Çöküşün Ayak Sesleri!
Ayla KAYMAZ
Bir toplumun ilerlemesi, en yetenekli insanlarının hak ettikleri yerlere gelmesiyle mümkündür. Ancak ne yazık ki, günümüz dünyasında liyakat yerine sadakat, adalet yerine kayırmacılık ön plana çıkıyor. Bu iki büyük sorun, sadece bireylerin hayatını değil, ülkelerin geleceğini de tehlikeye atıyor.
Liyakatin olmadığı bir toplumda, yetenekli insanlar değil, “doğru kişilere yakın” olanlar yükselir. Devlet kurumlarından özel sektöre, akademiden sivil toplum kuruluşlarına kadar birçok alanda, hak edenlerin değil, bağlantısı olanların ödüllendirildiğini görüyoruz. Bunun sonucunda:
• Verimsizlik artar: İşin ehli olmayan kişiler, önemli kararları alırken hata yapar.
• Genç beyinler yurtdışına kaçar: Yetenekli insanlar, hak ettikleri değeri göremeyince başka ülkelere gitmek zorunda kalır.
• Toplumun güveni sarsılır: İnsanlar, ne kadar çalışırlarsa çalışsınlar torpil olmadan bir yerlere gelemeyeceklerine inanır ve motivasyonlarını kaybederler.
Adaletsizlik: Güçlüler İçin Hukuk, Zayıflar İçin Cezalandırma
Adaletin olmadığı bir toplumda ise güçlü olanlar istediklerini yaparken, sıradan insanlar en küçük hatalarında bile cezalandırılır. Adalet, sadece mahkemelerde değil, iş dünyasında, eğitimde, sağlık sisteminde ve hatta gündelik hayatta bile eşit dağıtılmalıdır. Ancak günümüzde:
• Kanunlar güçlüler için esnetiliyor, zayıflar için sert uygulanıyor.
• Fırsat eşitliği yok oluyor, zengin daha zengin, fakir daha fakir hale geliyor.
•İnsanlar sisteme güvenini kaybediyor, hukuk yerine güç ilişkileri belirleyici oluyor.
Tarih boyunca, adaletin olmadığı toplumlar hep çökmüştür. Çünkü insanlar sisteme güvenmediğinde, önce umudunu kaybeder, sonra da bu sisteme karşı mücadele etmeye başlar.
Çözüm Var mı?
Liyakatsizlik ve adaletsizlik, bir toplumun en büyük iki hastalığıdır. Çözüm ise, sistemin yeniden inşa edilmesiyle mümkündür:
• Torpilin değil, emeğin ödüllendirildiği bir düzen kurulmalı.
• Yargı bağımsız olmalı, herkes kanunlar karşısında eşit olmalı.
• Eğitim sistemi, gençlere sadece bilgi değil, adalet ve etik anlayışı da kazandırmalı.
Liyakat ve adalet olmadan kalkınma mümkün değildir. Sadece bireyler için değil, devletler için de… Eğer bu iki ilkeye sahip çıkmazsak, çöküş kaçınılmaz olur.
Soru şu: Bu gidişata dur diyecek cesaretimiz var mı?