REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
Derviş, vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler. Şakir de “üzülme, Ya Hû, bu da geçer” der.
Derviş’in 7 sene sonra yolu yine o yöreye düşer. Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir. Halid birkaç sene önce vefat etmiş, ailesi olmadığı için de bütün mirasını en sadık hizmetkârı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır. Şakir, artık Halid’in konağında oturmaktadır. Çok geniş arazileri ve binlerce sığırı ile yine muhitin en zengin insanıdır.
Derviş, eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler ve yine aynı cevabı alır: “Ya Hû, bu da geçer.”
Bir zaman sonra Derviş yine Şakir’i arar. Köylüler ona bir tepeyi işaret ederler. Meğer tepede Şakir’in mezarı vardır ve taşında da “bu da geçer” yazılıdır. Derviş, “Ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider.
Ertesi sene Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner ama ortada ne tepe vardır ne de mezar… Büyük bir sel gelmiş ve tepeyi sıyırmış, Şakir’in mezarından geriye bir iz dahi kalmamıştır.
O aralar memleketin sultanı, kendisi için bir yüzük yaptırılmasını ve üzerine de bir yazı yazılmasını ister. Öyle bir yüzük ki, ona her baktığında; mutsuz ise ümidini tazelesin, mutlu olduğunda ise kendisini mutluluğun tembelliğine kaptırmaması lazım geldiğini hatırlatsın.
Memleketin dört bir yanına haber salınır. Hiç kimse, sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamaz. Sultanın adamları da ilim ehli Derviş’i bulup yardım isterler. Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir. Kısa bir süre sonra yüzük sultana takdim edilir. Sultan önce bir şey anlamaz; çünkü son derece sade bir yüzüktür bu. Sonra üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz tefekkür eder, düşünür ve sonra yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır:
Orada “bu da geçer Ya Hû” yazmaktadır.
HZ.MEVLANA’NIN ANLATIMIYLA ACELECİLİK VE YAVAŞLIK
Şüphe yok ki, yavaş iş Rahman’dan, acele iş de melun Şeytandandır.
Köpek bile önüne bir lokma atılınca önce koklar, sonra yer; O, burnu ile, biz ise aklımız ile koklarız…
Allah, insanı yavaş yavaş tam kırk yılda kemâl sahibi yapar, olgunlaştırır. (Senin de) istediğin şeyi yavaş yavaş, fakat sağlam bir şekilde yapman lâzım!
İşte bu yavaşlık, sana o işi iyice öğretmek içindir. Yavaşlık, Allah ışığıdır; çabukluk ise Şeytanın dürtmesinden meydana gelir. Hilâl, gerçekte noksanlık kabul etmez; görünüşteki bu noksanlık, yavaş yavaş dolunay haline gelmek, olgunluk kazanmak içindir. Ay, geceye, yavaş olma konusunda ders verir; sıkıntının yavaş yavaş aşılacağını
işaret eder ve şöyle der: “Ey ham, aceleci kişi! Dama dayanan merdivenden basamak basamak çıkılır. Ey tencere yavaş yavaş, ustaca kayna! Delice kaynayan yemek, lezzetli olmaz.”
Allah, âlemi bir kere “kün” (ol!) demekle yaratmaya gücü yetmez miydi Bundan şüphen mi var Peki bu yaratma niçin altı gün sürdü Her gün de tam bin yıl kadardı.
Niçin çocuk, dokuz ayda yaratılmakta Çünkü Allah’ın adeti bir şeyi yavaşlıkla yapmaktır. Neden Âdem’in yaratılması kırk sabah sürdü; o balçığı niçin yavaş yavaş insan haline getirdi (düşün)
(III/3497-3499, 3502, 3506, V/59, VI/1209-1216)