REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
NEYİN VAR EY KİŞİ.
Kurtubi Tefsirinde nakledildiğine göre, sahabelerden biri Nebiler Sultanının mübarek huzurlarında hep kederli görünürlerdi.. Yüzünde ızdırap çizgilerinin izleri vardı.. Bir gün Allah’ın Peygamberi o sahabeye dediler ki: Seni hep üzüntü ve keder içinde görüyorum. Neyin var? Seni bu derece üzen şey ne ola? Gerçekten o sahabe pek kederliydi. Can kuşu ten kafesinde çırpınıp durmaktaydı.. Birden gözleri buğulandı, dudakları acı ile büzüldü. Dili düğüm düğüm oldu da tek kelime söyleyecek takati kendinde bulamadı. Ne var ki, şefkat ve merhametin ve en güzel huyun sahibi Cenab-ı Peygamber (Sallallahû Aleyhi ve Sellem), onun yanık yüreğine bir damla inayet suyu serpti: Ey Allah’ın kulu, dedi, bana açamadığın derdini başka hiç kimseye açmak imkânın olmaz… Benim indimde ayıplanıp kusurlu görülmezsin. Seni bu hale sokan derdini bana anlat ki, deva olayım!.
O iki Cihanın Saadet Güneşi, o herkesin imdadına yetişen Rahmet Peygamber demirin gönlündeki pası bile giderirdi. Kaldı ki bir insanın derdine deva olmasın…
Biraz cesaret bulan sahabenin dilindeki düğüm birden açıldı. Ah ve enin ederek anlatmaya başladı: Ey Allah’ın Rasulü, ey kokusu hoş Nebi!. Allah beni sana feda kılsın… Benim öyle bir günahım vardır ki, bunu hatırladıkça üzüntüye gark oluyorum. Öyle zannediyorum ki, Rabbi Kerîmimin huzurunda bu günahın hesabını veremeyeceğim! Kâinatın Efendisi, ümit dalları kurumuş gibi görünen bu sahabeye teselli etti ve dedi ki: Sen günahının ne olduğunu anlat!.. O sahabe, iki gözleri iki çeşme halinde şöyle anlattı:
Ey Allah’ın Rasulü, İslam’dan önceki cehalet devrinde ben de kızlarını öldüren bedbahtlardan biriydim. O korkunç günler bir kâbus gibi beni de sarıvermişti. En son olarak tek kızım kalmıştı. Annesi: Ey efendi, diyordu, bu işve fidanıma kıyma!.. Böyle bir gülü dalından koparmak reva mıdır?
Onun yalvarışları karşısında ben de tek kızımı öldürmekten vazgeçmiştim..
Ne var ki, kızım da günden güne büyüyor, gittikçe güzelleşiyordu. Öyle bir yüzü vardı ki, sanki nar çiçeğine benzemedeydi. Allah’ın Kudret eli ona canlar yakan bir güzellik vermişti. Beni bir namus gayretidir aldı. Cehalet damarım alev seli halinde köpürdü, akıl ve idrak aynası çatladı: Onu diyordum, bir başkasının evine bir başka adama nasıl verebilirim?
Büyüyüp serpilen, servi gibi nazla salınan kızımın evde beklemesini istemediğim gibi, kocaya verip de bir başkasına terk etmeyi de hazmedemiyordum. Hâsılı, kanlı cehalet beni zehir pençesinde nefes nefes sıkıyordu. Âdem evlatlarının ezeli düşmanı şeytan da sahnedeydi, meydanlarda zıpzıp oynuyor, beni durmadan dürtüyordu.
Vah sana!.. Sen nasıl bir adamsın. Sende hiç namus gayreti yok mu? Nihayet lanetli İblis galebe çaldı. Aileme:
Ey iyi hatun, dedim, şu köydeki akrabamı ziyarete gideceğim, kızımızı da giydirip süsle, onu da beraber götürmek istiyorum!