Mehmet Bina

REHBER BİLGİLERİ

Mehmet Bina

YA AHİRET VARSA
Öldükten sonra tekrar dirilmeyi, ahiretteki hesabı, cenneti ve cehennemi inkâr eden bir adam Hz. Ali’ye (radıyallahu anh) geldi ve şöyle dedi:
“Ya Ali, siz Müslümanlar ölüme ve ölüm ötesine inanıyorsunuz; biz ise inanmıyoruz. Siz cehennemden kurtulmak, cennete girmek için bir sürü ibadet ediyor, mal harcıyor, zahmete giriyorsunuz. Bu zahmete değer mi? Hem ölümden sonra tekrar dirilmenin olacağı ne malum?”
Hz. Ali adamı sükûnetle dinledi, sonra ona şu cevabı verdi:
“evet, ölümden sonra dirilmek, hesaba çekilmek, cennete veya cehenneme girmek ya senin dediğin gibi yoktur ya da bizim dediğimiz gibi vardır. Önce senin dediğinin doğru olduğunu düşünelim. Ölümden sonra ahiret hayatı yoksa seninle biz aynı durumdayız. Sana da yok bize de yok. Bu arada bizim yüce Allah için kıldığımız namazların, yaptığımız ibadetlerin, hayır ve iyiliklerin, güzel ahlakın, verdiğimiz zekât ve sadakaların bize bir zararı olmaz. Ama ya ahiret varsa, bizim dediğimiz doğru çıkarsa, senin halin nice olur?”
Adam biraz durdu, düşündü ve sonra,
“Vallahi, her iki durumda da siz kazançlısınız. Ahiret, cennet ve cehennem varsa vay bizim halimize! Yolunu öğret, ben de Müslüman olacağım” dedi ve Müslüman oldu
ŞÂHİD OLARAK ALLAH YETER
Rasûlullâh(s.a.v.), Benî Îsrâîl'den bir zatın şu güzel hâlini anlattı. O kişi, birisinden bin dinar borç istemişti. Kendisinden borç talep edilen kimse:
"Bana şahitlerini getir, onların huzurunda vereyim, şahit olsunlar! "dedi. İsteyen ise:
"şâhid olarak Allah yeter! " dedi. 
Borç verecek olan kimse:
" Öyleyse bana kefil getir." dedi. 
Borç isteyen kişi:
"Kefil olarak da Allah yeter! " dedi. 
Borç verecek olan şahıs:
"Doğru söyledin! "dedi ve belli bir vâde ile parayı ona verdi. 
Adam deniz yolculuğuna çıktı ve ihtiyacını gördü. Sonra borcunu vadesi içinde ödemek maksadıyla geri dönmek üzere bir gemi aradı, ama bulamadı. Çaresizlik içinde bir odun parçası alıp içini oydu. Bin dinarı, sahibine hitâb eden bir mektupla birlikte oyuğa yerleştirdi. Sonra oyuğun ağzını kapayıp düzledi. Deniz kıyısına gelip:
"ey Allâh'ım! Biliyorsun ki, ben falandan bin dinar borç almıştım. Benden şahit istediğinde ben; "şahit olarak Allah yeter! "demiştim. O da sâhit olarak sana razı olmuştu. benden kefil isteyince de; "kefil olarak Allah yeter" demiştim. 
o da kefil olarak sana razı olmuştu. ben ise şimdi, bir gemi bulmak için gayret ettim, ama bulamadım. onu sana emanet ediyorum! " dedi ve odun parçasını denize attı. 
Odun, denizde yüzüp giderek gözden kayboldu. Bundan sonra adamcağız, oradan ayrılıp, kendini götürecek bir gemi aramaya devam etti.
Bu arada borç veren kimse de, parasını getirecek gemiyi beklemekteydi. Gemi yoktu ama, içinde parası bulunan odun parçasını gördü. Onu evine odun yapmak üzere aldı. (Testere ile) parçalayınca para ve mektupla karşılaştı. 
Bir müddet sonra borç alan kimse de  (bir gemi buldu ve memleketine) döndü. 
(Odun parçası içinde gönderdiği parayı almamış olabileceği ihtimali ile derhâl) bin dinarla borç aldığı adamın yanına geldi:
" Paranı getirmek için aralıksız gemi aradım. Ancak beni getiren bu gemiden daha önce gelen bir gemi bulamadım. "dedi. Alacaklı:
" Sen bana bir şeyler göndermiş miydin? "diye sordu. 
"Ben sana, daha önce bir gemi bulamadığımı söyledim. "dedi. Alacaklı:
"Allah Teâlâ, odun parçası içerisinde gönderdiğin parayı senin yerine (bana) ödedi (yâni ihlâsın mukabili cenâb-ı hak sana kefil olarak bana ulaştırdı. Dolayısıyla şimdi getirdiğin bin dinar da sana kaldı. bu vesileyle huzur içinde) bin dinarına kavuşmuş olarak dön! "dedi. Allah bir şeye kefil olursa imkânsız gibi görünen şeyler dahi kolayca husule gelir. kula düşen, o'na tevekkül'de ihlâs ve samimiyet!. ..

Yazarın Diğer Yazıları