BİZANSIN KİNİ
Ahmet Turan
Avrupa Birliği, Amerika, Birleşmiş Milletler, NATO gibi Bizans artığı devlet ve kuruluşların son yıllarda ülkemiz üzerindeki oyunlarını 7 yaşından 70 yaşına kadar hepimiz çok iyi bilir olduk.
Çocuk oyuncaklarından her gün tükettiğimiz gıdalara kadar bunların kinine rastlamamanın imkansız olması, yaptıklarının birden ayyuka çıkmasına sebep oluyor.
Sorun biraz da bizden.
Her şeyi devletten bekler olduk.
Tüyü bitmedik yetimin hakkını unuttuk. Ne gelirse eyvallah dedik.
Geçmişte hiçbir işe yaramayanlar için söylenen ‘Yat gel Osman’ sözünü, bazı sektörlerde ilgisiz ve liyakatsız kişilere verilen desteklerle milyonların boşa akmasını ekonominin gerçeği haline getirdik.
Kısa yoldan köşe dönme arzumuzu kamçılattık.
Devlete kapağı atanlardan iş yapmayanı, sorumluluğu da olmayanı 65 yaşına kadar maaş alacam deyip, yetim hakkını yemeyi kendisine hak zannettirdik.
Üretmeden tüketmeyi ilke haline getirince, dizilerdeki gibi pembe dünyalarda yaşamayı da hayalden çıkardık.
Kendimizin olmayan markalara servetimizi yatırdık.
Sonra da kahrolsun falanca diyerek, sanki tembellik yükümüzü attık.
Bizansın artıkları üretmeden tüketmiyor.
Başka markalara da servet ödemiyor.
Avrupa da ve hatta dünyanın birçok ülkesinde evleri bir gezin. Veya bilgi için yurtdışında olan tanıdıklarınıza zahmet edip sorun.
Kaç metrekare evlerde oturuyorlar, nasıl çalışıyorlar, tembellik yaparak, ya da beleşten geçinebiliyorlar mı?
Bizansın artıklarının kini var. Hatta Malazgirt savaşını kaybettikleri 1071 yılından bu güne kadar kinleri hiç eksilmedi.
Hep fırsat kolladılar.
Ne savaşlar yaptılar. Ne savaşlar açtılar. Şimdi de ekonomide yaptıkları baskı bu kinin bir parçası.
Ama fırsatçılık yaparak, tembellik yaparak, pembe dünyalarda yaşama hayali kurarak bizde buna çanak tutuyoruz.
Kinlerini üzerimize kusmalarına fırsat veriyoruz.
Şimdi her alanda yapılacak yerli üretim seferberliği için neyi bekliyoruz.
Sultan Fatihin “Ya İstanbul beni alır. Ya ben İstanbul’u” sözündeki kararlılığı bize yetmez mi?