Mehmet Bina

REHBER BİLGİLERİ

Mehmet Bina

ABDEST AZALARI PARLAKTIR
Ebû Hüreyre radıyallahü anh şöyle anlatıyor: 
Peygamber aleyhisselâm kabristana gelip buyurdu: 
— Selâm sizlere ey müminler topluluğunun diyarı! Ve biz de,,—Allah dilerse— muhakkak size ulaşacağız. Kardeşlerimizi görmeyi arzu ediyorum. 
— Ey Allah'ın Resulü, biz senin kardeşlerin değil miyiz? dediler. Peygamber aleyhisselâm: 
— Siz arkadaşlarımsınız. Kardeşlerimiz ise, henüz gelmemiş olanlardır. 
Bunun üzerine: 
— Ey Allah'ın Resulü, ümmetinden henüz gelmemiş olan kimseyi nasıl bilir ve tanırsın? diye sordular. Peygamber aleyhisselâm: 
— Bilmiyor musun ki, siyah atlar arasında yüzleri ve ayakları beyaz olan bir atın sahibi kendi atını bilmez, tanımaz mı? buyurdu. 
— Evet, Allah'ın Resulü tanır, dediler. Peygamber aleyhisselâm: 
— Çünkü onlar abdest sebebiyle yüzleri, el ve ayakları bembeyaz, parlak olarak gelirler. Ve ben de onları Havzın kenarında beklerim. Dikkat! Bazı kimseler benim Havzıma yaklaştırılmayacaktır. Haydi geliniz! diye çağıracağım. > 
— Onlar senden sonra değiştirdiler, denilecektir. 
Ben de: 
— Yazık onlara! Diyeceğim. 
(Müslim, Neseî)
ÜÇ KİŞİNİN MESCİDE GİRİŞİ
Ebû Vâkıd el Leysî anlatıyor: Peygamber aleyhisselâm insanlarla birlikte mescitte otururken hemen üç kişi yanına geliverdi. Bunlardan ikisi Peygamber'in huzuruna doğru yürüdü. Birisi ise dönüp gitti. Bu ikisi Peygamber aleyhisselâmın huzuruna gelince, bunlardan biri, cemaat arasında bulduğu boş yere oturdu, ikincisi ise, cemaatin arkasına oturdu. Üçüncüsü de oturmayıp döndü ve gitti. Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm mescitten ayrıldıktan sonra: 
Bu üç kişiyi size anlatayım mı, dedi. Ve ilâve etti: — Birincisi, Allah'a sığındı. Allah da onu ilim mescidinde oturmakla mükâfatlandırdı, ikincisi, Allah'tan haya etti, Peygamber'in meclisinde bulunanları sıkıştırıp rahatsız etmekten kaçındı. Allah da ,onu cezalandırmaktan kaçındı ve ona, ihsanda bulundu. Üçüncüsüne gelince, o yüz çevirdi. Allah da ondan yüz çevirdi, buyurdu. 
(Buharı, Müslim. Tirmizî, Neseî)
SEN BENİ BU ANA KADAR KİMİNLE BERABER ZANNEDERDİN?
Yavuz Sultan Selîm Han’ın nedimi Hasan Can şöyle anlatır:
"Yavuz'un sırtında şirpençe adı verilen bir çıban çıkmıştı! Çıban kısa zamanda büyüdü!
Bir delik hâline geldi! Öyle ki, yaranın içinden Yavuz'un ciğerini görüyorduk! Kendisi çok muzdaripti! Adeta yaralı bir aslan gibiydi! Acziyeti bir türlü kabullenemiyor, cengâverlerine taktik ve talimat vermeye devam ediyordu! Yanına yaklaştım! 
Bana kendi hâlini kastederek:
-Hasan Can, bu ne hâldir? Dedi. 
Ben de, artık fani yolculuğun sonuna gelmiş, baki hayatın başına ulaşmış olduğunu sezdiğim için gönlümü şimdiden yakan ayrılık hüznüyle: -Padişahım, artık Allahü Teâlâ ile beraber olma zamanınız herhâlde geldi! Dedim. 
Koca sultan döndü, yüzüme hayretle baktı:
"Hasan, Hasan! Sen beni bu ana kadar kiminle beraber zannederdin?  Cenâb-ı Hakk’a teveccühümde bir kusur mu müşahede eyledin? Dedi. Bu sözler karşısında mahcup olarak: -Hâşâ Sultanım! Öyle demek istemedim! 
Sadece içinde bulunduğunuz zamanın diğerlerinden farklı olduğunu beyan için ihtiyaten buna cüret edebildim! Dedim. 
Koca Sultan, artık bambaşka âlemlere dalmış vaziyette bana son hitabı olarak:
-Hasan! Sûre-i Yasin’i oku! Dedi. Nemli gözlerle tilâvete başladım!  "Selâm" ayetine geldiğim zaman muazzez ruhunu Rabbine teslim etti!"
Hayatlarında Allah ile beraber olmayanlar, ekseriyetle son nefeslerinde bu nimete mazhar olamazlar! Bu yüzden, güzel bir ölüm için hayatı gayeli kullanmak zaruridir! 
Ne mutlu ölüm gelmeden evvel rabbine dönebilenlere! 
ne mutlu şu gök kubbede hoş bir sadâ bırakarak ebediyete intikal edebilen Salih kullara!

Yazarın Diğer Yazıları