REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
“MÜJDELER OLSUN YA EBUBEKİR”
Bir gün Peygamber efendimiz (s.a.v) sabah namazını kıldırır. Sabah Namazını kıldırdıktan sonra selam verir,
Ebu BEKİR nerededir? Diye sorar.
Cemaatin arkasında, safların arkasından buradayım efendim der...
Efendimiz biraz yanıma gelir misin buyurur...
Ve Ebu Bekir efendimizin yanına gelir...
Anlat bakalım bir şeyler oldu galiba buyurur...
Hz Ebu Bekir’in Sıddık Efendim tam siz birinci rekata tekbir aldınız, bende uydum, Fatiha-i Şerife’yi (Elhamdülillehi)okurken, sonuna doğru gelirken, abdestime bir şüphe geldi, bir şey arız oldu. Hemen Namazdan çıktım abdestimi yenilemek üzere...
Çıkınca orada bir altından bir kap gördüm, içi su dolu lakin üzerinde bir mendil örtülüydü. Hemen o su ile alelacele abdest aldım o mendil ile kurulandım ve hemen geldim.
Daha siz Fatiha’dan sonra Zammı süreye devam ederken gene yetiştim Ya Rasülellah
Ya Eba Bekir onun için sizi çağırdım. Çünkü ben tam Fatiha’yı okudum. Zammı süreyi okudum
Rükuya gidecektim dizlerim tutuldu, bir türlü gidemiyordum ve ayetleri uzattım...
Size müjdeler olsun ya Eba Bekir
Sen yetişmen için namaza çıkınca o Altın kaptaki suyu getiren Cebrail (a.s) idi.
O mendili tutan Mikail (a.s) idi
Bana da geldi Ebu Bekir namaza yetişecek Namazı biraz uzat diyen İSRAFİL (a.s) idi. onun için sizi çağırdım buyuruyordu...
İşte o zatları o zatlar yapan Efendimiz (s.a.v) ile müşerref olmuş olduğu halde yine Efendimize doymuyorlardı. Efendimizin muhabbeti ile kavrulmuş kendini yok etmiş, küçüklüğünden beri efendimize arkadaş, tabi olmuş, Muhabbet etmiş. Çünkü onlar efendimize tabiri caizse sırılsıklam aşıklalardı. İşte Hizmet edenler böyle büyük nimete ve hikmete mazhar oluyorlar. Hayatları bambaşka olduğu gibi Namazları bile bambaşka oluyor. O halde Hz Allah cümlemizi kendi hak yolunda hizmet edenlerin yolundan ayırmasın... AMİN...
MAL CANIN YONGASIDIR.
Abdullah İbni Amr İbni Âs radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Malı uğrunda öldürülen kimse şehittir.”
(Buhârî, Mezâlim 33; Müslim, Îmân 226. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Sünnet 29; Tirmizî, Diyât 21; Nesâî, Tahrîm 22, 23, 24; İbni Mâce, Hudûd 21)
Cennetle müjdelenen on sahâbîden biri olan Ebü’l-A‘ver Saîd İbni Zeyd İbni Amr İbni Nüfeyl radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Malı uğrunda öldürülen şehittir; kanı uğrunda öldürülen şehittir; dini uğrunda öldürülen şehittir; ailesi uğrunda öldürülen şehittir.”
(Ebû Dâvûd, Sünnet 29; Tirmizî, Diyât 21)
Ebû Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bir adam geldi ve:
–Yâ Resûlallah! Bir kişi gelip malımı almak isterse ne yapayım? Dedi. Resul-i Ekrem:
– “Ona malını verme” buyurdu.
– Benimle savaşmaya kalkarsa ne dersin? diye sordu;
– “Sen de onunla savaş” cevabını verdi.
– Adam beni öldürürse? Dedi; Peygamberimiz:
– “Sen şehit olursun” buyurdu.
– Peki, ben adamı öldürürsem? Deyince, Efendimiz:
– “O cehennemdedir” buyurdu.
(Müslim, Îmân 225)
Açıklamalar
Malını başkasına vermemek ve onu korumak için mücadele ederken öldürülen kimsenin şehit sayılacağına dair hadis 20’ye yakın sahabe tarafından rivayet edilmiş olup bütün güvenilir hadis kitaplarında yer alır. Bir başkasının malına haksız yere tecavüzde bulunmak ve onu gasp etmek dinimizde haram kılınmıştır. Bir atasözümüzde çok güzel ifade edildiği gibi, mal canın yongasıdır. Bu koruma sadece malla ilgili olmayıp, Saîd İbni Zeyd hadisinde açıkça belirtildiği üzere, can, din, ırz ve namus da korutulması icab eden ve uğrunda gerekirse savaşılacak olan en aziz değerlerdir. Bu sebeple, bunları müdafaa ederken öldürülen kimse şehit sayılmaktadır. Öldüren kişiye de diyet ve kısas yoktur. Hadis umumi olduğu için, müdafaa hususunda malın azı ile çoğu arasında bir fark gözetilmemiştir. Bu, İslâm âlimlerinin hemen tamamının görüş birliği içinde oldukları hususlardan biridir. İmam Nevevî, mal müdafaasının vacip değil câiz olduğunu söylemiştir.
Bir mü‘mini dininden dönmeye veya bidatler işlemeye zorlayanlara, ya da dininin icaplarını yerine getirmesine engel olanlara karşı da meşru müdafaa hakkı kullanılır. Aynı şekilde kişinin ailesinin namusunu koruması vaciptir. Bütün bu korumaları yaparken, öldüğü takdirde şehit hükmünde olur; mütecaviz durumunda olanı öldürdüğü takdirde kendisine şer’î cezalardan herhangi biri uygulanmaz. O halde netice olarak dini, canı, malı, ırz ve namusu himâye edip korumak herkesin en tabiî hakkı ve görevidir. İslâm devletinin fertlere yönelik en önemli görevlerinin başında onların can, mal, din, ırz ve namus güvenliklerini sağlamak gelir. Bu konuda ruhsatla amel ederek kendini, ailesini ve malını düşmana teslim edenin işi Cenâb-ı Hakk’a kalmış olur; fakat cesaret ve kahramanlık gösterip öldürülürse o kimse şehitlik makamına ulaşır. Şehitlik makamının çeşitli dereceleri bulunduğuna daha önce muhtelif vesilelerle temas etmiştik.
Hadislerden Öğrendiklerimiz
1. Malı, canı, dini, ırz ve namusu koruyup müdafaa etmek aslî görevlerimizin başında gelir.
2. Malını, canını, din ve namusunu müdafaa ederken öldürülen kimse Allah katında şehitlik mertebesine ulaşır.
3. Malı, canı, dini, ırz ve namusu müdafaa ederken mütecaviz durumunda olanı öldürene diyet ve kısas gerekmez.
4. Kişilerin can, mal, din, ırz ve namus güvenliklerini sağlamak İslâm devletinin en önemli görevidir.