REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
VEYSEL KARANİ KİMDİR?
Veysel Karani Hazretleri olarak bilinen zat, sahabi değildir. Rasulullah (asm), zamanında yaşayıp Müslüman olduğu halde, onu görme fırsatına kavuşamayan kimselerdendir.
Muhaddisler, Hz. Peygamber (asm) devrinde Müslüman olarak yaşamış oldukları halde onu göremeyen kimseler için "Muhadramun" sıfatını kullanmışlardır. İmam Müslim, Irakî ve Suyûtî, bunlardan bilinen ve meşhur olanlarının bir kısmını tesbit etmişlerdir. Veysel Karanî adıyla şöhret bulmuş olan Üveys bin el-Karanî, Kadı Şüreyh bin el-Haris, Alkame bin Kays ve Ka'b el-Ahbâr bunlardan bazılarıdır. (bk. Sahih-i Buharî Tecrîd-i Sârih, tercümesi, Ankara 1980, I, 33-34). Uveys el- Karani, Peygamber Efendimiz (asm) zamânında yaşamış büyük bir velidir. İsmi Üveys bin Âmir el-Karnî'dir. Yemen’in Karn köyünde doğdu. Doğum târihi bilinmemektedir. 657 (H.37) tarihinde şehit edildi. Peygamber Efendimizin (asm) sağlığında Müslüman oldu. Fakat görmediği için Sahâbî olamadı. Hasta, âmâ ve ihtiyar annesinden başka kimsesi yoktu. Güttüğü develer için belli bir ücret istemez, ne verirlerse kabul ederdi. Fakir olanlardan hiç ücret almazdı. Aldığının yarısını sadaka olarak fakirlere dağıtır, kalanını da kendi ihtiyaçlarına ve annesine harcardı. Resûlullah Efendimiz (asm), zaman zaman mübarek yüzünü Yemen tarafına döndürür ve; “Yemen tarafından rahmet rüzgârı estiğini duyuyorum.” buyururdu.
“Ümmetimden bir kimse vardır ki, Rebî’a ve Mudar kabilelerinin koyunları kıllarının adedince kişiye kıyamette şefaat edecektir.” buyurdu. Arabistan’da bu iki kabilenin koyunları kadar kimsenin koyunu olmadığı söylenmiştir. Eshâb-ı kirâm;
“Yâ Resûlallah, bu kimdir?” dediler. Peygamber Efendimiz (asm);
“Allah’ın kullarından biri.” buyurdu.
"Biz hepimiz kullarız, ismi nedir?" dediler.
“Üveys.” buyurdu.
"Nerelidir?" dediler.
“Karnlıdır.” buyurdu.
"O sizi gördü mü?" dediler.
“Baş gözü ile görmedi.” buyurdu.
"Hayret, size bu kadar âşık olsun da, hizmet ve huzurunuza koşup gelmesin!" dediler.
“İki sebepten: Biri hallerine mağlubdur. İkincisi ise benim dinime bağlılığından dolayıdır. İhtiyar bir annesi vardır. İman etmiştir. Gözleri görmez, el ve ayakları hareket etmez. Üveys gündüzleri deve çobanlığı yapar, aldığı ücreti kendisinin ve annesinin nafakasına harcar.” buyurdu.
"Biz onu görür müyüz?" dediler. Hazret-i Ebû Bekr’e;
“Sen onu kendi zamanında göremezsin.” Ama Hazret-i Ömer ve Hazret-i Ali’ye; “Siz onu görürsünüz. Sol böğründe ve avucunun içinde bir gümüş miktarı beyazlık vardır. Bu baras hastalığı beyazlığı değildir. Ona varınca, benim selâmımı söyleyin ve ümmetime dua etmesini bildirin.” buyurdu.
Veysel Karânî Hazretleri gece-gündüz ibadet ve takatle vakit geçirirdi. Kendini halktan gizlerdi. İlk zamanlar herkes ona divane gözü ile bakıyordu. Sonradan onun büyüklüğünü anladılar, çok ikram ve hürmet göstermeye başladılar. Bunun üzerine, annesinin vefatından sonra Karn köyünden çıkıp Kûfe şehrine gitti. Peygamber Efendimizin (asm) vefâtı yaklaşınca, "Hırkanızı kime verelim?" dediler. “Üveys-i Karnî'ye verin.” buyurdu. Resûlullah (asm)’ın vefâtından sonra Hazret-i Ömer ile Hazret-i Ali Kûfe’ye geldiklerinde, Ömer (radıyallahü anh) hutbe esnasında; “Ey Necdliler, kalkınız!” buyurdu. Kalktılar. "Aranızda Karn’dan kimse var mıdır?" buyurdu. "Evet." dediler ve birkaç kişiyi ona gönderdiler. Hazret-i Ömer, onlardan Üveys’i sordu. "Biliyoruz. O, sizin bildiğinizden pek aşağı bir kimsedir. Divanedir, akılsızdır ve insanlardan kaçar bir hâli vardır." dediler. “Onu arıyorum, nerededir?” buyurdu. "Arne vadisinde develerimize çobanlık yapmaktadır, biz de karşılığında ona akşam yiyeceği veririz, saçı-sakalı karışıktır, şehirlere gelmez, kimse ile sohbet etmez, insanların yediğini yemez; üzüntü ve neşe bilmez. İnsanlar gülünce, o ağlar; insanlar ağlayınca o güler." dediler. “Onu arıyorum.” buyurdu.
Sonra Hazret-i Ömer’le Hazret-i Ali, onun olduğu yere gittiler. Onu namaz kılar gördüler. Allah Teâlâ, develerini gütmesi için bir melek vazifelendirmişti. Namazı bitirip selâm verince, Hazret-i Ömer, kalktı ve selâm verdi. Selâmı aldı. Hazret-i Ömer; “İsmin nedir?” diye sordu. “Abdullah, yâni Allah’ın kulu.” dedi. “Hepimiz Allah’ın kullarıyız; esas ismin nedir?” diye sordu. “Üveys.” dedi. “Sağ elini göster.” buyurdu. Gösterdi. Hazret-i Ömer; "Peygamber Efendimiz size selâm etti. Mübarek hırkalarını size gönderip; “Alıp giysin, ümmetime de duâ etsin.” diye vasiyet buyurdu." dedi.
“Yâ Ömer! Ben zayıf, âciz ve günahkâr bir kulum. Dikkat buyur, bu vasiyet başkasına âid olmasın?” deyince; “Hayır yâ Üveys, aradığımız kimse sensin. Peygamber Efendimiz (asm) senin eşkâlini ve vasfını belirtti.” cevabını verdi.
Bunun üzerine, Hırka-i şerîfi hürmetle aldı, öptü, kokladı, yüzüne gözüne sürdü. Sonra; “Siz burada bekleyin.” dedi. Yanlarından ayrıldı. Biraz ileride hırkayı yere bırakıp, yüzünü yere koydu. Cenâb-ı Hakk’a şöyle duada bulundu:
“Ya Rabbi! Sevgili Peygamber Efendimiz (asm), ben fakir, âciz kuluna Hazret-i Ömer ve Hazret-i Ali ile Hırka-i şeriflerini göndermiş.” dedi. Günahkâr olan bütün Müslümanların affı için dua etti. Birçok günahkâr Müslümanın af olduğu bildirilince, Hırka-i şerîfi hürmetle giydi. (Bilgi için bk. Ragıp İsfehani, Hiyetü'l-evliya, 2/82-87; Ahmed b. Hanbel, Kttabu'z-Zühd. s.343 vd.;Şeyh İsmet Efenedi, Risale-i Kudsiye; Üveys El Karnî,)