Rehber Bİlgileri
Mehmet Bina
Varsa göstersin!” dedi. Filozof, şaşırarak, “Başımda acı var ama gösteremem” dedi. Şems-i Tebrizi de, İşte bu acı gibi, ALLAH Teälä da vardır, fakat kafa gözü ile görülmez, o ancak akılla bilinir, kalple tanınır, ruhla sevilir, ahirette nurla görülür” dedi. Şems-i Tebrizi ikinci soruya verdiği cevabı şöyle açıkladı: “Bu adam, sizler “şeytan ateşle yaratıldı, ahirette ateşe atılacak ve ateşle azap görecek`diyorsunuz; ateş ateşe ne zarar verir ki ?`dedi. Bende topraktan yaratılan bu insana topraktan yapılmış bir kerpiçle vurdum. Ona, `Bak toprak toprağa nasıl acı veriyor, biraz daha hızlı vursaydım öldürürdü, demek ki ateş ateşe azap eder demek istedim` dedi. Şems-i Tebrizi (k.s) üçüncü sorunun cevabını şöyle açıkladı: “Bu adam bana, `Bırakın insanlar dünyada herkes istediğini yapsın, niçin ahirette mahkeme, hesap ve ceza var?” dedi. Ben de onun başına vurmak istedim ve vurdum. O niçin hemen mahkemeye koştu? Ben ona şunu demek istedim: “Bu dünyada herkes istediğini yaparsa âlemi zulüm kaplar. Kendisine zulüm yapılan çok insan var ki zayıftır, zalimden hakkını alamaz. Herkes mahkeme bulamaz. İşte ALLAH ahirette mahkeme kurup herkese yaptığının hesabını soracak, zalimden mazlumun hakkını alacak, gereken cezayı verecek ve adalet yerini bulacak” dedim. Felsefeci bu güzel cevaplar karşısında hayret etti, mahcup oldu, söz söyleyemez hale düştü. Hâkime dönüp, “Ben sorduğum soruların cevaplarını şimdi anladım” dedi.”
Peygamberimiz’in (sav) vefatından sonra, Hz. Fatma, ahiret hazırlığını daha ciddi bir şekilde yapmaya başlamıştı. O her haliyle “yolcu” olduğunu belli ediyor ve hazırlığını ebedî âleme göre yapıyordu. Peygamber Efendimiz’in (sav) vefatının üzerinden altı ay geçmişti ki Hz. Fatıma (ra) validemiz hastalandı. Halife Hz. Ebû Bekir’in (ra) hanımı, büyük sahabe Hz. Esmâ (ra) ziyaretine gelmişti. Konuşurlarken Hz. Fâtma annemiz günlerdir kalbini huzursuz eden bir hususu açmak istedi. Hz. Esmâ; “Ya Fâtma, seni üzen şey nedir, söyle de Ebû Bekir’i haberdar edeyim, bir çare bulsun.” dedi. O iffet ve fazilet timsali, o hayâ örneği, o nezahet membaı Hz. Fatıma’nın (ra) son demlerinde kalbini dilhûn eden (yaralayan) şey elbette mühimdi. Bakınız o peygamber neslinin son çiçeği ne istiyordu: “Ya Esma, beni günlerdir düşündüren şey, vefatımdan sonra üzerine konarak götürüleceğim tabutun şeklidir. Çünkü bu tabutlar dümdüz tahtadan ibarettir. Bu tabuta konan cesede, bir kilim örtülmekte ise de, cesede yapışan örtü mevtanın vücudunu belli ediyor. Bakanlar cesedin iriliğini, ufaklığını anlıyorlar. Benim cesedimin de namahreme böyle görülmesini istemiyorum. Kalbimi huzursuz eden, şimdiden üzüntüsünü çektiğim şey budur.” Hz. Fatıma (ra) validemizdeki hassasiyete bakınız ki, vefatından sonraki durumu düşünmektedir. Zaten kefenlenmesine, kefenin üzerine kilim örtülmesine rağmen, o vücudunun ana yapısının belli olmasından rahatsızlık duymaktadır. (Devam Edecek)