REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
Sonra birden «Yâ Allah!» diye haykırdı ve arkadaşının hayret ve şaşkınlık dolu bakışları arasında 215 okkalık (yaklaşık 276 kiloluk) mermiyi kavrayıp kaldırdı. Demir basamakları üç kez inip çıktı. Göğüs ve omuz kemiklerinin çatırtıları duyuluyordu. Koca Seyit, bir taraftan sel gibi ter dökerken diğer taraftan da çatlamış dudaklarıyla:
“Allâh’ım! Benden kuvvetini esirgeme!” duâsına devâm ediyordu.
Nihâyet topun ağzına sürdüğü meşhur üçüncü mermiyle savaşın kaderi değişti. İngilizler’in “Oşın”(Ocean) isimli zırhlı gemisi vurulmuş ve denizin üzeri cehennemî bir aleve bürünmüştü.
Hâdiseyi öğrenip Cenâb-ı Hakk’a şükreden Cevat Paşa, Koca Seyit’i tebrîk ederken ondan aynı ağırlıkta bir başka mermiyi tekrar kaldırmasını istedi. Koca Seyyid ise, şu cevâbı verdi:
“–Paşam! Ben bu mermiyi kaldırırken gönlüm Allah’ın feyziyle dopdolu ve te’yîd-i ilâhîye mazhar idi. Kendimde bir başkalık hissetmekteydim. Cenâb-ı Hakk’a yaptığım duaların mukabilinde O’nun nusret ve inayeti tecelli etmişti. Bu, o ana mahsustur. Şimdi kaldıramam kumandanım; mâzur görün!..”
Seyit’in bu sözleri üzerine Cevat Paşa:
“–Evlâdım! Büyük bir iş başardın. Bir mükafat iste benden?” dedi.
Allâh’a kulluktan başka her şeyi gönlünden silmiş olan fedâkâr yiğit, rûhundaki ikinci kahramanlığı da şu sözleriyle sergiledi:
“–Kumandanım! Hiçbir talebim yoktur; lâkin ben pehlivan yapılı olduğumdan günde bir somun yetmiyor. Düşman karşısında daha güçlü olmam için emretseniz de bana iki somun verseler!..”
Bu isteğe tebessüm eden Cevat Paşa, onu onbaşılıkla mükâfatlandırdı.
İhlâs ve samimiyetim ifâdesi
Akşam olup herkese bir, Seyit Onbaşı’ya ise iki somun verildiğinde, büyük iman kahramanının gönlü buna râzı olmadı. Yiyecek kıtlığının hüküm sürdüğü bir zamanda arkadaşlarından farklı olmak istemedi. Kendisine verilen somunların birini iâde etti ve bir daha da almadı.
Ne kadar saf ve berrak bir gönül… Şüphesiz ki Koca Seyit’in bu hâli, iman celâdetiyle, ihlâs ve samimiyetin müşahhas bir ifadesinden ibarettir
İHLÂSLA VERİLEN SADAKANIN FAZİLETİ
İhlâs, her işte tesirini gösterir. İnfâk edilen sadaka, hâlis niyetle verildiği takdirde, lâyık olmayan bir kimseye gitse bile onu veren, samimiyeti mukabilinde ecre nail olur.
İhlâsı nispetinde, verdiği kimselerde hayra doğru müspet temayüller meydana gelir. Bu hakikate Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle işâret buyurur:
“Vaktiyle bir adam:
«–Ben mutlakâ bir sadaka vereceğim.» dedi.
Geceleyin evinden sadakasını alıp çıktı ve onu bilmeden bir hırsızın eline tutuşturdu. Ertesi gün belde halkı:
«–(Hayret!) Bu gece bir hırsıza sadaka verilmiş!» diye konuşmaya başladı. Adam:
«–Allâh’ım! Sana hamd olsun. Ben bugün de bir sadaka vereceğim.» dedi.
Yine sadakasını alarak evinden çıktı ve onu (bu sefer de bilmeden) bir fâhişenin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk:
«–(Olur şey değil!) Bu gece bir fâhişeye sadaka verilmiş!» diye konuşmaya başladı. Adam:
«–Allâh’ım! Bir fâhişeye (de olsa) sadaka verdiğim için Sana hamd olsun. Ben mutlakâ yine sadaka vereceğim.» dedi.
(O gece, yine) sadakasını alıp evinden çıktı ve onu (bu defa da bilmeden) bir zenginin eline tutuşturdu. Ertesi gün halk:
«–(Bu ne iştir!) Bu gece de bir zengine sadaka verilmiş!» diye (hayretle) söylenmeye başladı. Adam:
«–Allâh’ım! Hırsıza, fâhişeye ve zengine (de olsa) sadaka verebildiğim için Sana hamd olsun.» dedi.
(Bu ihlâsı sebebiyle) uykusunda o adama:
«–Hırsıza verdiğin sadaka, belki onu yaptığı hırsızlıktan utandırıp vazgeçirecektir. Fâhişe, belki yaptığından pişman olup iffetli bir kadın olacaktır. Zengin de belki bundan ibret alıp Allâh’ın kendisine verdiği maldan muhtaçlara dağıtacaktır.» denildi.” (Buhârî, Zekât, 14)
İhlâs ve samimiyetin berekâtı.. Hadis-i Şerifte, kişinin sadaka verirken kalbinde taşıması gereken ihlâs ve samimiyete işaret edilmektedir. Ayrıca niyetin amelden daha hayırlı olduğu da ifade edilmektedir. Fakat buradan hareketle sadakayı rastgele dağıtmanın Faziletli bir iş olduğu da zannedilmemelidir. Bilâkis mü’min, sadaka ve zekâtını verirken, gerçekten muhtaç olanı, imkânı dâhilinde araştırmalı ve onu en lâyık olan kimselere vermeliydi.