Ahmet Özer

ABD'nin derdi Papaz'mı yoksa Erdoğan'mı

Ahmet Özer

ABD ile Türkiye arasında yaşanan papaz geriliminde ABD iki bakanımız için yaptırım kararı aldı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve Adalet Bakanı Abdülhamit Gül

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ABD'de veya Türkiye dışında herhangi bir ülkede ne bir dikili ağacım ne bir tek kuruş param da yoktur.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ’da ABD'de bir malımız var o da FETÖ. Onu bırakmayacağız, alacağız" diyerek her iki bakan ABD’ye yerinde bir cevap vermişlerdir.

Mecliste grubu bulunan AK Parti, MHP, CHP ve İP TBMM grupları ortak açıklama yaptı. ABD'nin yaptırım kararı ile ilgili ortak açıklamada, "ABD'nin tehditlerine halkımızın ortak dayanışması ve kararlılığı ile 'hayır' diyoruz. Türkiye hükümetinin iki bakanına yönelik ABD'nin yaptırım kararını şiddetle protesto ediyoruz" denildi.

Başkan Erdoğan’da mütekabiliyet esası gereği ABD’nin İçişleri ve Adalet bakanları hakkında yaptırım kararı alındığını açıkladı.

Şimdi soru şu ABD bir papaz için Türkiye gibi bir NATO müttefikini ve stratejik ortağını karşısına alır mı?

Öncelikle Amerikalılar, hem Temsilciler Meclisi hem de Senato ara seçimlerinde oy kullanmak üzere Kasım ayında sandık başına gidecek.

ABD’nin başındaki sarı faşist bu seçimlerde oy kaybetmemek için hem Evangelistler, hem de Siyonist Yahudilerin oyunu tekrar alabilmek için Türkiye’ye karşı böyle bir tavır içine giriyor.

Diğer bir sebep de AK Parti iktidara gelmeden önceki dönemin Türkiye yönetimine ‘Our boys’ (Bizim çocuklar) mantığıyla bakmaya alışmış olan ABD devleti, Erdoğan’ın kurduğu bu yeni Türkiye’ye bir türlü alışamadı, bocalamaya başladı. Hala da bocalıyor.

Türkiye, bağımsız kararlarıyla Amerika’nın global çıkarlarına ters düşse bile, doğru bildiği yolda yürümeye devam ediyor Erdoğan’ın yönetiminde.

İşte bu yüzden yönetimin hemen hemen tüm birimlerinde Türkiye’den ve lideri Erdoğan’dan bunun hesabını sorma havası vardır.

Bu ikiyüzlü ABD ve başındaki sarı faşist Trump Türkiye’ye yıllarca kendi elleri ile kurup büyüttükleri PKK, DHKP-C, DAEŞ, YPG, PYD ne kadar yasa dışı terör örgütü varsa, hepsi ile saldırdılar olmadı.

Gezi olayları, 6-7 Ekim sokak eylemleri, 17-25 Aralık operasyonları, MİT tırlarının engellenmesi gibi ne kadar argüman varsa siyasi ve içerdeki besledikleri hainleri ile beraber üzerimize saldılar, yine olmadı.

Sonra FETÖ ile işgale kalkıştılar, oda olmadı. Şimdi de ticari kıskaca almaya çalışıyorlar, Allah’ın izni ile yine olmayacak.

Ne Türkiye eski Türkiye nede bu halk eski halk değil. Bu ülkenin insanları artık ne sen istiyorsun diye Başbakan astırır, ne hükümet devirtir, ne de bakan harcatır.

CHP’de değişen bir şey yok.

Zaten karışık olan ve her kafadan ses çıkan CHP 24 Haziran seçimlerindeki aldığı hezimetten sonra daha da karıştı. Muharrem İnce liderliğinde ki CHP’li muhalifler olağanüstü kurultay toplamak için imza toplamaya başladılar.

Muhalifler 630 imza topladıklarını açıkladı ancak genel merkez imza sayısını 605 olarak açıkladı. Yeterli imzaya ulaşılmadı diyerek kurultayın toplanmayacağını söyledi.

Peki şimdi ne olacak? Muhaliflerin önünde iki seçenek var.

Bir: Muhalifler ya olağan kongreyi bekleyip Kılıçdaroğlu’nu o kongrede devirmeyi deneyecekler. 

İki: Muhalifler ya genel merkezin kararını kabul etmeyip olayı yargıya taşıyacaklar ve yargı karar verecek. Ancak Muharrem İnce partiyi mahkeme kapılarında süründürmeyeceğini söyledi.

Sözünde durur mu orası belli değil, Çünkü aynı Muharrem İnce seçimden önce bir televizyon kanalında asla genel başkanın karşısına aday olmayacağım demesine rağmen seçimden hemen sonra Kılıçdaroğlu’nu istifaya davet etti.

Yine aynı İnce benden kurultay sözü duymayacaksınız demesine rağmen kurultaya gitmek için imza toplamaya başladı. Yani İnce’de bir gün önce söylediğini bir gün sonra unutan bir yapıya sahip onun için şimdiden CHP’yi mahkeme süreci bekliyor.

Her iki seçenekte de muhalifler önce olduğu gibi kaybetmeye mahkûmlar çünkü CHP’nin bu delege yapısında Kılıçdaroğlu’ndan başkasının kazanma şansı yok.

Yani CHP’de değişen bir şey yok.

Yazarın Diğer Yazıları