Ahmet Özer

Akdeniz'de kazanan Libya ve Türkiye oldu

Ahmet Özer

Akdeniz’de kazanan Libya ve Türkiye oldu.

Libya Kaddafi katledildikten sonra huzura hasret kaldı.

2011’de Muammer Kaddafi’nin katledilmesinden sonrası ülkede sular hiç durulmadı.

Akdeniz ile özdeşleşen Libya, uzun yıllar Kaddafi yönetimi altında kaldıktan sonra yaşanan iç savaş nedeniyle zor günler geçiriyor.

25 yıldır firari olan ve CIA tarafından yetiştirilmiş ABD’nin kuklası darbeci Hafter’in ülkeye dönüp iktidarı ele geçirme hevesi kursağında kaldı.

Büyük topraklarına nispetle nüfusu az ancak buna mukabil petrolü çok olan Libya üzerinde Körfez ülkelerinden, Mısır’a, İsrail’den, Rusya’ya, İtalya’dan, ABD’ye ve diğer AB ülkelerine dek herkesin gözü var.

Hepsinin derdi petrol ve Akdeniz hâkimiyeti. Bunun için tek vaatleri kan ve gözyaşı.

Türkiye ise bölgenin yabancısı olmayan ve huzurunu isteyen tek ülke

Türkiye 27 Kasım'da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Libya Ulusal Hükümeti Başkanlık Konseyi Başkanı Fayez al-Sarraj, İstanbul'da yaptıkları görüşme sırasında, deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına ilişkin mutabakat muhtırasını imzaladılar.

Bu anlaşmanın Türkiye açısından önemi KKTC ile 2011'de yapılan anlaşma dışında Doğu Akdeniz'de bir kıyısı olan ülkeyle yapılan ilk deniz yetki alanları sınırlandırma anlaşması olması.

Cumhurbaşkanı Erdoğan KKTC ve Libya ile başlattığımız süreçlerden vazgeçersek bize olta atacak sahil bile bırakmayacaklar diyerek bu anlaşmanın ne kadar önemli olduğu söylemiştir.

Siyasi, ekonomik ve hatta askeri boyutuyla dikkat çeken Doğu Akdeniz geriliminde, Türkiye ile Libya'nın 27 Kasım'da attığı bu adım mevcut dengeleri değiştirmiş ve destekledikleri darbeci Hafter elinde bulundurduğu birçok yerleri kaybetmiştir.

Anlaşma başta Mısır, BAE, Yunanistan, İsrail, Güney Kıbrıs, AB, ABD ve Rusya gibi ülkeler ve içimizdeki bu ülkelerin uşaklarını rahatsız etti.

108 yıl sonra yeniden Libya’ya huzur getirmek için giden Mehmetçik beklenen huzuru getirmiştir.

Çünkü Libya'da dengeler tamamen Türkiye'nin desteklediği Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin (UMH) lehine döndü.

Bunun en büyük nedeni ise Türkiye'nin vermiş olduğu İHA ve SİHA desteği.

Öyle ki, Hafter çetesine destek veren Rusya, BAE, Suudi Arabistan, Mısır, İsrail, Fransa ve Yunanistan adeta şoka girdi.

Zira bu devletlerin büyük umutlarla desteklediği Hafter çetesinin, UMH'nin elinde olan başkent Trablus'u ele geçirme operasyonunun üzerinden tam bir yıl geçti.

Ancak gelinen nokta, Hafter ve destekçileri için tam bir hüsran.

Çünkü Hafter, artık saldırı pozisyonundan savunma pozisyonuna geçmek zorunda kaldı.

Sadece bu mu?

Hafter Çetesi, Trablus'un 70 kilometre batısında yer alan Sorman ve Sabratha'yı kaybetti.

Ancak elbette yenilgi bununla da sınırlı değil.

Misrata kenti yakınlarındaki Abu Greyn'den de çekilen Hafter çetesi, Hafter'in kalesi olarak bilinen Terhune'de de pes etti.

Hafter'in çetesine BAE'nin sağladığı tank ve mühimmatları da UMH güçlerince ele geçirildi.

Sebebi, elbette Türk İHA ve SİHA'larıydı.

Çünkü Türk SİHA'ları nedeniyle BAE'nin Hafter'e verdiği hava ve tank desteği etkisiz hale getirildi.

Türkiye'nin Libya'da vermiş olduğu mücadele, kimsenin toprağında gözü olduğu için değil, UMH ile yapmış olduğumuz deniz yetki anlaşmasını korumak içindir.

Çünkü bu mücadele, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki ölüm kalım mücadelesi, yani “Yeniden Büyük Türkiye” mücadelesidir.

Türkiye’nin içinde olmadığı hiçbir anlaşmanın başarıya ulaşma şansı yoktur.

Yazarın Diğer Yazıları