Tuzakları boşa çıkarmalı
Ahmet Turan
İzmir de yaşanan depremin acısını unutturmak için neler yapıldığına şahit oluyorsunuz.
Arama kurtarma ekiplerinin kendi canlarını hiçe sayarak gece gündüz demeden çalışmalarını gölgede bırakmak ve hatta onları töhmet altında bırakmak için ne planlar yapıldığına şaşıyorsunuz.
Bir yapılanlara bakıyor, bir de oturdukları yerden ahkam kesenlere takılıyorsunuz.
Kafanız karışıyor, acaba mı diyorsunuz?
Ecdadımıza düşman etmek, bizi birbirimizle kavgalı hale getirmek için yaptıkları tuzakları artık boşa çıkaralım.
Deprem olur arama kurtarma da olmazlar. Depremzedelere yardımda bulunmazlar ama iyi klavye şövalyeliği yaparlar.
Milletin verdiği yardımları çalmayı çok iyi becerir. Hatta sizi suçlu ilan ederler.
Milli Mücadelenin, İstiklal Harbinin kahramanı Atatürk’ü kalkan yapar, tuzaklarını daha derinlere bırakırlar.
Atatürk, Milli Mücadeleyi ve İstiklal Harbini din düşmanlarıyla, vatan hainleriyle yapmadı.
Bu milletin asil evlatlarıyla yaptı.
Yunanı, Rum’u, İngiliz’i, Ermeni’yi damarlarında güç alan Mehmetlerle denize döktü.
İzmir’in işgalini, İstanbul’un işgalini, Antep’in işgalini alkışlayanlar bugün hala içimizdeler.
O gün tekbir sesleriyle Hasan Tahsin Yunan’a kurşun sıktı.
Bugün tekbir sesleriyle Elif gibi yavrularımız enkazdan çıktı.
O gün de ülkemiz enkaz altındaydı.
Bunların babaları da o gün tekbir sesinden rahatsızdı.
Bugün de bunlar rahatsız. Atatürk, milletin evlatlarıyla birlikte bunların sesini kesti.
Artık tuzaklarını boşa çıkarmanın vakti çoktan geçti.
Ama yine de size bir çakal hikayesi anlatayım.
Çakal bir gün aslanların evini basmış.
Baba aslan avda, oğullar da biraz ebeveynlerine kızıp evi terketmiş.
Çakal ne yapıp etmiş, anne aslanın bir dalgınlığından faydalanıp onu öldürmüş.
Aslanın postunu yüzen çakal, aslan postunu kafasına geçirmiş ve baş köşeye oturmuş.
Akşam olmuş, baba ve oğulları eve gelmişler.
Bakmışlar anne yok, postunu giymiş çakal var, hem de baş köşede!
Evlatlar babaya dönmüşler ve
“Baba, boğalım şu çakalı, baksana bizim postumuzla bizim evimizde oturuyor!” demişler.
Baba aslan ağırbaşlı bir bakış atmış evlatlara ve
“Hayır, bekleyin!” demiş...
Aslan postunda çakal, oturuyor, evlatlar bakınıyor...
Sabrı taşan çocuklar “Baba, öldürelim şunu, görmüyor musun, aslan gibi davranıyor ama çakal işte” demişler...
Tam aslanların evinde gerilim sürerken o da ne!
Çakal birden başını yukarı kaldırmış ve üstündeki aslan postunu unutup ulumaya başlamış...
Evlatlar şaşkın, şaşkın bir çakala bir babaya bakmışlar...
İşte o an Baba Aslan, evlatlara bir hayat dersi vermiş:
Kükremesiyle birlikte çakalı pençeleriyle tanınmaz hale getirdikten sonra şöyle demiş.
- Çakalın hükümdarlığı, aslanlar kükreyene kadardır!
Suriye’ye sahip çıktıkça, Libya da kardeş kanı önlendikçe çakalların gerçek yüzü daha net görülüyor.