Ahmet Turan

Karı Çok Özlemiştik

Ahmet Turan

Suni artışla insanları çok rahatsız eden döviz ve altın dün gece hızlı bir düşüş yaptı.

İnanıyorum ki; herkes rahat bir uyku çekmiştir.

İnşallah kalıcı olur.

Kar ve yağmur gibi ekonomide istikrarı da özlemeyelim.

Milletimiz kendi parasına güvenirse sorun kendiliğinden çözülür.

Düşünce farklılıkları olabilir ama unutmayalım, aynı gemideyiz.

Temel gıda maddeleri ile akaryakıt dahil tüm ürünlere döviz arttı diye başta marketler olmak üzere anında fiyat yükseltenlerin aynı hızla fiyatları aşağı çekmeleri bekleniyordu.

Ama maalesef bu uygulama bizde olmuyor.

Varmısınız?

Biraz da onlar bizi özlese.

Hem de ticaretin güzelliğini öğretmiş oluruz.

Millete yaptıklarını, depoları da onlara yapar.

Neyse..

Önce kar yağışı, ardından dövizin düşüşü hepimizi çok rahatlattı.

Bende bugün şu içimdeki kar özlemimi doya doya bir dökeyim.

Çok özlemiştik kar ve yağmuru.

Sadece insanlar değil, toprak ana da çok özlemişti.

Özellikle kışı soğuk geçen Anadolu coğrafyasında yeni yeşeren hububat da;, üstüne yorgan olan karı çok istiyordu.

Bu aylarda yağan kar bereketti.

Nisan ve Mayıs’ta yağan yağmur da bereketin katmercisiydi.

“Tarlada çamur.

Tekne de hamur

Ver Allah’ım ver, sicim gibi yağmur” diyen çocukların sesleri bütün sokakları inletirdi.

Hakikaten uzun yıllardır kar ve yağmura hasretiz.

Elimizden de bir şey gelmiyor.

Çünkü kar ve yağmura giden yolları unuttuk.

Rabbim bizi affetsin.

Özümüze döndürsün.

Önceki gün lapa lapa yağan kar, bir anda hepimizin özlemini dindirdi.

Herkes sokaklara döküldü.

Kar topu oynayanlar, kardan adam yapanlar, karın üzerine yatanlar özlemin tadını çıkarttı.

Çok şükür.

Bereket geldi.

Herkes rahatladı.

Kuraklık endişesi ile hububat stoklayanlar da rahatlamıştır belki.

Tarla çamur olmayınca, teknede hamur olmuyor işte.

İnşallah bahar aylarında yağmurlarımız da gelir.

Rekoltemizde rahatlar.

Depolar, fasulye-nohut- mercimek- buğday -arpa-mısır- yulaf dolar.

En önemlisi ‘gözümüz’ doyar.

BİR FIKRA

Temel ile Dursun bir gün balık yemek için bir lokantaya gitmişler.

Fırında pişen balıklar masaya gelince Dursun her yediği balığın kılçığını temelin tabağına atıyormuş.

İkisinin de tabaklarında balıklar bitince Temel bir bakmış ki; tabağında kılçık dolu.

Halbuki o da aynı balık yemişti.

O esnada Dursun Temel’e; “Ula Temel bu kadar balığı nasıl yedin. Çok aç gözlüsün” deyince

Temel cevap vermiş:

Ula Dursun sen benden daha aç gözlüsün. Sen balıkları kılçığıyla yemişsin.

Yazarın Diğer Yazıları