Mehmet Bina

NİYETLERİMİZE GÖRE

Mehmet Bina

Bir gün Yûsuf-i Bahirânî isminde bir zat kendi kendine;
“Bâyezîd-i Bistâmî’nin yanına gideyim. Eğer, açıktan bir keramet gösterirse veli olduğunu kabul edeyim. Böylece onu imtihan etmiş olayım.” diye düşündü. Bu düşünce ile Bâyezîd-i Bistâmî’nin bulunduğu yere geldi. Bâyezîd-i Bistâmî onu görünce buyurdu ki; “Biz kerametlerimizi, talebelerimizden Ebû Saîd Râî’ye havâle ettik. Sen ona git.”
Bu kimse gidip, Ebû Saîd Râî’yi sahrada buldu. Kendisi namaz kılıyor, koyunlarına da, kurtlar bekçilik ediyordu. Namaz bitince, gelen kimse kendisinden taze üzüm istedi. Oralarda üzüm bulunmazdı ve zamanı da değildi. Ebû Saîd Râî, asasını ikiye bölüp, bir parçasını gelen kimsenin tarafına, diğer kısmını da kendi tarafına dikti. Allahü teâlânın izni ile hemen o parçalar asma oldu ve taze üzüm verdi. Fakat Ebû Saîd tarafında bulunan üzümler beyaz, gelen kimsenin tarafında bulunan üzümler siyah idi. O kimse, üzümlerin renklerinin farklı olmasının sebebini sordu.
Ebû Saîd Râî;
“Ben, Allahü teâlâdan, yakin yolu ile istedim. Sen ise imtihan yolu ile istedin. Dolayısıyla, renkleri de niyetlerimize uygun olarak meydana geldi.” buyurdu ve o kimseye bir kilim hediye edip, kaybetmemesini tembih etti.
O kimse kilimi alıp, hacca gitti. Fakat kilimi, Arafat’da kaybetti. Çok aradı ise de bulamadı. Hac dönüşünde, Bistâm’a, Bâyezîd hazretlerinin yanına uğradı. Baktı ki kaybettiği kilim, Bâyezîd-i Bistâmî’nin önünde duruyor. Bu hâdiselere şahit olduktan sonra, böyle yüce bir zattan, keramet istediğine çok pişman oldu. Tövbe ve istiğfar edip, Bâyezîd-i Bistâmî’nin talebeleri arasına katıldı. (Kaynak: Evliyalar Ansiklopedisi, İhlâs Yayınları)
BEREKETİ VARMI...                  
Benî İsrail zamanında Salih bir kimsenin üç tane oğlu varmış. Bir gün o zat ağır hastalanır ve artık hayatından Ümit kesilince büyük oğlu, küçük kardeşlerini çağırır ve:
– Ey kardeşlerim, pederimizin epeyce malı var. Fakat bugün kendisinin hizmeti ise ağırdır. İsterseniz sizler malına varis olun ve hizmetini bana bırakın, isterseniz malı bana verin hizmetini sizler yapın, der.
Kardeşleri malı almayı tercih ederler. Babalarının hizmetini büyük biraderlerine bırakırlar. Büyük kardeşleri Salih bir kimse olduğu için pederinin hizmetini kendisine nimet, ganimet ve ibadet bilir. Vefatına kadar bu hizmeti yapar. Fakat ailesinin bu işe hiç gönlü razı olmaz ve malı almadığı için O’nunla münakaşa eder. O ise ailesine:
– Ey hatun, ben babama miras için hizmet etmiyorum. Ancak Allah rızası için hizmet edip hayır duasını almak istiyorum. Hayır sizin bildiğinizin hilafınadır. Bir kimsenin dünya dolusu malı olsa da bereketi olmasa, onda hayır yoktur. Hayır ancak berekettedir, der.
Babasına hizmette hiç gurur etmeden devam eder.Bir gece rüyasında kendisine şöyle derler:
– Git, filan yerde yüz akçe vardır. Onu al nafaka yap.
– Onda bereket var mıdır? – Hayır yoktur.
– Bereket olmayan şey bana lâzım değildir, der.
Bu hali ailesine söyleyince, kadın yine almadığı için O’nunla münakaşa eder. Ertesi gece rüyasında yine, «Filan yerde 10 akçe vardır, git al.» denilir. O yine bereket olup olmadığını sorar. Bereket olmadığını anlayınca yine almaz.

Yazarın Diğer Yazıları