Ahmet Turan

Alıntılar

Ahmet Turan

Okurlarımızdan gelen yazıları paylaşmaya devam.

Köşe yazarı olarak okuyucumuzun isteğini yerine getirmek için şahsımın başlattığı bu uygulama, yine okurlarımız tarafından hoş karşılandı. Kaynak gösterdiğimiz için paylaşımlardan sonra hep teşekkür aldık.

Kıymetli okurlarımıza bize desteklerinden dolayı asıl biz teşekkür ederiz.

Prof.Dr. Mehmet Okka hocam göndermiş.Kemal Siyahhan dan alıntı diye de eklemiş.

İşte yazımız.

Seksenli yıllarda tekstille uğraşan esnaflar mağazalarına satmak için getirdikleri kumaş, pazen, tül perde ve benzer tekstil toplarının ambalajlanmış naylonlarını ve onların bağlandığı ipleri özenle söker tekrar kullanmak adına katlayıp çekmecelerde saklarlardı. Hiç işe yaramayan naylonlar ise depoda biriktirilir sonra da hurdacılara satılırdı. Tül perde mağazaları ise dikimden artan tülleri ip olacak şekilde keser birbirine ekleyerek kullanırdı. Evlerde de keza öyleydi. Alınan gazeteler biriktirilir sonra tümü kiloyla satılırdı. Dönüşüme uygun atık çöplerde neredeyse yok denecek kadar azdı. İsraf ayıplanırdı, alın teri, emek çaba değerliydi. Büyüklerin birçoğu çalışarak ancak okuyabilmişlerdi.

Bir fakülteyi bitirmişlik kıymetliydi.

Bütün bunları yazmamın bir nedeni var. Birçok aile çaresizce çocuklarını en iyi koşullarda okutmak, çocuğum rahat bir işte çalışabilsin, terlemesin, zorlanmasın çabasına girmişken, sonraları hayal kırıklığına uğrayabiliyor. Üniversitelerin birçoğu bugün asla iş bulunamayacak branşlarla çocukların geleceğini karartıyor. Alın teriyle kalifiye çalışacak eleman bulunmazken üniversite mezunu gençler ne yazık ki iş bulamıyor, birçok branş mezununu vasıfsız olarak görülüyor. Üstelik üniversite süresince hazıra alışmış boş branş okumuş çoğu öğrenci mezun olduktan sonra vasıfsızlara ödenen paraya da çalışmam diyor. Ailelerin çoğu çocuğum para kazansın diye okul okutuyorlar, paranın alın terinde, kalifiye eleman olmaktan geçtiğini düşünen yok.

Bugün hayvancılık, tarım, sanayinin her çeşidinde inanılmaz derecede kalifiye açığı var öte yandan binlerce evde oturan hazıra alışmış boş branş okumuş insanımız var. Tabi esnaflar da ne o kumaş toplarından sıyrılmış naylonları ne de kumaş toplarının bağlanmış iplerini topluyor, her şey bir anda tüketilmek isteniyor.

Tükettikçe, nüfusu artırdıkça, acımasızca yok ettikçe doğanın tepkisi de gecikmiyor, uyarıyor bizi.

Günümüzü anlatan bir paylaşım. Ben sadece tasdikledim.

İklim değişikliği deniyor ya, bizim katkımıza da dikkat çekiyor.

İnanın yorum yapamadım.

SARI ÖKÜZ

Bir alıntı yazı daha paylaşmak istedim.

Ya hu bunu herkes biliyor. Olsun bir de ben tekrar edeyim.

Ne zararı olacak?

Ders veriyor işte.

Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş.

Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış.

 Öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış:

"Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum bugüne kadar sizlere zarar verdik. Ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o Sarı öküz''de. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım."

 Boz öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı öküz''ü vermişler aslanlara. Bir tek Benekli öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış.

"AFERİN SİZİ KUTLARIZ!"

 Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruk''u istemişler:

"Gördünüz mü ne kadar barış severiz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim."

 Boz öküz ve heyeti, Uzun kuyruk''u teslim etmiş, yine Benekli öküz karşı çıkmış. Uzun kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş.

 "NEREDE KAYBETTİK BİZ BU SAVAŞI?"

 Bu olay sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle. Sonunda öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahale ederek, "Verin bize şunu, yoksa karışmayız" demeye başlamışlar.

Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri liderlerine, "Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa, vaktiyle ne kadar güçlüydük" diye sormuş.

Boz öküz, Benekli öküz''ün sözlerini hatırlayarak, gözleri nemli "Biz" demiş, "Sarı öküz''ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı.."

Üç kuruşluk menfaat için ülkemizin kıymetini satıyoruz. Yetmiyor omuz omuza görev yaptığımız arkadaşlarımızı satıyoruz.

Dünya üzerimize gelirken içeride cazgırlık başlatıyoruz.

Sonra mı?

O yorum da sizlere ait olsun.

Yazarın Diğer Yazıları