REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
HARAM OLAN KÖPEKLERE GİDER, HELÂL OLAN DA HELÂL YİYENLERE GELİR
Ebû Saîd Mîhenî’nin büyüklüğünü inkâr edenlerden biri, Ebû Saîd’in; “Âlemde hiç kimse helâl lokma bulamayıp haram yese, biz haram yemeyiz.” sözünü duymuştu. Kendisini imtihan etmek istedi.
Helâl para ile bir oğlak satın aldı. Haram para ile de, birincisine çok benzeyen başka bir oğlak aldı. Bunları kızarttırıp, hizmetçisi ile Ebû Saîd’e gönderdi. Kendisi de önden gidip, onların bulunduğu yerde oturdu. Hizmetçi kızarmış oğlakları getirirken karşısına iki sarhoş çıkıp, haram para ile alınan oğlağın bulunduğu tepsiyi alıp yediler. Hizmetçi, elinde kalan ve helâl lokma ile alınmış olan oğlağı, Ebû Saîd’in önüne koydu. Oğlakları gönderen kimse durumu öğrenip anlayınca, sarhoşlara çok kızdı. Fakat bu hâlini açıktan belli etmedi. Sonra Ebû Saîd dönerek;
“Kendini boşuna üzme! Haram olan köpeklere gider, helâl olan da helâl yiyenlere gelir.” buyurdu. O kimse çok mahcup olup hâline tövbe etti ve bu hâdiseden sonra bir daha aleyhinde bulunmadı.
YA AHİRET VARSA
Öldükten sonra tekrar dirilmeyi, ahiretteki hesabı, cenneti ve cehennemi inkâr eden bir adam Hz. Ali’ye (radıyallahu anh) geldi ve şöyle dedi:
“Ya Ali, siz Müslümanlar ölüme ve ölüm ötesine inanıyorsunuz; biz ise inanmıyoruz. Siz cehennemden kurtulmak, cennete girmek için bir sürü ibadet ediyor, mal harcıyor, zahmete giriyorsunuz. Bu zahmete değer mi? Hem ölümden sonra tekrar dirilmenin olacağı ne malum?”
Hz. Ali adamı sükûnetle dinledi, sonra ona şu cevabı verdi:
“evet, ölümden sonra dirilmek, hesaba çekilmek, cennete veya cehenneme girmek ya senin dediğin gibi yoktur ya da bizim dediğimiz gibi vardır. Önce senin dediğinin doğru olduğunu düşünelim. Ölümden sonra ahiret hayatı yoksa seninle biz aynı durumdayız. Sana da yok bize de yok. Bu arada bizim yüce Allah için kıldığımız namazların, yaptığımız ibadetlerin, hayır ve iyiliklerin, güzel ahlakın, verdiğimiz zekât ve sadakaların bize bir zararı olmaz. Ama ya ahiret varsa, bizim dediğimiz doğru çıkarsa, senin halin nice olur?”
Adam biraz durdu, düşündü ve sonra,
“Vallahi, her iki durumda da siz kazançlısınız. Ahiret, cennet ve cehennem varsa vay bizim halimize! Yolunu öğret, ben de Müslüman olacağım” dedi ve Müslüman oldu
BEN YÜCE ALLAH’A DELİLSİZ İMAN EDİYORUM
Meşhur âlimlerden biri bir beldeye uğramış. Beraberinde birçok talebe ve halk olduğu halde bir ihtiyar ninenin yanından geçtiler. İhtiyar nine kalabalığı görünce oradaki birine,
“Bu kimdir, bu kalabalık nedir?” diye sordu.
Âlimin talebelerinden biri bunu duydu ve yaşlı nineye,
“Onu tanımıyor musun? O, Allah Teâlâ’nın varlığı hakkında bin bir tane delil ortaya koymuş bir âlimdir” diye cevap verdi. Nine gülerek,
“Eğer onun Allah’ın varlığı hakkında bin bir tane şüphesi olmasaydı bin bir tane delile ihtiyacı olmazdı. Ben yüce Allah’a delilsiz iman ediyorum” dedi.
Bu söz âlime ulaşınca çok hoşuna gitti, ellerini açıp,
“Allah’ım! Senden şu ihtiyar kadının imanı gibi iman ve kalp safiyeti istiyorum” diye dua etti. Sonra etrafındakilere,
“Benim gibi dininizi araştırın ama bu nine gibi de saf bir gönülle iman edin” tavsiyesinde bulundu.
YARATANIN KUDRETİ
Muhammed b.Mansur Tusi(kuddise sırruhu) şöyle anlatıyor:
Bir keresinde tavafta idim. Gördüm ki biri tavaf ederken ağlıyor ve şöyle diyordu:
“Ya Rabbi, kaybettiğim şeyi bana geri ver.” Ona, ”Neyi kaybettin?” diye sordum.
Şöyle anlattı:
“Yüce Hak ile hoş bir halim vardı. Bir keresinde çölde susuz kaldım. Bir cahil gibi kendi kendime şöyle dedim:” Tehlikeli günlerdir, çöldür. Bu kimsesiz yerde su da bulamam.” Böylece ölüp gitmekten korktum. Tam bu sırada bir bulut geldi. O kadar yağmur yağdı ki, “Şimdi boğulup öleceğim” dedim. Bütün bu görünenler ve düşünceler arasında baktım ki o hoş halim kaybolup gitmiş.”
Şeyhü’l İslam, bu durum üzerine şöyle dedi: “Bu ona bir cezadır. Bilmiyor ki yüce yaratanın kudreti karşısında yaz günleri ile kış günleri birdir.(alıntı)