REHBER BİLGİLERİ
Mehmet Bina
KÂBE'DE NÖBET
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) gündüzlerini Islam'a davet faaliyetleri ile geçiriyordu. Geceleri ise Kâbe'de namaz kılarak ve duâ ederek, Allah zülcelâl velkemâl Hazretleri ile baş başa kalıyordu. Efendimiz ve ona ilk iman edenlerin hayatında, dini faaliyetlerin en yoğun olduğu zaman geceydi. Beş vakit namazın henüz farz olmadığı bu süre içerisinde, Müslümanlar gece namazı kılıyorlardı. Rasûlullah (s.a.v.) beş vakit namazın farz olmasından sonra bile bütün hayatı boyunca geceyi ihya edecekti.
Efendimize ilk iman eden gençlerden Hz. Ali ve Zeyd, Kureyş müşriklerinin bu gece vakitlerinde Peygamberimize zarar vereceğinden endişeliydiler. Canlarından çok sevdikleri, O'nun bir tatlı bakışına her şeylerini vereceklerini, Sevgililer Sevgili'sine bir zarar verilmesinden daha ağır ne olabilir ki!?
Hz. Ali ve Zeyd durumu kendi aralarında konuşup bir karar aldılar: "Bundan sonra gece kalkacağız ve Rasûlullah'a (s.a.v.) kimsenin zarar vermemesi için etrafı kolaçan edeceğiz."
Ertesi gece, bir süre uyuduktan sonra sabaha yakın bir vakitte Efendimiz (s.a.v.) kalktı. Abdestini alarak Kutsal Ev'e doğru ilerlemeye başladı. Bir ara Hz. Ali ve Zeyd'in kendisini takip ettiğini fark edince onlara dönerek: -Sabah vakti nereye böyle? diye sordu. Onlar da asıl niyetlerini söylemek zorunda kaldılar: - Size bir zarar gelmesinden korkuyoruz. Siz Ibâdetle meşgul olurken biz de etrafı kolaçan edeceğiz.
Peygamberimiz (s.a.v.) onların gösterdikleri fedakârlığa çok memnun oldu. Gül çehresinde, tatlı bir tebessüm belirdi. Hz. Ali ve Zeyd için, Rasûlullah'ın kendilerinden razı olması, ödüllerin en büyüğü idi. Onun rızasının Allah Teâlâ'nın rızâsı olduğunu çok iyi biliyorlardı.
MESCİD-İ HARAM'IN MÜEZZİNİ
Peygamber Efendimiz, (s.a.v) Taif kuşatmasından dönüyorsun. Ci'RANE denen yerde namaz vakti girmişti. Bir müezzin ezan okumaya başladı. Henüz Müslüman olmamış, aralarında Ebû Mahzûre adında bir gencin de bulunduğu Kureyşli on genç, müezzinle alay etmek istediler. Gönlü kin dolu olan Ebû Mahzûre, onu taklit ederek kötü bir şekilde yüksek sesle ezan okumaya başladı. Bu ezana ve müezzine karşı büyük bir saygısızlıktı. Olanları Efendimiz (s.a.v) görmüştü. Onun yanlış davranışı karşısında, rahmet Peygamberi Efendimizin tavrı, onu bataklıktan nasıl kurtardığı, bizim için büyük bir örnekti. Efendimiz öncelikle gençleri yanına çağırdı. Hepsine tek tek ezan okuttu. Ebû Mahzûre'yi de dinlendi sesini beğendiğini söyleyerek başını okşadı. Ebû Mahzûre'ye, yaptığı saygısızlık karşısında, kendisine bir şey söylemeyip üstelik sesinin beğendiğini söylemesi, kalbindeki kin duygularını yok etmeye yetmişti. Efendimiz (s.a.v.) ona ayrıca namaz vakti gelince de ezan okutarak taltif etti. Ezanı bitirip huzura gelen Ebû Mahzûre'ye bir miktar harçlık verdi ve kendisine dua etti. Ebû Mahzûre bir kendi kötü muamelesini, bir de Rasûlullah'ın müstesna iyi olan muamelesini düşündü. Efendimiz'e hayranlığı bir kat daha artmıştı. İslam'a büyük bir sevgi duymaya başlamıştı. Rasûlullahın (s.a.v.) huzurunda, kelime-i şehadet getirerek Müslüman olduğunu açıkladı. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) de onu, Mescid-i Haram'a müezzin olarak tayin etti.