Şahin Yaldızlı

Konya'da görev başındaki polise saygısızlık: Avukatlar karşı karşıya

Şahin Yaldızlı

Birçok meslek grubunda olduğu gibi polisler de çeşitli sorunlarla karşı karşıya. Bu sorunların başında elbette maddi meseleler geliyor. Ancak bugün size polislerin ekonomik sorunlarından söz etmeyeceğim.

Bugün daha önemli olduğunu düşündüğüm başka bir meseleye, polislerin yetkilerinin kısıtlanmasının ardından toplumdaki polis algısına ve daha da önemlisi, bu kısıtlamalar üzerinden adeta ahkam kesen, benim tabirimle “kendini bilmez” kişilerin tavırlarına değinmek istiyorum. 

Çünkü mesele yalnızca polisin yetkisi değil. Mesele, polisin toplumdaki caydırıcılığı ve kamu düzeninin sağlanmasındaki rolü.

Olayın adresi Meram 

Gelelim konumuza…  

Adres Konya’nın Meram ilçesi, Yenişehir Mahallesi, Şehit Göksel Doğan Caddesi. Tarih ise 10 Eylül Perşembe. 

Edindiğim bilgiler ve tarafıma ulaşan ihbarlar doğrultusunda, olayın gelişimini aktarmaya çalışacağım. Elbette burada amacım herhangi bir tarafı suçlamak ya da bir başka tarafı yüceltmek değil. Yazdıklarım, bana aktarılan bilgiler ve olayın taraflarından edindiğim izlenimler çerçevesindedir.

İddiaya göre, devriye görevinde bulunan iki polis memuru, araçlarını yasak alana park eden bazı gençleri uyarıyor.

Bu sırada Konya Barosu’na kayıtlı bir avukatın oğlu olduğu belirtilen A.Ö.’nün de aracını yasak alana park ettiği ve polis memurlarının görevleri gereği kendisini nazik bir şekilde uyardığı öne sürülüyor.

 Ancak iddiaya göre yapılan uyarı A.Ö.’nün tepkisine neden oluyor. A.Ö., polislere karşı çıkarak avukatını çağıracağını söylüyor ve babasını arıyor. Tam da burada benim asıl dikkat çekmek istediğim mesele ortaya çıkıyor.

“Senin avukatın varsa polisin de avukatı var”

Olayı gören ve Konya Barosu’na kayıtlı olduğu belirtilen H.B. ise yaşananlara anlam veremiyor. Polis memurlarının haksızlığa uğradığını düşündüğü için tepki gösteriyor ve A.Ö.’ye, “Senin avukatın varsa polisin de avukatı var.”  şeklinde karşılık veriyor. 

Ardından H.B.’nin yanında bulunan iki genç ile A.Ö. arasında sözlü tartışma yaşanıyor.
Çok geçmeden A.Ö.’nün babası, avukat Ö.Ö. de olay yerine geliyor. Kısa süreliğine yükselen tansiyonun ardından polis ekipleri tarafları polis merkezine götürüyor. 

Burada taraflar, olayın daha fazla büyümesi durumunda herkesin zarar görebileceğini değerlendirerek birbirlerinden şikâyetçi olmuyor ve konu karşılıklı olarak kapanıyor. 

Benim derdim kimseyi küçümsemek değil

Şimdi gelelim bu yazıyı neden kaleme aldığıma…

 Öncelikle şunu açıkça ifade etmek isterim: Bu yazının amacı herhangi bir kişiyi küçük düşürmek, bir başka kişiyi veya kurumu yüceltmek değildir. Bahsi geçen avukatları yakından tanırım. Aramızda abi-kardeş samimiyeti de vardır. Ancak gazetecilik mesleğinin bana yüklediği bir sorumluluk var. 

Duyduğumu teyit ettikten sonra yazmak benim boynumun borcudur. Benim asıl rahatsız olduğum nokta ise toplumda giderek yaygınlaştığını düşündüğüm bir anlayış. 

Polis görevini yaparken vatandaşın karşısında sürekli olarak “Ben seni şikayet ederim”, “Avukatımı çağırırım”, “Sana hesap sorarım” anlayışıyla karşılaşıyorsa burada hepimizin durup düşünmesi gerekiyor.

Elbette polis de kanunların üzerinde değildir. Elbette vatandaşın hakkını araması, hukuki yolları kullanması en doğal hakkıdır. Ancak hakkını aramak başka bir şeydir, görevini yapan kamu görevlisini itibarsızlaştırmaya veya sindirmeye çalışmak başka bir şey.

Vatandaş polisten çekinmezse ne olur?

Benim asıl endişem tam da burada başlıyor. Toplumda polise karşı bir “gevşeme” olduğunu gözlemliyorum. Vatandaşın polisten korkması gerektiğini söylemiyorum. Hatta korku üzerine kurulmuş bir toplum düzeninin doğru olduğunu da düşünmüyorum. 

Ama saygı ve caydırıcılık başka şeylerdir. Polisin karşısında vatandaşın “Bana ne yapabilir ki?” diye düşünmeye başladığı bir ortam, yalnızca polisin değil, toplumun güvenliği açısından da ciddi bir sorun oluşturabilir. Çünkü polis, devletin sokaktaki yüzüdür. Polisin otoritesi, yalnızca üniformasından değil; kanundan aldığı yetkiden ve toplumun bu yetkiye duyduğu saygıdan kaynaklanır.

Eğer görevini yapan polis memuru, daha uyarısını tamamlamadan karşısında “Avukatımı çağırırım” anlayışını görmeye başlarsa, burada yalnızca bir tartışmadan söz edemeyiz. Burada kamu otoritesinin toplumdaki algısını da tartışmak zorundayız. Polis hata yaparsa elbette hesap vermeli Burada önemli bir parantez açmak gerekiyor.
Polisi eleştirmeyelim, polis ne yaparsa doğrudur demiyorum.

Polis de hata yapabilir. Görevini kötüye kullanan, vatandaşa haksız davranan bir polis varsa elbette hukuk içerisinde bunun hesabı sorulmalıdır.

Ancak bunun yolu, görevini yapan her polis memurunu hedef almak veya onun otoritesini tartışmaya açmak değildir.

Bir polis memuru görevini yaparken, kanunların kendisine verdiği yetki çerçevesinde bir uyarıda bulunuyorsa vatandaşın da bu uyarıya uyması gerekir. Uygulamanın yanlış olduğunu düşünen kişi ise hukuki yollarla hakkını arayabilir. Bu kadar basit.

Bugün polise, yarın hepimize

Bugün yaşanan olay belki birkaç kişinin arasında yaşanan sıradan bir tartışma gibi görülebilir.
Ama ben böyle görmüyorum.

Çünkü mesele, iki polis memurunun iki vatandaşı uyarmasından çok daha büyük.

Mesele, toplumun güvenlik güçlerine bakışıdır.
Polis görevini yaparken toplumdan saygı görmeli. Vatandaş da polis karşısında haklarının korunduğunu bilmeli.
Bunun dengesi bozulursa ortaya sağlıklı bir kamu düzeni çıkmaz.

Bugün polise karşı oluşan küçük bir saygısızlığı görmezden gelirsek, yarın bunun çok daha büyük sorunlara dönüşmesi mümkün.

 Polis vatandaştan korkmamalı, vatandaş da polisten korkmamalı.

Ama ikisi de kanundan ve hukuktan çekinmeli.

Çünkü devlet düzeni ancak böyle ayakta kalır.
 

Yazarın Diğer Yazıları