Mehmet Bina

KİŞİ SEVDİĞİ İLE BERABERDİR. 

Mehmet Bina

Kim kimi dost edinirse, o dostuyla haşır olunur.
Hadis-i Şerif’te ne buyruldu?
- El mer’ü mea men ehabbe. (Dünyada kimi seversen, ahirette onunla beraber olursun.) Dünyada kimi seversen ahirette de onun bulunduğu yerde onunla birlikte olursun. Hayrihi ve şerrihi… (Hayır da ve şerde... Yani Cennette ve Cehennemde) Hak teala Tur Dağı’nda Musa Aleyhisselam’a ferman buyurdu;
- Ya Musa, benim için ne işledin?
Musa Aleyhisselam; “Ya Rabbi, senin için namaz kıldım, oruç tuttum, zekât verdim, zikrettim.” dedi.
Yüce Hak;
- Ya Musa, bunlar senin kulluk vazifendi. Bunların faydası sanadır. 
Benim için ne yaptın?
Musa Aleyhisselam cevap veremeyince, Allahu Azimüşşan kendi sualine kendisi cevap verdi:
- “Hubb-i fillah ve buğd-i fillah”a uydun mu? (Sırf benim için dostlarımı sevip, düşmanlarıma düşmanlık ettin mi?)
“Allah’ın dostlarını dost, düşmanlarını düşman bellemek” böylece her Müslümana farz kılındı…
Hadis-i şerifte ifade edilen sevgi, Allah için sevmek anlamındadır. Peygamberlerle, velilerle cennette beraber olabilmek için insanları teşvik amaçlıdır. Bir kimse cehenneme gitse de mümin ise tekrar çıkacak ve cennette sevdikleri ile birlikte olacaktır. İmansız kimseye beslenen sevgi ise, batıl bir sevgi olduğundan hadisin kapsamına girmez.
Hadis, müminleri hem Allah rızası doğrultusunda yaşamaya hem de Allah rızası dairesinde yaşayanları sevmeye davet etmektedir.
Kişi, burada da orada da hep sevdikleriyle beraberdir. Öyle ise, nebilerle, sıddîklerle, şehitlerle beraber olmak isteyen, evvela onları sevmelidir ki, orada onlarla beraber olabilsin. Veya başka bir ifadeyle, ahirette nebilerle, sıddîklerle, şehitlerle beraber olacak olanlar, burada iken onları sevip maiyetlerinde bulunanlardır. Kötülükleri temsil edenler için de yine aynı hadisin hükmü ve mânâsı geçerlidir.
İşte tek cümlelik bir Hadis, böyle binlerce mana ve ifadeyi hem de bu derece veciz bir şekilde ifade etmektedir ki; böyle bir söz söylemek ancak vahye, ilhama açık bir Fetanetin (asm) kârı olabilir.
Nuayman, bazen içki içiyor ve Allah Resulü de ona hadd-i şer'îyi tatbik ediyordu. Yaptığı bu şey bir günahtı. Dolayısıyla da sahabeden biri, ona kınayıcı bir söz sarf edince, Allah Resûlü, kaşlarını çattı ve:
"Kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayın. Allah'a yemin ederim o, Allah ve Resûlü'nü sever." (Buhârî, Hudûd, 4, 5) buyurdu.
Allah ve Resûlü (asm)'nü sevme, onlarla beraber olmayı netice vereceğinden, böyle bir insan, her ne kadar günah da işlese, kötü söze muhatap olmaya müstahak değildir; çünkü o Allah ve Resûlü'nü sevmektedir... Bu sevgi ise farzlarını yapan, büyük günahlardan kaçınan birisi için Resûlullah (asm) ile beraber bulunmaya yeter. Zira kişi sevdiğiyle beraberdir...
ASR-I SAADETİN ÖNEMİ.
Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselamın yaşadığı döneme “Asr-ı saadet” denir. “Asr-ı saadet”, tarih boyunca, kıyamete kadar insanlığın üzerinden geçen en şerefli ve en kıymetli zamandır. Bundan sonra gelen “Hulefâ-i râşidin devri” de kıymetli bir zaman dilimidir. İslâm dininin başlangıcındaki ilk iki asrın kıymetli olduğu da Hadis-i şerifle bildirilmiştir...
Bir zat Abdullah ibni Mübarek hazretlerine, "Muaviye mi daha fazilet sahibi yoksa Ömer bin Abdülaziz mi?" diye sordu. Ona buyurdu ki: "Resulullah'ın yanında giderken, Hazret-i Muaviye’nin bindiği atın burnuna giren toz, Ömer bin Abdülaziz’den birkaç kere daha hayırlıdır."
Resulullah efendimiz de buyurdu ki:
"En iyi, en hayırlı insanlar benim asrımda bulunan Müslümanlar [Eshab-ı kiram]dır. Onlardan sonra en iyileri, onlardan sonra gelenler [Tabiin]dir. Onlardan sonra da en iyiler onlardan sonra gelenler [Tebe-i tabiin]dir. Onlardan sonra gelenlerde yalanlar yayılır. Bunların sözlerine, işlerine inanmayın.) [Buhari]
Bu üç asırdan sonrakiler, bunlardan nakil yapmadıkça onlara itibar edilmez.
Resulullah efendimiz yine buyurdu ki:
"Her asır, önceki asırdan daha bozuk olur. Böylece kıyamete kadar hep bozulur." [Hadika]
Asr-ı saâdette ve sahabe devrinde Peygamber efendimizin sünnet-i seniyyesine uymakta büyük bir titizlik gösterilirdi. Tâbiîn ve Tebe-i tâbiîn devrinde de böyleydi. Sonra dinde gevşeklik ve dünyaya meyletmeler başladı. “Asr-ı saadet”in değerini büyük velilerden Somuncu Baba'nın şu menkıbesi ne de güzel anlatmaktadır...
Somuncu Baba, Bursa'da "halk içinde Hak ile olmaya" gayret eden bir Allah adamıdır. Merkebiyle dağdan odun getirir, onunla kendi yaptığı fırında ekmek pişirirdi. Yani somun satarak geçimini sağlardı. Mübareğin pişirdiği ekmeğin lezzetine doyum olmazdı... Bursa sokaklarında sırtında ekmek küfesiyle dolaşırken şöyle bağırırdı:
-Somuun, müminler somuuun... Tazeler 20 para bayatlar 40 para... Bir gün yine bu sözleri tekrarlayarak ilerliyordu ki bir gencin dikkatini çekti ve sordu:
-Somuncu Baba, bunda bir yanlışlık yok mu? Hiç bayat ekmek tazesinden pahalı olur mu?
Mübarek zat, o gence unutamayacağı şu cevabı verdi:
-Yok evlat yok! Ben bu sözleri yanlışlıkla söylemiyorum. Bayat ekmekleri dün pişirdim. Onlar Asr-ı saâdete, yani Peygamber efendimizin bulunduğu asra tazelerden bir gün daha yakın. İşte kıymetleri oradan geliyor...

Yazarın Diğer Yazıları