Ahmet Turan

Yürekleri Büyüktü

Ahmet Turan

Öyle günlerimiz ve haftalarımız var ki; her yazımızda o günleri yad etsek, o günlerin hatıralarını paylaşsak içimizin ateşi sönmüyor.

Heyecanlanıyoruz, gururlanıyoruz, öfkeleniyoruz ama yine de en güzeli ecdadın torunları olarak tek yürek oluyoruz.

Çanakkale, Sarıkamış, Hicaz, Yemen, Sakarya, Dumlupınar da çok acılar yaşamışlar.

Ancak hiç yılmamışlar.

Orası Huş’tur, yolu yokuştur, giden gelmiyor acep ne iştir diye ağıtlar yakılmış, hey on beşli, on beşli, sokak yolları taşlı diye de türküler söylenmiş.

Kahpece vatanımızı işgal edenlere karşı namusumuzu korumak için Seferberlik ilan edilmiş.

15 yaşındakiler askere alınmış. Tüfek tutmaya, süngü takmaya bedenleri küçükmüş, yalnız yürekleri kendilerinden çok büyükmüş.

Siperlerde top güllerinin ateşiyle on parçaya bölünmüşler, yine de vatanımızı çiğnetmemişler.

Dönmemişler.

Dönememişler.

Düşman öyle çokmuş ki; 12 cephede birden savaşmışlar.

En şiddetlisi Çanakkale de yaşanmış.

Başta İngilizler olmak üzere 7 düvele denizi dar etmişler.

Sonra bir gün Halife ve Padişahı korumakla görevli diye İngiliz askerleri İstanbul’a gelmiş.

Sarayı kuşatmışlar. Birkaç gün sonra da kahpece Beyazıt’daki Şehzadebaşı Direklerarası’nda bulunan Kafkas Tümeni’ne bağlı birliğin karargah ve mızıka erlerinin kaldığı koğuşu sabah 05.45’de basarak silahsız askerlerimizi şehit etmişler.

Nasıl kahpe olduklarını anlatmak için sadece bu olayı paylaştım.

Bugün de değişen yok.

Sarayı değil de sözde başkalarını koruyorlar.

Askerimize polisimize saldırtıyorlar.

Unutmayalım Çanakkale savaşlarının en çetin yaşandığı günler bu günler.

Binlerce mermiye karşı duran ecdadımızın “Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi” dedikleri günler bu günler.

Dedim ya ağıtımız, türkümüz hikayemiz çok diye.

Sadece birini paylaşayım.

Balıkesir’de eski ayakkabı tamircisi, kır, pala bıyıklı Cevdet dede, öğretmen Mustafa Doğru’ya anlatmış.

“Rahmetli babam, Hafız Ali Çanakkale’de kaldığında, anamın karnında yedi aylıkmışım. Onu hiç tanımadım. Bir fotoğrafı bile yoktu.

O günler çok zor günlerdi.

Çocukluğumuz hep ekmek peşinde, sıkıntıyla geçti.

Ama anam, benim çocukluğumdan itibaren her sokağa çıkışta, her nereye giderse yanıma gelir ve:

- Oğlum ben pazara gidiyorum. Baban gelirse beni hemen çağır ha..!

- Ben teyzenlere gidiyorum. Baban gelirse beni hemen çağır ha..!

- Ben komşulara gidiyorum. Baban gelirse beni hemen çağır ha..! derdi.

Anam babamı bekledi durdu..

Büyüdüm, dükkân açtım. Annem yine her bir yere gidişte dükkâna gelir, gideceği yeri söyler ve “Baban gelirse beni çağır ha..!” diye eklerdi.

Aradan yıllar geçti. Anacığım ihtiyarladı. Günü geldi ağırlaştı.

Ölüm döşeğinde bizimle helalleşti. “Bana iyi baktınız, hakkınızı helal edin” dedi.

Bana döndü yavaşça:

“Baban gelirse ona: ‘Annem hep seni bekledi’ de!” dedi.

Bu acıları bize yaşatanları unutturmayalım.

Vatan ve bayrak aşkına canını veren ecdadımızın hepsinin ruhları şad, mekanları cennet olsun.

Yazarın Diğer Yazıları