadığı ihmalleri haberleştirmemizin ardından bana ulaşan ve askerlik görevleri sırasında benzer sorunlar yaşadıklarını anlatan çok sayıda kişinin mesajları. Bu mesajlar, yaşananların münferit bir olay olarak değerlendirilmemesi gerektiğini düşündürüyor.

Önce, oğlunun ölümündeki ihmallerin ortaya çıkarılması ve sorumluların hukuk önünde hesap vermesi için iki buçuk yıldır büyük bir mücadele veren Şermin Güler Tüfekçi’den söz etmek istiyorum.
Şermin ana için bu süreç, tarif edilmesi güç duygularla örülü. Sevinmeli mi, üzülmeli mi, kendisi de bilmiyor. Düşünsenize; vatani görevini yapmak üzere devlete emanet ettiğiniz evladınız, iddialara göre bir dizi ihmal sonucu hayatını kaybediyor. Ardından yıllarca adalet arıyorsunuz ve sonunda soruşturma izni verildiği için sevinmeye çalışıyorsunuz. Bir annenin yaşayabileceği en ağır çelişkilerden biri bu olsa gerek.
 

“BELKİ DE BAŞKA EVLATLAR, BAŞKA ANNELER BU ACIYI YAŞAMAZ. BENİM MÜCADELEM BUNUN İÇİN”

Soruşturma izni kararının ardından görüştüğüm Şermin Güler Tüfekçi, kararı temkinli bir umutla karşıladığını belirterek şu ifadeleri kullandı:
 

“Bir annenin evladının canı için iki buçuk yıldır adalet arayışı içinde çırpınması ne acı. Evladımı devletime emanet ettim; hastalığı nedeniyle tedavi görmesi gerekirken gerekli tedavinin yapılmaması sonucu yaşama hakkı elinden alındı. Şimdi soruşturma izni verildi diye sevinmeye çalışıyorum. 

Bir yanım hüzün ve acı içinde, diğer yanım ise adalet sağlanırsa yavrumun rahat uyuyacağını düşünüyor. Sanki bunu hissedecekmiş gibi... 

Belki kalbimdeki acı biraz olsun hafifler. Belki de başka evlatlar, başka anneler bu acıyı yaşamaz. Benim mücadelem bunun için.”


Bu sözlerin üzerine söylenecek çok fazla şey yok aslında. “Şimdi soruşturma izni verildi diye sevinmeye çalışıyorum. Bir yanım hüzün ve acı içinde...” cümlesi, bir annenin yaşadığı tarifsiz acıyı tek başına anlatmaya yetiyor.

Ben de Şermin Güler Tüfekçi’nin adalet mücadelesini sonuna kadar takip edeceğimin sözünü veriyorum. Çünkü bu mücadele yalnızca Caner için değil; aynı acının başka ailelerin kapısını çalmaması için de veriliyor. 

ÇOĞU KİŞİ DERT YANDI!

Caner ile ilgili haberleri kendi sosyal medya hesaplarımdan da paylaştıktan sonra, askerlik görevleri sırasında yaşadıkları ihmalleri ve çeşitli sorunları anlatan onlarca mesaj aldım. Kimisi sağlık hizmetlerine erişimde yaşadığı sıkıntıları, kimisi disiplin uygulamalarını, kimisi de görmezden gelindiğini düşündüğü ihmalleri anlattı. Elbette her iddianın doğruluğu ayrı ayrı araştırılmalı ve hukuki zeminde değerlendirilmelidir.

 Ancak bu kadar çok benzer anlatımın ortaya çıkması, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir tabloyu da gözler önüne seriyor.
 

Gazeteciliğin temel görevlerinden biri, kamu adına soru sormak ve kamu yararını ilgilendiren konuların takipçisi olmaktır. Bu nedenle, askerî birliklerde yaşandığı öne sürülen ihmallerin kapsamlı şekilde araştırılması, varsa sistemsel eksikliklerin giderilmesi ve benzer acıların bir daha yaşanmaması büyük önem taşıyor.


Temennim, bu soruşturmanın yalnızca bir dosyanın açılmasıyla sınırlı kalmaması; gerçeğin bütün yönleriyle ortaya çıkarılması, sorumluların hukuk önünde hesap vermesi ve bundan sonra hiçbir annenin, evladının adaletini aramak için yıllarca mücadele etmek zorunda kalmamasıdır. Çünkü adalet, yalnızca geçmişin hesabını görmek için değil, gelecekte yeni acıların yaşanmasını önlemek için de gereklidir.

 

Yazarın Diğer Yazıları