HERKES CENNET'e GİRMEK İSTİYOR AMA.
Mehmet Bina
İnsan eğer ki 10 TL sadaka verecek olsa bu miktarı çok bulur ama 10 TL ile mağazadan bir şey almaya gitse alacak bir şey bulamaz. İnsan 10 dakika zikir edecek olsa bu zamanı çok bulur ama bir film veya maç olsa bir buçuk saatlik zaman onun için hemen geçiverir. Bir futbol maçının uzaması insanın hoşuna gider ama Cuma namazında hutbenin birkaç
dakika uzaması hiç de hoşuna gitmez. İnsan duyduğu dedikoduya hemen inanır ve kabullenir ama kesin doğru olduğunu bildiği bir şeyi inat ederek hemen kabullenmez. İnsan modayı her an takip eder ama Peygamber Efendimizin ( Sallallahü aleyhi vesellem) sünnetini bilmez veya bilse de uygulamaz. İnsan camide bir saat ibadet ederek vakit geçirecek olsa onun için zaman geçmek bilmez ama bilgisayar başındayken zaman onun için çabucak geçer. İnsan namaz kılarken, ibadet esnasında dünyevi konuları düşünmeyi sever ama normalde manevi şeyleri düşünmekten kaçınır. İnsana bir sureyi okumak zor gelir ama bir romanı okumak onun için kolaydır. İnsan konserde ilk sıralarda olmak için çaba sarf eder ama camide ilk sıralarda olmak için çaba sarf etmez. Aksine namazın sonunda hemen çıkıp gideyim diye son sıralarda olmak ister. Bir Ayet-i Kerime ya da Hadis-i Şerif ezberlemek insanın zoruna gider ama müzik listesi top 10da olan şarkıların hepsini ezbere bilir. İnsan İslami konuları dinlemeyi ve anlatmayı zor bulur ama dedikoduları dinlemeyi ve anlatmayı çok sever. İnsan Cennet’e gitmeyi ister ama hiçbir şey yapmadan..
DUA ÇOK ÖNEMLİ
Hasan-ı Basri hazretleri buyurur ki: “Dualarınız kabul olunmayacak diye korkmuyorum!
Sizin, dua edemez hâle gelmenizden korkuyorum! …”Duanın kabul olunmadığı zannıyla duayı terk etmek, şeytanın tuzağına düşmek demektir! mü’min, kendisinin apaçık bir düşmanı olan şeytana karşı, dua silâhını asla elinden bırakmamalı, gönlünden taşan samimî duaları dilinden düşürmemelidir! Dua, Rabbimiz ’in bir emri olması cihetiyle, mühim bir ibadet hükmündedir! Bir Hadis-i Şerif’te şöyle buyrulmuştur: “dua, ibadettir! İbadetin iliği ve özüdür!
Allah katında o’na dua etmekten daha kıymetli bir şey olamaz! Allah, kendisinden bir şey istemeyeni (dua etmeyi kendisine yediremeyeni) azaba uğratır!
Sıkıntı ve darlık zamanında duasının kabul olmasını isteyen kimse, bolluk ve rahatlık zamanında da duayı bol yapsın!
Rabb'iniz hayy ve Kerim’dir; bir kul, elini açınca onu boş bırakmaz! Kime ki dua kapıları açılmıştır, ona hikmet kapıları açılmış demektir! Dua, rahmet kapılarının anahtarı, mü’minin silâhı, dinin direği, göklerin ve yeryüzünün nurudur!” bu bakımdan
dua -kabul edilsin veya edilmesin, her hâlükârda mü’mine fayda sağlar! zira bazı dualar kabul edilerek kulun daha hayatında iken muradına ermesine vesile olur! Bazı dualara ise, pek çok hikmete binaen icabet edilmez! Bunun icabeti ise ahirete tehir edilerek, kulun uhrevî mükâfatlara ermesine vesile olur! ...Cenâb-ı hak, ilâhî hikmet tecellilerinden gönüllerimize hisseler nasip eylesin! Cümlemizi, dünyaya geliş ve ukbâya gidişin hikmetinde derinleşebilen Salih/Saliha müminlerden kılsın! (ont)
KULUN MAĞFİRETİNE VESİLE OLACAK BEŞ MÜNACAT
Allah-u Te'âlâ Mûsâ (Aleyhisselâm)a: "Benim falan yerde bir dostum vardı, git onun cenaze namazını kıl" diye vahyetti.
O da oraya varınca insanların onun hakkında kötü konuştuklarını ve onu bütün günahlarla vasıfladıklarını gördü.
Fakat Mûsâ (Aleyhisselâm) Rabbinin kendisine emretmiş olduğu şeyi yaptı. Sonra: "Ya Rabbi! İnsanlar bu kulunu şöyle şöyle kötülüklerle niteliyorlar" deyince Rabbü'l-İzzeti ve'l- Celal Hazretleri: "Doğru söylediler. Lakin o bana beş kelimeyle münacatta bulundu, ben de onu bağışladım" buyurdu.
Bunun üzerine Mûsâ (Aleyhisselâm)
"Ya Rabbi! Nasıl münacatta bulundu" diye sorunca Allah-u Te'âlâ: "O Bana: 'Ya Rabbi! -sen biliyorsun ki ben Salih biri değilsem de salihleri severim, sen biliyorsun ki ben fasık biri isem de fasıkları sevmem.
Ya Rabbİ! -Ben, cennete girmenin Senin mülküne bir şey katacağını bilmiş olsam, senden cennet istemem.
Cehennemden kurtuluşun senin mülkünden bir şey eksilteceğini bilsem, senden kurtuluş istemem.
Ya Rabbi! Sen bana merhamet etmezsen ya kim bana acıyacak?' dedi. Ben de ona rahmet ettim.
Ey Mûsâ! Bu kelimeleri konuşmuş olan birini mahrum olarak reddetmem, benim keremime yakışır mıydı?!"
Buyurdu. (Ebu'l-fedâ Muhammed Ârif, Dü'âü's-sâlihîn, sh:172)