REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
İNSANIN İÇYAPISINDA İKİ ZIT KUTUP VARDIR
İnsanın içyapısında biri hayrı ve takvayı, diğeri şerri ve isyanı emreden iki zıt kutup vardır.
Herkes, bir ömür bu iki zıt kutbun çatışmalarıyla hâl ve gidişatına istikamet vermektedir. Hazret-i Mevlânâ der ki :
" ey hak yolcusu! Gerçeği öğrenmek istiyorsan; Musa’da, firavun'da ölmediler; bugün senin içinde yaşıyorlar,
senin gönlünde savaşlarına devam ediyorlar! "
Nefis firavununu yenmek için gönüller MUSA hâline gelmelidir! Çünkü gönül Musa olursa, nefis firavununu bir asa darbesiyle alt eder!. ..Bu da Hak dostlarının manevi terbiyesi ile gerçekleşecek bir kıvamdır!cenab-ı Hak,
cümlemize bu manevi yolun füyûzâtından istifade etmeyi nasip eylesin! Kazançlarımıza haram ve şüphe bulaştırmasın! Şahsiyetimizi Kur'ân ve Hazret-i peygamber (s.a.v.) ahlâkıyla inşa etmeye muvaffak kılsın! fayda veren ilimlerle bizleri şuurlandırsın!
DİNİMİZE GÖRE RIZKI HELALİNDEN KAZANMANIN ÖNEMİ
Bir gün Efendimizin yanına, Medineli Müslümanlardan fakir bir adam geldi ve yiyecek bir şeyler istedi. Allah Resûlü ona:“-Senin evinde hiç eşya yok mu?” diye sordu.
Adam :“-Var” dedi. “Bir kısmıyla örtündüğümüz, bir kısmını yere serdiğimiz bir çul ve bir de su kabımız var.”
Resûl-i Ekrem:
“-Onları bana getir!” buyurdu.
Adam çul ile su kabını getirdi. Peygamber Efendimiz onları eline aldı ve etrafındakilere:
“Bunları kim satın almak ister?” diye seslendi. Ashaptan biri, bir dirheme alabileceğini söyledi. Hazret-i Peygamber:
“Artıran yok mu?” diye birkaç defa seslendi ve iki dirhem veren bir sahâbîye onları sattı. Parayı fakir sahâbîye uzatarak:
“Bunun bir dirhemiyle ailene yiyecek al. Kalan parayla da bir balta satın alıp bana gel!” buyurdu. Adamın getirdiği baltaya, Efendimiz kendi elleriyle bir sap taktı ve ona şunları söyledi:
“Haydi, şimdi git; bununla odun kes ve sat! On beş gün çalış; ondan sonra yanıma gel!”
Fakir adam on beş gün sonra Efendimizin yanına geldi. On dirhem kazanmış, bu parayla kendine ve ailesine elbise ve yiyecek almıştı. Peygamber Efendimiz buna çok sevindi ve şunları söyledi:
“Dilenciliğin, kıyâmet günü yüzünde bir leke gibi görünmesindense, böylesi senin için daha hayırlıdır…” (Ebû Dâvûd, Zekat; 261641; İbn-i Mâce, Ticârât, 25
SİZİN EFENDİNİZ KİM?
Câfer-i Sâdık insanları tevazu sahibi olmaya teşvik eder, bencil davranıp büyüklenenleri de ikaz ederdi. Nitekim bir gün bir kabileye rastlamıştı:
“-Sizin efendiniz kim?” diye sordu. İçlerinden biri:
“-Ben!” dedi.
Hazret bu cevaptan hoşlanmadı ve onu ikaz ederek:
“-Eğer sen bunların efendisi olsaydın; ‘Ben’ demezdin! (Onların hizmetkârı olduğunu söylerdin.)” buyurdu. (Hânî, el-Hadâik, s. 132)
Çünkü enâniyet/benlik, gerçek efendiliğe manidir.
Câfer-i Sâdık Hazretleri, hiçbir zaman riyasete, yani insanlara baş olmaya da heves etmemiş, daima uzleti ve sükûtu tercih etmiştir. Zira mârifetullah deryasına dalan kişi, sahillere tamah etmez. Cenâb-ı Hak ile ünsiyet kuran kişi, insanların medh ü senasına değer vermez.