Mehmet Bina

İNSANIN YARATICISINA KARŞI SEVGİSİ NASIL OLMALI?

Mehmet Bina

Ebu Talip Mekkî (r.a) anlatıyor: Allah Teala’ ya âşık bir veli vardı, bütün malını mülkünü ve canını Allah yoluna adamıştı.

Her nesi varsa Allah için harcıyor, geride hiçbir şey bırakmıyordu. Kendisine:

“Senin bu muhabbetinin sebebi nedir? Diye sorulduğunda;

“İki insan gördüm aralarında konuşuyorlardı. Onlardan işittiğim sözler, beni bu hale sevk etti” dedi. Tanıdıkları: “Ne işittin?” diye sordular.

Aşık şunları anlattı:

“Sevdiğiyle baş başa kalan birisi sevgilisine: Allah’a yemin ederim ki, ben seni bütün kalbimle seviyorum, sen ise benden yüz çeviriyorsun..” dedi.

Bunun üzerine sevgilisi:

“ Beni gerçekten seviyorsan, benim için ne vereceksin? Diye sordu. O da:

“Sahip olduğum bütün malımı mülkümü sana veririm. Ayrıca son nefesime kadar da hizmetinde bulunur, kendimi sana feda ederim.” dedi. İşte o zaman ben:

“Bir insan kendisi gibi bir insanı bu kadar sever ve her şeyini onun hizmetine feda ederse, ya bir kulun yüce yaratıcısına ve Mabuduna karşı sevgisi nasıl olmalı?” diye düşündüm..

Ve ben de her şeyimi yüce Allah’a feda ettim…

İBADETLERİMİZİN KEYFİYETİ,

aynı zamanda kalbimizin mânevî grafiği gibidir! Kendimizi bu hususta sık sık kontrol etmeliyiz! Meselâ; Namaz, ne kadar huşûya/Allah korkusuna, yüksek bir edep ve hürmete sevk ediyor!

Fahşâ ve münkerden, haram ve kerahetlerden neyse kadar alıkoyuyor?

Namazın kadr ü kıymetini ne kadar idrak edebiliyoruz?

Cenâb-ı Hakk’a secde edebilme nimetinin ne kadar şükrü içindeyiz?

Oruç, bizi ne kadar takvaya sevk ediyor?

Merhamet ve şefkatimizi artırıyor mu?

Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerini tefekküre vesile olup şükür duygularımızı geliştiriyor mu?

Bizi dedikodulardan, boş lâflardan, malayani ile iştigalden koruyor mu?

Zekât, infak, sadaka verirken seviniyor muyuz?

Yoksa 'malım azaldı!' diye hayıflanıyor muyuz?

Cenâb-ı Hakk’ın bize mülkü bir imtihan olarak verdiğini malı azaltıp çoğaltmasının da o(c.c.)'nun bir imtihanı olduğunu düşünebiliyor muyuz? Hac ibadeti bizi fısk (Hak yoldan çıkıp her türlü günahı işlemeyi huy hâline getirme!), cidal(sözle mücadele, kavga, çekişme), refes (üstü kapalı söylenmesi gereken şeyi açık söylemek!)'ten koruyup bir kefen iklimine götürüyor mu?

Hayat boyu şeytanın peşimizde olduğu idraki içinde Salih amellere gayret ederek ne kadar şeytanı taşlayabiliyoruz?

Ameli Salihlerimizle, nefis ve şeytanın şerrinden Cenâb-ı hakk'a ne kadar sığınabiliyoruz? bir din kardeşimizin derdiyle alâkadar olmak, bize külfet mi getiriyor, rahmet mi?

İşte bütün bunlar, Cenâb-ı hakk’a yakınlık ve muhabbetimizin seviyesini gösteren bir ayna hükmündedir!

BEŞ ŞEYİ YAP SONRA DİLEDİĞİN GÜNAHI İŞLE.

Bir kişi, Hz. Hüseyin’in huzuruna gelerek: “Ben günahkâr bir kimseyim, kendimi günah işlemekten alamıyorum, bana nasihat et” dedi. İmam (a.s) şöyle buyurdu:

“Beş şeyi yap sonra dilediğin günahı işle:

a) Allah’ın rızkını yeme, istediğin günahı işle.

b) Allah’ın mülkünden ve hâkimiyeti altından dışarı çık, istediğini yap.

c) Allah-u Teala’nın seni göremeyeceği bir yer bul, ne yapmak istersen yap.

d) Azrail canını almaya geldiği zaman teslim olma, o zaman gönlünün istediğini yap.

e) Kıyamet günü cennetin maliki seni cehenneme götürmek istediğinde cehenneme gitme, ondan sonra arzuladığın işi yap.

Yazarın Diğer Yazıları