REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
MESNEVİ’DEN HİKÂYELER! HIRSIZ VE SAF ADAM!
Saf bir adamın, bir koçu varmış, iple bağlar, peşi sıra çeker gidermiş. Yine günlerden bir gün ovada çekip giderken onu takip eden hırsız sessizce yaklaşıp ipi kesti, koyunu alıp götürdü. Adam bir zaman sonra koyunun olmadığını, boş ipi sürüklediğini fark etti. Koyunun kaçtığını düşündü ve ovada aramaya başladı. Ararken bir kuyunun başında hırsızı feryad u figan ağlarken gördü. Adam kendi derdini unuttu. Hırsıza, derdin ne? Diye sordu. Hırsız: para kesem kuyuya düştü, içinde yüz altın var, eğer çıkarabilirsen beşte birini sana veririm, dedi.
Adam, Tanrının kaybolan koyunun yerine altın verdiğini düşünerek sevince kapıldı.
Kendi kendine hem de on koyun parası dedi. Tamaha kapılıp elbiselerini çıkarıp kuyuya daldı. Adam kuyuya iner inmez hırsız, adamın elbiselerini de alıp kayıplara karıştı. Tamah daima zarar getirir. Tamahkâr kimseler her zaman ziyandadır.
ASLAN, KURT VE TİLKİ!
Bir gün aslan, kurt ve tilki beraberce avlanmaya gitmişlerdi. Bir zaman sonra, büyük bir çabayla bir inek, bir keçi ve bir tavşan avladılar. Aslan kendi kendine, kurt ve tilki avlara tamah ediyor, bir sınayım şunları diye düşündü. Kurda dönüp: avları taksim et, dedi.
Kurt: inek sizin, keçi benim, tavşan da tilkinin dedi. Aslan, kurdun kendisine pay ayırabilme cüretinde bulunmasına sinirlendi. Sıçrayıp kurdun başını gövdesinden ayırdı. Sonra tilkiye dönüp: sen avları taksim et, dedi. Tilki: inek sabah kahvaltınız, keçi öğle, tavşan da akşam yemeğiniz, dedi. Aslan gülümsedi. Böyle taksimi kimden öğrendin!? Dedi.
Tilki: kurdun başının kopmasından, dedi. Büyüklerle dostluk, tehlikenin içinde yaşamaktır. Adalet ve akıl üzre doğru, bazen içinde bulunulan ortamın şartlarına göre hüsran olur. Her zaman doğru söylemek fakat her doğru her yerde söylememek gerekir. Eğer böyle olmazsa dostluk gider, akıbet hüsran olur.
(Mevlana Celaleddin Rumi, Tercüme ve tanzim, Kemal Kemaloğlu)
MESNEVİ’DEN HİKÂYELER! (ÜZÜM YÜZÜNDEN KAVGA!)
Arap, Türk, Rum ve İranlı dört arkadaş vardı. Adamın biri, bir gün bunlara bir dinar verdi. İranlı: engür alalım, yiyelim, dedi. Arap: olmaz! Ben ineb isterim. Türk ise: en iyisi üzüm almak, dedi. Rum: hiç tartışmayın! İstafil alalım, dedi. Aralarında anlaşma olmayınca yumruk yumruğa kavgaya tutuştular. Her ne kadar hepsi de bir meyve istese de, cahillikten dolayı birbirine yumruk vuruyorlardı. Çünkü isimlerin sır ve manalarını bilmiyorlardı. Herkes kendi diliyle üzüm istiyordu. Eğer dil bilen bir adam olsaydı, onları sakinleştirir ve kavgayı durdururdu. Derdi ki: ben, bu bir dinarla hepinizin istediğini alacağım. Bana güvenin ve sakin olun. Sizin sözleriniz kavga ve tartışmaya sebeb oluyor. Sizin ihtilafınız isim ve surettedir. Mana ve hakikat ise birdir.
KARANLIKTA FİL!
Halkı hiç fil görmeyen bir şehir vardı. Günün birinde Hindistan’dan bir fil getirdiler, karanlık bir yere koydular. Halkı seyre davet ettiler. Halk, karanlıkta fili göremiyordu. Çaresiz kaldılar, elleriyle dokunup yokladılar. Birinin eli filin hortumuna dokundu. Dedi ki: fil büyük bir hortumdur. Bir diğeri eliyle filin kulağını tuttu. O da: fil büyük bir yelpazedir, dedi. Bir başkası filin bacağına dokundu. Fil sütun gibi bir şeydir, dedi. Bir başkasının eli filin sırtına denk geldi. Fil yatak benzeri bir nesnedir, dedi. Onlar filin adını işittiklerinde filin tasavvurlarındaki şey olduğunu düşünüyorlardı. Anlayış ve tasavvurlarındaki fil farklıydı, bundan dolayı sözleri de farklı oluyordu. Eğer orada bir ışık olsaydı, onların sözlerindeki ihtilaf ortadan kalkardı. Dokunma ve benzeri hissi idrakler eksik ve kavrayıştan uzaktır. Her şeyi his ve akılla tanımak mümkün değildir.
(Mevlana Celaleddin Rumi, Tercüme ve tanzim, Kemal Kemaloğlu)
BİRİSİ HZ ALİ'YE GELEREK FAKİR OLDUĞUNU VE GEÇİNEMEDİĞİNİ SÖYLEDİ :
Hz Ali buyurdu ki :
Tuvalete gittiğinde konuşuyor musun?
Dedi ki: Hayır ey müminlerin emiri.
Dişlerinle tırnaklarını yiyor musun?
Dedi ki: Hayır ey müminlerin emiri.
Anne babanı isimleriyle mi çağırıyorsun?
Dedi ki: Hayır ey müminlerin emiri.
Geceleri evinde çöp bırakıyor musun?
Dedi ki: Hayır ey müminlerin emiri.
Abdestsiz uyuduğun oluyor mu?
Dedi ki: Hayır ey müminlerin emiri.
Anne babandan önde yürüyor musun?
Dedi ki: Hayır ey müminlerin emiri.
Evini geceleri süpürüyor musun?
Dedi ki: Hayır ey müminlerin emiri.
Evinde odanın içine tükürüyor musun?
Dedi ki: Hayır ey müminlerin emiri.
Yemeğe başlarken Bismillah biterken hamd etmiyor musun?
Dedi ki: Hayır ey müminlerin emiri.
Öyleyse sen namazda anne babana dua etmiyorsun!
Dedi ki: Evet ey müminlerin emiri doğru buyurdunuz.
Allah’ım beni ve ana babamı ve müminleri kıyamet günü geldiğinde affet.